Misafir Defteri
Misafir defterini imzalayın 
































































































2792
misafir girişi
yusuf
27 Mart 2008 19:17 | istanbul
selamunaleykum ben gazi mustafa kemalin izinde olan bir gencim,hacam ama dinimede bir okadar sahip çıkarımçünkü herşeyden önce biz müslümanız.diceğim oki mustafa kemali sevmek dinsiz demek deyildir allah onun sevgisiyle kaşbimi dolduruyor isteseydi onu aklıma bile getirmezdi.allaha emanet olun
oktay0052
27 Mart 2008 15:08 | istanbul
selamun aleyküm,sayın hocam sizden bir ricam olacak mümkünse saman yolu tv'de vaazleriniz herzaman olsun.sadece ramazan ayında olmasını ben şahsen yetersiz buluyorum.sağlığınıza duacıyım.allaha ısmarladık.
sümeyya
27 Mart 2008 13:55 | ızmır
sızı yanlış anlıyor ve dusuncelerım yanlış ise hakkınızı helal edın , bu sınavı kazanmam icin cok duaya ıhtıyacım var
Salih Emre
27 Mart 2008 11:02 | Ankara
Sevgili büyüğümüz sizi gördüğüm ve sesinizi duyduğum zaman sanki siz Allah Resulunun yanından gelmişsiniz gibi bir his oluyor içimde ve güzel gözlerinizden akan nur damlaları benim için dayanılmaz oluyor.Yüce Rabbime şükürler olsunki çağın 2.eşsiz güzelini yine bizim memleketimize vermiş.Sizi çok seviyoruz dualarınıza her zaman muhtacız.Allah yar ve yardımcınız olsun.
Hüseyin
27 Mart 2008 09:31 | Manisa/Turgutlu-Urganlı Kasabası
Selamun Aleyküm Sevgili saygıdeğer, çok değerli hocamız.
Size nasıl yaziym sesleniym bilemiyorum ama ben sizi çok seviyorum Rabbim sizden ebeden razı olsun inşAllahüteala.
Biz Manisa/Turgutlu-Urganlı Kasabası'da oturuyoruz.
Öz Dayım Hasan Yalçınkaya gençlik zamanlarında Fevzi Daaşkan abi ile sizin İzmir'deki sohbetlerinize gelirmiş çok kez...
Her iş çıkışlarında sohbetlerinizi kaçırmazmış.
Hatta çok değerli anneniz ile benim annem Urganlı Kasabasında aynı sohbette bulunmuş aynı havayı teneffüs etmişler.
Rabbime ne kadar şükretsem az ki bu hizmetin kenarında köşesinde faydasız bir kıtmir olmaya layık görülmüşüz böyle bile olsa içinde bi köşesindeyiz ya bu şeref ve mutluluk bana yeter değerli hocam...
Sadece çarşamba ve perşembe akşamları bile olsa şakirt abilerimizle aynı havayı teneffüs ederek bamtelisohbetlerinizi izlemek ne büyük kazanç, ne büyük mutluluk, ne büyük şeref...
Rabbiteâla c.c. sizden ebeden razı olsun inşAllahüteala...
Rabbim size, hizmetimize ve çok değerli abilerimize şakirtlere yardım eylesin inşAllahüteala...
(âmin)
Size nasıl yaziym sesleniym bilemiyorum ama ben sizi çok seviyorum Rabbim sizden ebeden razı olsun inşAllahüteala.
Biz Manisa/Turgutlu-Urganlı Kasabası'da oturuyoruz.
Öz Dayım Hasan Yalçınkaya gençlik zamanlarında Fevzi Daaşkan abi ile sizin İzmir'deki sohbetlerinize gelirmiş çok kez...
Her iş çıkışlarında sohbetlerinizi kaçırmazmış.
Hatta çok değerli anneniz ile benim annem Urganlı Kasabasında aynı sohbette bulunmuş aynı havayı teneffüs etmişler.
Rabbime ne kadar şükretsem az ki bu hizmetin kenarında köşesinde faydasız bir kıtmir olmaya layık görülmüşüz böyle bile olsa içinde bi köşesindeyiz ya bu şeref ve mutluluk bana yeter değerli hocam...
Sadece çarşamba ve perşembe akşamları bile olsa şakirt abilerimizle aynı havayı teneffüs ederek bamtelisohbetlerinizi izlemek ne büyük kazanç, ne büyük mutluluk, ne büyük şeref...
Rabbiteâla c.c. sizden ebeden razı olsun inşAllahüteala...
Rabbim size, hizmetimize ve çok değerli abilerimize şakirtlere yardım eylesin inşAllahüteala...
(âmin)
nur
27 Mart 2008 07:41 | bodrum
canım hocam sizi hasretle bekliyoruz tüm dualarımız sizinle sizlerde bizlere duacısınız allahıma emenet olun bodrumdan sizlere gönül dolusu sevgiler
emir hamza
26 Mart 2008 22:18 | İSTANBUL
s.aleykum hocam sizi cok seviyorum dualarnıza ihtiyacım var gerçekten! bide bir sorum olacak bu maili okuyan arkadaşlar var ise veya bilen! allah rızası için cvplarsa cok sevinirim! zamanın sahibi dedikleri kimdir bir tanemidir nerdedir ulaşılamazmı nasıl bulunuur cvp verirlerse cok sevinirim allah razı olsun gönülden baglı olana ve olmayanlarıda ıslah eylesin gerçekten artık imanla ölmek cok zor
hakan
26 Mart 2008 18:43 | a
s.a hocam sizden bana hakkınızı helal etmenizi isteyecem, önceleri sizi anlayamamıştım ve yanlış sözler kullandım hakkınızda lütfen bana hakkınızı helal edin hocam
abdullah kara
26 Mart 2008 18:29 | istanbul
Biliyorumki,kendiliğinizden hareket etmiyorsunuz...Bu hasret bitsin,dön artık,özledik seni desekte..O'nun (cc) izni ve rızası olmadan nasıl yaprak kımıldamaz ise,sende izni olmadan gelmessin hocam...Yüreğin vatan sevgisi ile dolu...bizim yüreklerimiz ise senin sevgi ve özleminle dolu...yıldabir kez olsun seni görebilenler ne kadar şanslı..belki bzim kavuşmamız ötelere kaldı...bunada razıyız..ötelerde ayrı kalmamak ümidi ile ellerinizden hasretle öpüyoruz efendim...
sevgi
26 Mart 2008 13:49 |
Okyonuslar ötesindeki sevgiliye selamlar olsun.Talabeniz olabilmek duasıyla...
Sultan Şahan
26 Mart 2008 13:33 | k.maraş
Hocam sizi çok özledik. Dualarınızı bekliyoruz. Allah razı olsun.. selametle
halenur
26 Mart 2008 12:21 | bolu
EFENDİMİZ'E ASHAB-I KİRAM'I''BİZ SENİN KARDEŞLERİN DEĞİL MİYİZ?DEMİŞLERDİ DE,O;''SİZ BİLAKİS BENİM ARKADAŞLARIMSINIZ.BENİM KARDEŞLERİM O KİMSELERDİR Kİ,BENİ GÖRMEDEN BANA İMAN EDERLER.BENONLARA MÜŞTAKİM,ONLARI GÖRMEK İÇİN ÖZLEM İÇİNDEYİM.''DEMİŞTİ.
halenur
26 Mart 2008 12:11 | bolu
selamun aleykum dedem nasılsın seni çok özledim
Mümine
26 Mart 2008 11:10 | Türkiye- İzmir
Ben GAZİ Mustafa Kemal ATATÜRK ün izindeyim. müslüman olup olmamam kimseyi ilgilendirmez sadece ben ve ALLAH bilir bunu. Bu sitede ne işin var diyen olabilir diye, baştan cevap vereyim. Merak ettim ve gördüm buraya da yazmadan gecemedim.
EMİNE
26 Mart 2008 09:28 | ANKARA
SİTEYİ HAZIRLAYANLARA TEŞEKKÜR EDERİM DUALARDA OLMAK DİLEĞİYLE
miyase
26 Mart 2008 07:07 | eskişehir
TÜM İNSANLARA DİNİMİZİ ÖĞRETEREK TAM BİR HOŞNUTLUKLAR YAPIYORSUNUZ SİZİN OKULLARINIZDAN MEZUN OLDUM ÇOK GÜZEL BİR ŞEKİLDE EĞİTİM GÖRDÜK SOHBETLERİMİZDE HEP SİZİN PARÇALARINIZ OLURDU
Bülent
25 Mart 2008 21:35 | muş
Selamün Aleyküm. sevgili hocam inşallah sağlığınız iyidir. Allah(c.c) sizlerden ebediyyen razı olsun. Sizi tanımadan önce hayatım bana zindan olmuştu. çünkü bir sıkıntım vardı ebeveylerimle. sizin bir sohbetinizi (anne-baba hakkı) dinledikten sonra hemencik çözüldü ve o zaman üniversitedeydim annem ve babamdan uzaktım. İzledikten sonra hemen onlara kavuşma arzusu duydum ve hemen telefonla arayarak hal hatırlarını sordum.
Hocam şu sıralar bir sıkıntı içindeyim. Yeni evlendim fakat bir sürü problem yaşadım. şimdi bu sıkıntılarımın hayırlısıyla sona ermesi için duanızda bana yer lutfedebilir misiniz?
Sevgili hocamız sizleri hiç görmedim çok görmek istiyorum ve müsaadenizle mübarek ellerinizden öpmek istiyorum.
hürmetle ellerinizden öperim. İnşallah sağlığınız yerine gelir. Sağlıcakla kalın efendim.Amin.Amin.Amin.
Hocam şu sıralar bir sıkıntı içindeyim. Yeni evlendim fakat bir sürü problem yaşadım. şimdi bu sıkıntılarımın hayırlısıyla sona ermesi için duanızda bana yer lutfedebilir misiniz?
Sevgili hocamız sizleri hiç görmedim çok görmek istiyorum ve müsaadenizle mübarek ellerinizden öpmek istiyorum.
hürmetle ellerinizden öperim. İnşallah sağlığınız yerine gelir. Sağlıcakla kalın efendim.Amin.Amin.Amin.
TALHA
25 Mart 2008 21:09 | istanbul
selam aleyküm bu siteyi yapmakla değerli hocamızla bi nebze hasret gidere bilmek bizi cok mutlu etti saygılarımla allaha emanet olun
esmer
25 Mart 2008 17:11 | evim
EY HOCALAR HOCAAI SENŞ ÇOK AMA ÇOK
SEVİYORUM DİLERİM AHİRETTEDE DE EN GÜZEL YERLERDE AĞIRLANIRSIN
SEVİYORUM DİLERİM AHİRETTEDE DE EN GÜZEL YERLERDE AĞIRLANIRSIN
leyla
25 Mart 2008 11:51 | erzincan
selamün aleylküm hocam nasılsınız inşallah iyisinizdir.banada allah rızası için dualarınızda yer verin.bekarım ve işim yok.ailemde son zamanlarda sıkıntı içinde.mutsuzum.güzel yüreginize canınıza yüce allah saglık versin.allah razı olsun sizden
esin ünsür
25 Mart 2008 10:40 | istanbul
s.a hocam ben sizden benim için dua etmenizi istiycem benim istediğim dua ise dinimizin yolunda ilerliyebilmek ama bana bir türlü nasip olmuyor, büyüklerimiz gibi yaşamak en büyük arzum.
sefa güngör
24 Mart 2008 18:56 | ankara
Gençlere yönelik eğitim ve hayat kalitesine katkılarınızdan dolayı minnettarız.
saygılarımla.
saygılarımla.
fatih ortatepe
24 Mart 2008 18:14 | izmir
hocam ALLAH(CC) sizden razı olsun.islam emanetinin bekçisi nasıl olur o tabirin yasayan örneğisiniz.dualarınızı bizden eksik etmeyin.ALLAH(CC) yar ve yardımcınız olsun.
fatih ortatepe
24 Mart 2008 18:02 | izmir
sayın hocam ALLAH(CC) sizden razı olsun.gençliğimin baharında sahabeyi tanıyıp RESÜLULLAH(SAV) sevgisi kazanmama vesile oldunuz.umarım bu dünyada size yapınlan haksızlıkların karşılıgını öbür dünyada alırsınız.biz gençleri dualarınızdan mahrum bırakmayın hocam.ayrıca öss'ye hazırlanıyorum ismen dua ederseniz cok mutlu olurum hocam.ALLAH (CC) yar ve yardımcınız olsun hocam sizi cok seviyoruz ve en yakın zamanda memleketimizde görmek istiyoruz.selamun aleyküm...
Neşet TORLAK
24 Mart 2008 06:17 | Erzincan ( kırıkkale )
"Risale-i Nur’da Ahlâk" Mevzuuna Kısa Bir Bakış
Cemiyetlerin maddî ve manevî kalkınması, asâyişi, huzuru ve refahı, fertlerinin ahlakî yapısıyla yakından ilgilidir.
Gazete havadisleri veya bizzat karşılaşılan hadiseler vesilesi ile, cemiyetteki bazı insanların ahlâkî zaaflarından sadece "dert yanmakla" kalınır ve gereği yapılmazsa, şikayet sebepleri ortadan kalkmaz ve şikayetler devam edip gider. "Kırk gün karanlıktan şikayet etmektense, bir gün bir mum yakmak daha hayırlıdır."
İnsanların ferdî ve içtimaî meselelerinin odak noktasında bulunan ahlâk, çok geniş ve çok mühim bir mevzudur. İnsanlara ahlâk olarak neyi, niçin ve nasıl telkin etmek gerektiği, ferdî ve içtimaî hastalıkları önlemek ve gidermek için iyi bilinmeli ve iyi yapılmalıdır.
İnsanların maddî hastalıkları için nasıl mütehassıs hekimlere müracaat ediliyorsa, manevî hastalıkları için de, bu sahada ulaşılabilecek en iyi mütehassıs araştırılmalı; onun teşhis ve tedavi usulleri dikkate alınmalıdır.
Beşeriyetin en yüksek temsilcisi olan Peygamberimiz (a.s.m.), ahlâk hususunda da en önde gelen rehberimizdir. "Ben ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim", "İslâm güzel ahlâktan ibarettir" gibi hadis-i şerifleriyle ahlâkın mahiyetine ve ehemmiyetine dikkatimizi çeken Resululllah'ın (a.s.m.) ahlâkının nasıl olduğu sorulduğunda Aişe validemiz; "Onun ahlâkı Kur'an ahlâkıydı" şeklinde kısa ve tatminkâr bir cevabı vermeyi kafi görmüştür. Bediüzzaman da, "Yaşayan Kur'an" olan Peygamberimizi (a.s.m.) anlayabilmemiz için, onu "Rabbimizi bize tarif eden üç büyük küllî muarriften biri" olarak tanıtmağa çalıştığı Risale-i Nur eserlerinde, aynı zamanda bize en mühim ahlâk derslerini de vermiş olmaktadır.
Ahlâkı çeşitli bakış açılarından ele alan çok sayıda kitap vardır. Ahlâkın temeli semavî dinler ve onlar arasında da asliyetini bozulmadan muhafaza etmiş olan İslâm dinidir. İnsanı kâinatın misal-i musağğarı (kâinatın küçültülmüş bir misali), eşref-i mahlukât ve arzın halifesi olarak yaratan Allah (c.c.) elbette uyması için ona yapması ve yapmaması icap edenleri de bildirmiştir ki, bunlar da âyetler ve hadisler başta olmak üzere İslâmî kaynaklarda mevcuttur. Bu sebeple, ahlâk mevzuundaki İslâm dışı çeşitli felsefî görüşlerde boğulmamalı; İslâm ahlâkı üzerinde durulmalı; İslâm ahlâkının bilhassa Peygamberimizin (a.s.m.) örnekliğiyle lâyıkı ile tanıtılması yolunda mesai sarf edilmelidir.
Bediüzzaman Said Nursi, âyet ve hadislerden süzülmüş manâlar halinde İslâm ahlâkı ile ilgili olarak eserlerinde geniş olarak bahsetmiştir. Bunlardan, kısaca ve özet olarak misal verebileceğimiz bazı mevzular şunlardır:
1- Güzel şeylerimiz gayrimüslimler eline geçtiği gibi, Batı ülkelerinin bize güzel görünen bazı ahlâkî hususiyetleri de semavî dinlerden ve bilhassa İslâm dininden alınmıştır. Sanki İslâm'ın yüksek ahlâkının bir kısmı İslâm ülkelerinde revaç bulmadığından darılıp onlara gitmiş ve onların bir kısım ahlâksızlıkları da, kendileri içinde çok revaç bulmadığından, İslâm ülkelerinin ahlâkî değerler pazarına getirilmiştir.
2- Bir ülkenin ilerleyebilmesinde en sağlam esaslardan biri olan; "Ben ölsem milletim sağ olsun. Çünkü milletimin içinde bir hayat-ı bakiyem var." düşüncesi, aslında din-i Hak'dan ve iman hakikatlerinden çıkar; onun asıl kaynağı İslâmî imandır. Buna tamamen zıt olan, "Benden sonra tufan" kötü seciyesiyle yaşayan bir adam; "Ben susuzluktan ölsem, hiç yağmur bir daha dünyaya gelmesin. Eğer ben saadet görmesem, dünya istediği kadar bozulsun." diyebilir ki, âhireti bilmemekten ve dinsizlikten çıkan bu sözler, insan cemiyetleri için manevî bir zehir gibidir ve cemiyetlerin içine düştüğü zaaf ve sefaletin de başlıca sebebidir. Çünkü, herkesin millet menfaatini düşünmeyip, şahsî menfaatini düşünmesi halinde, bin adam bir adam hükmüne düşer. Ruhuyla, canıyla, fikriyle ve vicdanıyla; "Biz ölsek hakikat dini İslâmiyet hayattadır, milletim sağ olsun; sevab-ı uhrevî bana kafidir. Milletimin hayatındaki manevî hayatım beni yaşattırır, âlem-i ulvîde beni mütelezziz eder." diyebilenlerin teşkil ettikleri insan cemiyetlerinin yüksek özellikleri ve bunların semereleri, tarihin şahadetiyle de sabittir. Bu yüksek haslet, aslında hakikî dindarlığın, İslâm dininin muktezasıdır ve cemiyetimizin maddî ve manevî bir çok hastalıklarına karşı bir deva hükmündedir. Bunun gibi, ahlâkın esası olan ahlâk-ı İslâmiye'yi lâyıkı vechile, mantıkî, ilmî, delilleriyle tanıtmak, hem fertlerin hem de onların teşkil ettikleri cemiyetlerin ve bütün küre-i arzın sulhu, sükûnu, huzuru, refahı ve saadeti için büyük bir ihtiyaçtır.
3- Bediüzzaman, Peygamberimizin (a.s.m.) gençliğinden itibaren taşıdığı "Muhammedü'l-Emîn" sıfatına da dikkati çekerek, insan ahlâkının inşasında her şeyden önce ve ona lazım olan "doğruluk" üzerinde ısrarla durur ve küllî bir hakikatin, cüzleri ile münasebetini göstererek gerekçelerini açıklar. Doğruluğun, niçin içtimaî hayatımızın esası olduğunu, küfrün bütün çeşitleriyle yalan; imanın ise doğruluk olduğunu, bu sırra binaen doğruluk ve yalancılık arasında hadsiz bir mesafe olduğunu, şark ve garp kadar birbirinden uzak olması icap ettiğini, nâr ve nur gibi birbirine girmemesi lazım geldiğini, doğruluğu içimizde ihya edip onunla manevî hastalıklarımızı tedavi etmemizin zaruri olduğunu, zihinlere kabul ettirecek bir mana genişliği ile beyan eder.
4- Bediüzzaman'ın insanların ahlâkî eğitimi mevzuunda yapılacak çalışmalar için üzerinde ehemmiyetle durup dikkat çektiği diğer mühim bir mevzu, fertlerde âhiret akîdesinin tesisine ve kuvvetlenmesine çalışmaktır. Ahiret akidesinin ruhî faydalarının ve içtimaî hayattaki müspet neticelerinin pek çok olduğundan bahsederek buna dair misaller verir ve insan hayatının, içtimaî hayatının, saadetinin ve kemalinin esasını ahiret akidesinin teşkil ettiğini belirtir. Bediüzzaman, bu mühim mevzuu Kur'an-ı Kerim'in üçte birini teşkil eden haşir meselesi ile ilgili ayetlerden ve hadislerden süzülmüş manalar halinde aklî, mantıkî deliller göstererek gerekçeleriyle geniş bir şekilde açıklar. Bu açıklamalarında insan cemiyetlerindeki gençlerin, çocukların, ihtiyarların ve insan cemiyetlerinin en küçük birimi olan ailenin ahiret inancı yönünden durumlarını ayrı ayrı ele alır ve tahlil eder. Onun bu tahlillerini özetlersek:
a) İçtimaî hayatta dinamik unsur olan gençlerin şiddetli galeyana gelebilen hislerini, ifratkâr nefis ve arzularını, tecavüzlerden, zulümlerden, tahribattan koruyan ve içtimaî hayatın iyi cereyanını temin eden yalnız Cehennem fikri olabilir. Cehennem endişesi olmazsa, "el-hükmü li'l-galip" kaidesiyle, sarhoş delikanlılar, hevesleri peşinde zayıflara dünyayı cehenneme çevirebilirler ve yüksek insaniyeti gayet süflî bir hayvaniyete dönüştürebilirler.
b) Çocuklar, gayet mukavemetsiz olan ruhî mizaçlarında, ancak Cennet fikriyle bir ümit bulup, etraflarında kendileri gibi çocukların ve büyüklerin ölümleri karşısında tahammül gösterebilirler.
c) İhtiyarlar, ölüm ve yok olmak fikrinden gelen dehşetli yeise karşı, ancak dünyadaki ölümlerinden sonra, âhirette bâki hayata kavuşmak ümidiyle mukabele edebilirler.
d) Aile hayatının saadeti, hakikî hürmet ve samimî merhamete dayanır. Dünya hayatında evlilikle kısacık bir beraberlikten sonra ebedî bir ayrılığa uğrayan arkadaşlık, esassız, muvakkat, hayvan gibi bir cinsî rikkat, sun'î bir hürmet ve merhamet verebilir. Hayvanlarda olduğu gibi, başka menfaatler ve diğer galip hisler, o hürmet ve merhameti mağlûp edip, o dünya cennetini cehenneme çevirebilir.
Özetle verilen bu misallerde görüldüğü gibi, âhiret akidesinin neticeleri insanlardan çıkınca, aslında çok yüksek ve mühim olan insaniyetin mahiyeti murdar bir ceset hükmüne dönüşebildiğinden, Bediüzzaman ahlâk mevzuunda cemiyet üzerinde müessir olmaya çalışılırken, insanın ferdî ve içtimai hayatının, saadetinin, kemâlinin esasını teşkil eden âhiret akidesini, haşri, vicdanlarda ve şuurlarda yerleştirmeye çalışmanın önemine dikkati çeker.
5- Bediüzzaman, kâinatta dindarlık ile dinsizliğin Hz. Âdem (a.s.) zamanından beri cereyan edip geldiğini ve kıyamete kadar devam edeceğini belirterek, insanları dindarlık saflarına davet eder.
6- Dinsizliğe karşı dindarlığın bu zamanda takip edebileceği en selâmetli bir yol ve hareket tarzının, aynen ihtiyar bir annenin şefkatle evlâdını tehlikeden kurtarmak için yılmadan ve hiç vazgeçmeden fedakârane didinmesi gibi, akılları tenvîr ve kalpleri mutmaîn etmek için yılmadan feragatle ve şefkatle yapılacak "nuranî bir müdafaa" olabileceğini söyler.
7- Felsefe-i tabiiyenin karanlık fikirleriyle, medeniyetin kötülüklerini iyilik zannederek insanlık âlemini sefahate ve dalâlete sevk eden Avrupa'nın bozuk kısmının tesiri altında, bütün dünyanın ve bilhassa İslâm âleminin ekser yerlerinde dinin, çeşitli tazyikler altında tutulmakta veya ihmâle uğramakta olduğuna dikkati çeker.
8- Buna rağmen, dindarların, zalim düşmanlarına ve dinde alâkasızlara karşı her çareye başvurarak haklarını müdafaa ve hâkimiyetlerini idame ettirmek ve dinde alâkasızlığı kırmak için, aynen zalimlerin tarzında, izafî adaletle iktifa, siyaset topuzuyla hareket ve menfî bir şekilde maddî ve manevî tahripten kaçınmayarak boğuşmaya atılmalarının; çekici, fakat pek tehlikeli, gürültülü ve korkulu olup kazanç ihtimâli az, fakat zarar ihtimâli pek fazla bir yol olduğunu ve bundan sakınılması gerektiğini belirtir.
9- Bu durumda, tam ve mutlak adâlet dersiyle, içtimâî hayatta emniyet, selâmet, insaf, uhuvvet ve muhabbeti temin edip Kur'ânî ve nuranî ispatlarla insanları ikna ve irşad etmek suretiyle, Hak yolunda tamirci ve müsbet bir tarzda çalışmayı tavsiye eder.
10- "Vazifemiz hizmettir. Muvaffakiyet, muzafferiyet vazifemiz değildir. O, vazife-i İlâhiyedir. Vazife-i İlâhiyeye karışmak haddimiz değil." diyerek her dindarlığın özü olan ihlâsla, Allah rızası için, îman hakikatlerine hizmet etmekte maddî muvaffakiyeti esas tutmamak ve sırf uhrevî neticeye müteveccih olmak gerektiği şeklinde verdiği çok mühim ölçüyle hareket edilmesinin önemini ısrarla vurgular.
11- Anarşi ve terör, maalesef asrımızın gündemden düşmeyen bir belası olmaya devam etmektedir. Anarşi ve terörün sebepleri, önlenmesi ve giderilmesiyle alâkalı çok mühim ferdî ve içtimaî ahlâk reçeteleri veren Bediüzzaman'ın, bu hususta mahkeme müdafaalarında da tekrarladığı mühim bir ahlâkî reçetesi vardır:
"Bu milletin ve bu vatanın hayat-ı içtimaiyesini anarşilikten kurtarmak ve büyük tehlikelerden halâs etmek için beş esas lâzımdır ve zarurîdir:
Birincisi: Merhamet
İkincisi: Hürmet
Üçüncüsü: Emniyet
Dördüncüsü: Haramı helali bilip haramdan çekinmek
Beşincisi: Serseriliği bırakıp itaat etmektir."
Bediüzzaman'ın bu ahlâk reçetesinin her bir maddesinin ayrı ayrı çok iyi tahlil edilip anlamaya ve anlatılmaya, kabule ve kabul ettirilmeye, yaşamaya ve yaşatılmaya çalışılmasının, ferdî ve içtimaî ahlâkımıza katkı ve faydası çok büyük olabilir.
12- Asrımızdaki ahlâkî meselelerin bir kısmının da, "aşk" kelimesine yüklenen bazı yanlış, sadece nefsanî ve eksik manalarla ilgili olduğu inkâr edilemez. Bediüzzaman, Risale-i Nur'da "şiddetli muhabbet" dediği aşkın hakikî olanının dersini de verir. Bu kelimeyi en büyük günahlardan zinanın ve ona yakın günahların kılıfı veya çeşitli kitle iletişim vasıtalarında reyting, yazılı basın ve neşriyatta da yüksek tiraj ve rantiyecilikle maddî menfaat için istismar malzemesi olarak kullananlara mukabil o, aşkın hakikîsini ve en yüksek manâda olanını açıklar. Aşkın, öncelikle ona en lâyık ve hakikî mâşuk olan Allah'a (c.c.) ve ondan sonra da Allah'ın (c.c.) hesabına O'nun mahlukâtına ve mutlaka meşru dairede olması gerektiğinden geniş şekilde bahsederek, bunun aksinin tehlikelerine dikkat çeker. Şefkatin, aşktan da üstün bir his olduğunu ve mesleğinin dört esasının ilkini teşkil ettiğini belirtir.
13- Türkiye'deki Batılılaşma hareketinin ilk dönemlerinde, öz manevî değerlerimizi hafife alıp, bilim ve teknikte bizi geçmiş Avrupa ve Amerika ülkelerine karşı marazî bir aşağılık duygusunu hissedenler ve bunu içinde bulundukları cemiyette, dehşetli bir manevî hastalık halinde başkalarına da bulaştırmaya çalışanlar, maalesef olmuştur. İslâmiyet hakikatleri, hem manen hem de maddeten terakkiye vesile olduğu halde; "Din terakkiye manidir" teranesiyle yapılan hakikat tahrifâtıyla, dinî inançlarına bağlılık gösteren Müslüman halkımız hafife alınmış, hor görülmüş ve yıllarca tedirgin edilmiştir. Maalesef halkımızdan bu tahrifata kapılanlar da olmuş ve hakikat dini olan İslâm'dan koparak hem kendilerinin hem de onları taklit ile aldananların ebedî hayatlarını mahvetmişlerdir.
Temelleri ve kaynakları bakımından hakikatte yine İslâm'ın malı olan fen ve sanatı, tevhid nuruyla yoğurarak, Kur'an'ın bahsettiği tefekkür ve mana-yı harfî nazarıyla, yani onun sanatkârı ve ustası namı ile onlara bakmaya ve baktırmaya çalışmak, ferdî ve içtimaî ahlâkımızın çok mühim hedeflerinden biri olmalıdır. O dehşetli manevî buhran devirlerinde yaşamış ve maneviyatları, ebedî hayatları mahvolan o nesli görmüş olan Bediüzzaman, ahlâk problemimizin bu yönü üzerinde de fevkalade müessir ve mükemmel yapıcı faaliyetleri göstermiş; yüz binlerce kişinin imanlarının ve ebedî hayatlarının kurtulmasına vesile olmuştur.
Netice olarak, Risale-i Nur eserlerinde Kur'an ve hadislerden süzülmüş manalar halinde en mühim hakikatleri anlayışımıza yaklaştırmaya çalışıp bizim istifademize sunarak -kendi tabiriyle- bu mevzuda "tercümanlık" yapan Bediüzzaman'ın, eserlerindeki imanî ve diğer hususlar yanında, yukarıda kısa ve özet olarak vermeye çalıştığımız bazı örneklerdeki gibi, insanlığa ders verdiği ahlakî prensipleri de anlamaya ve tatbike çalışmak, asrımız insanlarının çok mühim bir ihtiyacıdır.
Öz
Cemiyetlerin maddî ve manevî kalkınması, asâyişi, huzuru ve refahı, fertlerinin ahlakî yapısıyla yakından ilgilidir.
İnsanların ferdî ve içtimaî meselelerinin odak noktasında bulunan ahlak, çok geniş ve çok mühim bir konudur. İnsanlara ahlak olarak neyi, niçin ve nasıl telkin etmek gerektiği, ferdî ve içtimaî hastalıkları önlemek ve gidermek için iyi bilinmeli ve iyi yapılmalıdır.
Bu çalışmada Bediüzzaman Said Nursi'nin, eserlerinde genişçe olarak bahsettiği ahlak konusuyla ilgili görüşleri kısaca özetlenmektedir.
NEŞET TORLAK
Cemiyetlerin maddî ve manevî kalkınması, asâyişi, huzuru ve refahı, fertlerinin ahlakî yapısıyla yakından ilgilidir.
Gazete havadisleri veya bizzat karşılaşılan hadiseler vesilesi ile, cemiyetteki bazı insanların ahlâkî zaaflarından sadece "dert yanmakla" kalınır ve gereği yapılmazsa, şikayet sebepleri ortadan kalkmaz ve şikayetler devam edip gider. "Kırk gün karanlıktan şikayet etmektense, bir gün bir mum yakmak daha hayırlıdır."
İnsanların ferdî ve içtimaî meselelerinin odak noktasında bulunan ahlâk, çok geniş ve çok mühim bir mevzudur. İnsanlara ahlâk olarak neyi, niçin ve nasıl telkin etmek gerektiği, ferdî ve içtimaî hastalıkları önlemek ve gidermek için iyi bilinmeli ve iyi yapılmalıdır.
İnsanların maddî hastalıkları için nasıl mütehassıs hekimlere müracaat ediliyorsa, manevî hastalıkları için de, bu sahada ulaşılabilecek en iyi mütehassıs araştırılmalı; onun teşhis ve tedavi usulleri dikkate alınmalıdır.
Beşeriyetin en yüksek temsilcisi olan Peygamberimiz (a.s.m.), ahlâk hususunda da en önde gelen rehberimizdir. "Ben ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim", "İslâm güzel ahlâktan ibarettir" gibi hadis-i şerifleriyle ahlâkın mahiyetine ve ehemmiyetine dikkatimizi çeken Resululllah'ın (a.s.m.) ahlâkının nasıl olduğu sorulduğunda Aişe validemiz; "Onun ahlâkı Kur'an ahlâkıydı" şeklinde kısa ve tatminkâr bir cevabı vermeyi kafi görmüştür. Bediüzzaman da, "Yaşayan Kur'an" olan Peygamberimizi (a.s.m.) anlayabilmemiz için, onu "Rabbimizi bize tarif eden üç büyük küllî muarriften biri" olarak tanıtmağa çalıştığı Risale-i Nur eserlerinde, aynı zamanda bize en mühim ahlâk derslerini de vermiş olmaktadır.
Ahlâkı çeşitli bakış açılarından ele alan çok sayıda kitap vardır. Ahlâkın temeli semavî dinler ve onlar arasında da asliyetini bozulmadan muhafaza etmiş olan İslâm dinidir. İnsanı kâinatın misal-i musağğarı (kâinatın küçültülmüş bir misali), eşref-i mahlukât ve arzın halifesi olarak yaratan Allah (c.c.) elbette uyması için ona yapması ve yapmaması icap edenleri de bildirmiştir ki, bunlar da âyetler ve hadisler başta olmak üzere İslâmî kaynaklarda mevcuttur. Bu sebeple, ahlâk mevzuundaki İslâm dışı çeşitli felsefî görüşlerde boğulmamalı; İslâm ahlâkı üzerinde durulmalı; İslâm ahlâkının bilhassa Peygamberimizin (a.s.m.) örnekliğiyle lâyıkı ile tanıtılması yolunda mesai sarf edilmelidir.
Bediüzzaman Said Nursi, âyet ve hadislerden süzülmüş manâlar halinde İslâm ahlâkı ile ilgili olarak eserlerinde geniş olarak bahsetmiştir. Bunlardan, kısaca ve özet olarak misal verebileceğimiz bazı mevzular şunlardır:
1- Güzel şeylerimiz gayrimüslimler eline geçtiği gibi, Batı ülkelerinin bize güzel görünen bazı ahlâkî hususiyetleri de semavî dinlerden ve bilhassa İslâm dininden alınmıştır. Sanki İslâm'ın yüksek ahlâkının bir kısmı İslâm ülkelerinde revaç bulmadığından darılıp onlara gitmiş ve onların bir kısım ahlâksızlıkları da, kendileri içinde çok revaç bulmadığından, İslâm ülkelerinin ahlâkî değerler pazarına getirilmiştir.
2- Bir ülkenin ilerleyebilmesinde en sağlam esaslardan biri olan; "Ben ölsem milletim sağ olsun. Çünkü milletimin içinde bir hayat-ı bakiyem var." düşüncesi, aslında din-i Hak'dan ve iman hakikatlerinden çıkar; onun asıl kaynağı İslâmî imandır. Buna tamamen zıt olan, "Benden sonra tufan" kötü seciyesiyle yaşayan bir adam; "Ben susuzluktan ölsem, hiç yağmur bir daha dünyaya gelmesin. Eğer ben saadet görmesem, dünya istediği kadar bozulsun." diyebilir ki, âhireti bilmemekten ve dinsizlikten çıkan bu sözler, insan cemiyetleri için manevî bir zehir gibidir ve cemiyetlerin içine düştüğü zaaf ve sefaletin de başlıca sebebidir. Çünkü, herkesin millet menfaatini düşünmeyip, şahsî menfaatini düşünmesi halinde, bin adam bir adam hükmüne düşer. Ruhuyla, canıyla, fikriyle ve vicdanıyla; "Biz ölsek hakikat dini İslâmiyet hayattadır, milletim sağ olsun; sevab-ı uhrevî bana kafidir. Milletimin hayatındaki manevî hayatım beni yaşattırır, âlem-i ulvîde beni mütelezziz eder." diyebilenlerin teşkil ettikleri insan cemiyetlerinin yüksek özellikleri ve bunların semereleri, tarihin şahadetiyle de sabittir. Bu yüksek haslet, aslında hakikî dindarlığın, İslâm dininin muktezasıdır ve cemiyetimizin maddî ve manevî bir çok hastalıklarına karşı bir deva hükmündedir. Bunun gibi, ahlâkın esası olan ahlâk-ı İslâmiye'yi lâyıkı vechile, mantıkî, ilmî, delilleriyle tanıtmak, hem fertlerin hem de onların teşkil ettikleri cemiyetlerin ve bütün küre-i arzın sulhu, sükûnu, huzuru, refahı ve saadeti için büyük bir ihtiyaçtır.
3- Bediüzzaman, Peygamberimizin (a.s.m.) gençliğinden itibaren taşıdığı "Muhammedü'l-Emîn" sıfatına da dikkati çekerek, insan ahlâkının inşasında her şeyden önce ve ona lazım olan "doğruluk" üzerinde ısrarla durur ve küllî bir hakikatin, cüzleri ile münasebetini göstererek gerekçelerini açıklar. Doğruluğun, niçin içtimaî hayatımızın esası olduğunu, küfrün bütün çeşitleriyle yalan; imanın ise doğruluk olduğunu, bu sırra binaen doğruluk ve yalancılık arasında hadsiz bir mesafe olduğunu, şark ve garp kadar birbirinden uzak olması icap ettiğini, nâr ve nur gibi birbirine girmemesi lazım geldiğini, doğruluğu içimizde ihya edip onunla manevî hastalıklarımızı tedavi etmemizin zaruri olduğunu, zihinlere kabul ettirecek bir mana genişliği ile beyan eder.
4- Bediüzzaman'ın insanların ahlâkî eğitimi mevzuunda yapılacak çalışmalar için üzerinde ehemmiyetle durup dikkat çektiği diğer mühim bir mevzu, fertlerde âhiret akîdesinin tesisine ve kuvvetlenmesine çalışmaktır. Ahiret akidesinin ruhî faydalarının ve içtimaî hayattaki müspet neticelerinin pek çok olduğundan bahsederek buna dair misaller verir ve insan hayatının, içtimaî hayatının, saadetinin ve kemalinin esasını ahiret akidesinin teşkil ettiğini belirtir. Bediüzzaman, bu mühim mevzuu Kur'an-ı Kerim'in üçte birini teşkil eden haşir meselesi ile ilgili ayetlerden ve hadislerden süzülmüş manalar halinde aklî, mantıkî deliller göstererek gerekçeleriyle geniş bir şekilde açıklar. Bu açıklamalarında insan cemiyetlerindeki gençlerin, çocukların, ihtiyarların ve insan cemiyetlerinin en küçük birimi olan ailenin ahiret inancı yönünden durumlarını ayrı ayrı ele alır ve tahlil eder. Onun bu tahlillerini özetlersek:
a) İçtimaî hayatta dinamik unsur olan gençlerin şiddetli galeyana gelebilen hislerini, ifratkâr nefis ve arzularını, tecavüzlerden, zulümlerden, tahribattan koruyan ve içtimaî hayatın iyi cereyanını temin eden yalnız Cehennem fikri olabilir. Cehennem endişesi olmazsa, "el-hükmü li'l-galip" kaidesiyle, sarhoş delikanlılar, hevesleri peşinde zayıflara dünyayı cehenneme çevirebilirler ve yüksek insaniyeti gayet süflî bir hayvaniyete dönüştürebilirler.
b) Çocuklar, gayet mukavemetsiz olan ruhî mizaçlarında, ancak Cennet fikriyle bir ümit bulup, etraflarında kendileri gibi çocukların ve büyüklerin ölümleri karşısında tahammül gösterebilirler.
c) İhtiyarlar, ölüm ve yok olmak fikrinden gelen dehşetli yeise karşı, ancak dünyadaki ölümlerinden sonra, âhirette bâki hayata kavuşmak ümidiyle mukabele edebilirler.
d) Aile hayatının saadeti, hakikî hürmet ve samimî merhamete dayanır. Dünya hayatında evlilikle kısacık bir beraberlikten sonra ebedî bir ayrılığa uğrayan arkadaşlık, esassız, muvakkat, hayvan gibi bir cinsî rikkat, sun'î bir hürmet ve merhamet verebilir. Hayvanlarda olduğu gibi, başka menfaatler ve diğer galip hisler, o hürmet ve merhameti mağlûp edip, o dünya cennetini cehenneme çevirebilir.
Özetle verilen bu misallerde görüldüğü gibi, âhiret akidesinin neticeleri insanlardan çıkınca, aslında çok yüksek ve mühim olan insaniyetin mahiyeti murdar bir ceset hükmüne dönüşebildiğinden, Bediüzzaman ahlâk mevzuunda cemiyet üzerinde müessir olmaya çalışılırken, insanın ferdî ve içtimai hayatının, saadetinin, kemâlinin esasını teşkil eden âhiret akidesini, haşri, vicdanlarda ve şuurlarda yerleştirmeye çalışmanın önemine dikkati çeker.
5- Bediüzzaman, kâinatta dindarlık ile dinsizliğin Hz. Âdem (a.s.) zamanından beri cereyan edip geldiğini ve kıyamete kadar devam edeceğini belirterek, insanları dindarlık saflarına davet eder.
6- Dinsizliğe karşı dindarlığın bu zamanda takip edebileceği en selâmetli bir yol ve hareket tarzının, aynen ihtiyar bir annenin şefkatle evlâdını tehlikeden kurtarmak için yılmadan ve hiç vazgeçmeden fedakârane didinmesi gibi, akılları tenvîr ve kalpleri mutmaîn etmek için yılmadan feragatle ve şefkatle yapılacak "nuranî bir müdafaa" olabileceğini söyler.
7- Felsefe-i tabiiyenin karanlık fikirleriyle, medeniyetin kötülüklerini iyilik zannederek insanlık âlemini sefahate ve dalâlete sevk eden Avrupa'nın bozuk kısmının tesiri altında, bütün dünyanın ve bilhassa İslâm âleminin ekser yerlerinde dinin, çeşitli tazyikler altında tutulmakta veya ihmâle uğramakta olduğuna dikkati çeker.
8- Buna rağmen, dindarların, zalim düşmanlarına ve dinde alâkasızlara karşı her çareye başvurarak haklarını müdafaa ve hâkimiyetlerini idame ettirmek ve dinde alâkasızlığı kırmak için, aynen zalimlerin tarzında, izafî adaletle iktifa, siyaset topuzuyla hareket ve menfî bir şekilde maddî ve manevî tahripten kaçınmayarak boğuşmaya atılmalarının; çekici, fakat pek tehlikeli, gürültülü ve korkulu olup kazanç ihtimâli az, fakat zarar ihtimâli pek fazla bir yol olduğunu ve bundan sakınılması gerektiğini belirtir.
9- Bu durumda, tam ve mutlak adâlet dersiyle, içtimâî hayatta emniyet, selâmet, insaf, uhuvvet ve muhabbeti temin edip Kur'ânî ve nuranî ispatlarla insanları ikna ve irşad etmek suretiyle, Hak yolunda tamirci ve müsbet bir tarzda çalışmayı tavsiye eder.
10- "Vazifemiz hizmettir. Muvaffakiyet, muzafferiyet vazifemiz değildir. O, vazife-i İlâhiyedir. Vazife-i İlâhiyeye karışmak haddimiz değil." diyerek her dindarlığın özü olan ihlâsla, Allah rızası için, îman hakikatlerine hizmet etmekte maddî muvaffakiyeti esas tutmamak ve sırf uhrevî neticeye müteveccih olmak gerektiği şeklinde verdiği çok mühim ölçüyle hareket edilmesinin önemini ısrarla vurgular.
11- Anarşi ve terör, maalesef asrımızın gündemden düşmeyen bir belası olmaya devam etmektedir. Anarşi ve terörün sebepleri, önlenmesi ve giderilmesiyle alâkalı çok mühim ferdî ve içtimaî ahlâk reçeteleri veren Bediüzzaman'ın, bu hususta mahkeme müdafaalarında da tekrarladığı mühim bir ahlâkî reçetesi vardır:
"Bu milletin ve bu vatanın hayat-ı içtimaiyesini anarşilikten kurtarmak ve büyük tehlikelerden halâs etmek için beş esas lâzımdır ve zarurîdir:
Birincisi: Merhamet
İkincisi: Hürmet
Üçüncüsü: Emniyet
Dördüncüsü: Haramı helali bilip haramdan çekinmek
Beşincisi: Serseriliği bırakıp itaat etmektir."
Bediüzzaman'ın bu ahlâk reçetesinin her bir maddesinin ayrı ayrı çok iyi tahlil edilip anlamaya ve anlatılmaya, kabule ve kabul ettirilmeye, yaşamaya ve yaşatılmaya çalışılmasının, ferdî ve içtimaî ahlâkımıza katkı ve faydası çok büyük olabilir.
12- Asrımızdaki ahlâkî meselelerin bir kısmının da, "aşk" kelimesine yüklenen bazı yanlış, sadece nefsanî ve eksik manalarla ilgili olduğu inkâr edilemez. Bediüzzaman, Risale-i Nur'da "şiddetli muhabbet" dediği aşkın hakikî olanının dersini de verir. Bu kelimeyi en büyük günahlardan zinanın ve ona yakın günahların kılıfı veya çeşitli kitle iletişim vasıtalarında reyting, yazılı basın ve neşriyatta da yüksek tiraj ve rantiyecilikle maddî menfaat için istismar malzemesi olarak kullananlara mukabil o, aşkın hakikîsini ve en yüksek manâda olanını açıklar. Aşkın, öncelikle ona en lâyık ve hakikî mâşuk olan Allah'a (c.c.) ve ondan sonra da Allah'ın (c.c.) hesabına O'nun mahlukâtına ve mutlaka meşru dairede olması gerektiğinden geniş şekilde bahsederek, bunun aksinin tehlikelerine dikkat çeker. Şefkatin, aşktan da üstün bir his olduğunu ve mesleğinin dört esasının ilkini teşkil ettiğini belirtir.
13- Türkiye'deki Batılılaşma hareketinin ilk dönemlerinde, öz manevî değerlerimizi hafife alıp, bilim ve teknikte bizi geçmiş Avrupa ve Amerika ülkelerine karşı marazî bir aşağılık duygusunu hissedenler ve bunu içinde bulundukları cemiyette, dehşetli bir manevî hastalık halinde başkalarına da bulaştırmaya çalışanlar, maalesef olmuştur. İslâmiyet hakikatleri, hem manen hem de maddeten terakkiye vesile olduğu halde; "Din terakkiye manidir" teranesiyle yapılan hakikat tahrifâtıyla, dinî inançlarına bağlılık gösteren Müslüman halkımız hafife alınmış, hor görülmüş ve yıllarca tedirgin edilmiştir. Maalesef halkımızdan bu tahrifata kapılanlar da olmuş ve hakikat dini olan İslâm'dan koparak hem kendilerinin hem de onları taklit ile aldananların ebedî hayatlarını mahvetmişlerdir.
Temelleri ve kaynakları bakımından hakikatte yine İslâm'ın malı olan fen ve sanatı, tevhid nuruyla yoğurarak, Kur'an'ın bahsettiği tefekkür ve mana-yı harfî nazarıyla, yani onun sanatkârı ve ustası namı ile onlara bakmaya ve baktırmaya çalışmak, ferdî ve içtimaî ahlâkımızın çok mühim hedeflerinden biri olmalıdır. O dehşetli manevî buhran devirlerinde yaşamış ve maneviyatları, ebedî hayatları mahvolan o nesli görmüş olan Bediüzzaman, ahlâk problemimizin bu yönü üzerinde de fevkalade müessir ve mükemmel yapıcı faaliyetleri göstermiş; yüz binlerce kişinin imanlarının ve ebedî hayatlarının kurtulmasına vesile olmuştur.
Netice olarak, Risale-i Nur eserlerinde Kur'an ve hadislerden süzülmüş manalar halinde en mühim hakikatleri anlayışımıza yaklaştırmaya çalışıp bizim istifademize sunarak -kendi tabiriyle- bu mevzuda "tercümanlık" yapan Bediüzzaman'ın, eserlerindeki imanî ve diğer hususlar yanında, yukarıda kısa ve özet olarak vermeye çalıştığımız bazı örneklerdeki gibi, insanlığa ders verdiği ahlakî prensipleri de anlamaya ve tatbike çalışmak, asrımız insanlarının çok mühim bir ihtiyacıdır.
Öz
Cemiyetlerin maddî ve manevî kalkınması, asâyişi, huzuru ve refahı, fertlerinin ahlakî yapısıyla yakından ilgilidir.
İnsanların ferdî ve içtimaî meselelerinin odak noktasında bulunan ahlak, çok geniş ve çok mühim bir konudur. İnsanlara ahlak olarak neyi, niçin ve nasıl telkin etmek gerektiği, ferdî ve içtimaî hastalıkları önlemek ve gidermek için iyi bilinmeli ve iyi yapılmalıdır.
Bu çalışmada Bediüzzaman Said Nursi'nin, eserlerinde genişçe olarak bahsettiği ahlak konusuyla ilgili görüşleri kısaca özetlenmektedir.
NEŞET TORLAK
hilmi toker
23 Mart 2008 23:07 | antalya
selamünaleyküm değerli hocam nasılsınız inşallah iyisinizdir hocam ben sizden benim için allah rızası için dua etmenizi rica ediyorum bekar olduğum için bana allahı hütalanın kalbime göre hayırlısını vermesi için şimdiden allah sizden razı olsun allahcc yar ve yardımcınız olsun
ilkay
23 Mart 2008 22:34 | ordu
s.a hocam.siteniz tek kelimeyle hizmet...küçük dünyam adlı kitabınızı okudum gözyaşlarıyla.inanın size ve sizin gibi hizmet insanlarına sevgim saygım sonsuz.Allah sizin gibileri eksik etmesin müminlerin başından.ayrıca eski kitaplarınızın çoğunu okudum çok faydalandım.ama küçük dünyam yarım kalmış devamını bekliyorum sabırsızlıkla.ve vatana dönmenizi inşaallah.S.A..
fatih
23 Mart 2008 20:59 | ş. urfa
Hep karanlıklar ardında sinede yaşanacak değilya sevgiler, elbet birgün açığada çıkar zamanı gelince o katıksız içten dosta muhabbetler
derya
23 Mart 2008 16:34 | ankara
s.a. sizi yeni tanıdım televizyonlardan tanırdım önce ama öyle değilmişsiniz.hakkınızı helal edin hakkınızda cok yanlıs şeyler söyledim.Rabbim inşallah sizi kasetlerinizde anlattığınız sevgiliye kavuşturur.
Nevzat
23 Mart 2008 11:54 | ıgdır
slm ben 17 yaşında bir gencim ben öss ye hazırlanıyorum ve bu bizim kavgamız ben elimden geleneni islamiyet için yapacagım zaten yapmasam ne yaşıyotum bu dünyada.. ben hocamın hocaların hocası M. fefullah hocamın yolundayım.. Allahın rahmeti üzerinize olsun
2792
misafir girişi





