| Fethullah Gülen Gene Hedefte |
|
|
| Nazlı Ilıcak, Takvim | |
| 30.06.2006 | |
|
Tuncay Özkan'ın Kanal Türk televizyonunda, iki akşam üst üste, Nurettin Veren'in Fethullah Gülen'e saldırıları yayınlandı. Veren, bir zamanlar, Gülen ile gönül beraberliği içindeydi. Şimdi ise, ona yakın olmaktan dolayı duyduğu pişmanlığı dile getiriyor. Veren'in Gülen aleyhindeki bu cümleleri pek samimi bir itiraf gibi görünmüyor... Sanki kuyruk acısı varmış gibi davranıyor. *** Veren, dün kendisine hakaret yağdıran kalemlerden bugün medet umuyor. Meselâ Cumhuriyet gazetesinden Hikmet Çetinkaya, 1995 yılındaki Kazakistan ziyaretini şöyle anlatıyordu: "Kaldığımız Marco Polo Oteli'nde hesabı herkesin kendisinin ödeyeceği duyuruldu. Ben hesabı ödedim; hemen arkamda duran Veren hesabı ödemeden dışarı çıktı. Parayı Dışişleri Bakanlığı Protokol Genel Müdür Yardımcısı Ataman Yalgın 'Lânet olsun' deyip, ödedi. Başbakanlık Başmüşaviri Mehmet Bican, ertesi gün Veren'i sıkıştırıp 600 doları aldı. Meğer Özbekistan gezisinde de parasını ödememiş." *** Bayram değil, seyran değil, Kanal Türk neden eski bir yemeği ısıtıp soframıza sürüyor diye düşündüm. Galiba, Tayyip Erdoğan'ı Fethullah Gülen üzerinden de vurmak istiyorlar. Oysa tam tersine Gülen cemaati, Başbakan'a kırgın bile. Bu 3.5 yıl içinde ne okullarına uğramış, ne davetlerine katılmış. Nurettin Veren, Fethullah Gülen'in Amerika'da yaşamasına içerlemiş görünüyor. Aslında içerlenecek konu, devletin işi gücü bırakıp Fethullah Gülen'le uğraşması ve onu, yurt dışında yaşamaya mahkûm etmesi. Gülen 15 Temmuz'da gelebilirdi. Fakat, gerginlik doğar endişesiyle, bu planından vazgeçti. İstihbarat kaynakları kuvvetli olan Gülen, Cumhurbaşkanı seçimi öncesi ülkeyi karıştırmak isteyenlerin, kendisini malzeme olarak kullanacağının farkında. Ağır Ceza Mahkemesi'nin Gülen hakkında verdiği beraat kararının bozulması için savcının Yargıtay'a başvurması dahi, devletin halâ Gülen'le uğraşmaktan vazgeçmediğinin bir delili. Ya buraya gelse de gözaltına alınsa, Tayyip Erdoğan'ın başı ağrımaz mı? Malûm Türkiye'de "devlet" ayrı, "hükûmet" ayrı. Gülen'i sevenler için söylüyorum: Merak etmeyin az kaldı. Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrasında Fethullah Gülen'i Türkiye'de görebiliriz. Dinlerarası Diyalog Fethullah Gülen cemaati "dinlerarası diyaloğa" önem veriyor. Medeniyetler uzlaşmasını arzu eden herkes için, bu görüş makûl sayılmalı öyle değil mi? Ama hayır. Yıldız Teknik Üniversitesi Çağdaş Eğitim Vakfı Sempozyumu'na katılan Tuncay Özkan, bu işe çok kızmış. Bakın neler söylüyor: "...Şimdi dinlerarası diyalog diye bir şey var. Onların Allah'ı ile benim Allah'ım anlaşamıyor. 'La ilâhe illallah Muhammedun Resullullah' diyen herkes, Hz. İsa'yı peygamber olarak kabul eder. Ama onlar benim dinimi ve peygamberimi sapkın sayıyor. Şimdi hangi Allah'la nereye gideceğiz? Fethullah Gülen, dinlerarası diyalog yapıyor. Bunları, Kemalistler finanse ediyor. Diyorlar ki, al bu parayı git bizim Allah'ımızla onların Allah'ını buluştur. Tanıştır; anlaşsınlar. Küreselleşmede yeni bir tanrı arayışı var. Bu yeni Allah'ın Kudüs'te beyaz eşeğin sırtına binerek dünyayı kurtaracağına iman edeceksiniz. Yeni kurtarıcı kim olacak? İsa Mesih dönecek mi, yukarıda mı kalacak?" Eski Fethullahçı Nurettin Veren de, tıpkı Tuncay Özkan gibi, dinlerarası diyaloğu ve "Mesih" beklentisini diline dolamış. Gülen, günün birinde Hz. İsa'nın dünyaya yeniden geleceğini söyleyerek, İbrahimi dinleri (Musevilik, Hristiyanlık ve İslâmiyet birbirine yakınlaştırmaya, hatta bütünleştirmeye çalışıyormuş. Çünkü buna, küreselleşmenin ihtiyacı varmış. Fethullah Gülen küreselleşmeden yana; dinlerarası diyalog ile hoşgörüyü savunuyor. Diğerleri, Haçlı Seferleri'nden kalma bir çatışmayı "Senin Allah'ın", "Benim Allah'ım" gibi rencide edici cümlelerle ortaya koyuyorlar. Acaba kim çağdaş siz karar verin! |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







