| Şeytan'ın Üç Gömleği |
|
|
| Abdülkadir Süphandağı, fgulen.com | |
| 13.07.2006 | |
|
Geçtiğimiz Pazar günü Zaman Gazetesi'nin Pazar eki Turkuaz'da Dr. Senai Demirci'nin "Yusufun üç gömleği" isimli enfes bir yazısı vardı. Bu yazıyı okuyunca aklımıza birden şerrin temsilcisi şeytanın da üç gömleği olduğu geldi. Tabi şeytanın bu kulvarda yalnız olmadığı da kesin. Bütün bu gömlek değişimlerini o ve avaneleri birlikte yapıyorlar. Şeytanın üç gömleği olunca elbette ki avanelerinin de üç gömleği olacaktır. Aslında burada üç gömlek kesretten kinaye, yani onlar hayatları boyunca nice yüz gömlekler değiştirmişlerdir ama biz sadece üç ana gömlek üzerinde duralım istedik. Bütün hayatlarını gömlek değiştirmekle ve değiştirdikleri her bir gömlekten sonra bir önceki gömleklerini kötülemeye başlayan, yerden yere vurmaya başlayan insanların aynı kare ve sahnelerde el ele görülmeleri de aslında onların fıtrat birliklerine oldukça uygun bir durum. Bu yüzden ehli kalb olanlarca da doğrusu pek yadırganmıyor, çünkü bu durum onların şanına daha çok yakışan bir şeydir. Hiç olmazsa şimdiye kadar asla görünmeyen yüzleriyle, gerçek ruh halleriyle ilk defa insanların karşısına çıkmışlardır. Şeytan'nın birinci gömleği alabildiğine saf ve temiz bir şekilde Allah'a ibadet ettiği, Onu tespih ve tenzih etmiş olduğu "Hammadun" yani Allah çok hamd eden anlamında hammadunların giymiş olduğu gömleğidir. Şeytan adeta uç kutupta dolaşan, sürekli sürpriz yapmaya bayılan ve asla olmayacakların boş sevdasına kapılan "ben yaptım, ben ettim" şeklinde ortaya çıkan kibrinden dolayı ebedi kaybedenlerin atası sayılıyor. Şimdi gelin isterseniz ayetler ışığında şeytan'ın Hammadun gömleğini atıp kibrinden şeytanlaşmasını ve ondan sonra bu kibre eklenen hırsının onu getirdiği noktaya göz atalım: "Sizi Biz yarattık, sonra size şekil verdik. Peşinden de meleklere: "Haydi, hürmet için secde edin Âdem'e!" dedik. Onların hepsi hemen secde ettiler, yalnız İblis dayattı. Secde edenlerden olmadı." (7-11) Burası çok önemli bir nokta. Şeytan'ın daha tam olarak ebedi kaybedenlerden olmadığı dönem. Yani bu dönem tövbe edip yaptığından pişman olduğu takdirde belki affedilme şansına sahip olacağı bir dönem. Kibir gömleğinin yeni giyildiği rahmetten ebediyen soyutlandığı döneme girilmeyen dönem. Bu dönem sonrası ise ayetlerde şöyle ifade ediliyor. "Allah buyurdu: "Söyle bakayım, Sana emrettiğim halde, secde etmene mani nedir?" İblis: "Ben ondan daha üstünüm; çünkü Sen beni ateşten, onu ise bir çamur parçasından yarattın." (7-12) "Çabuk in oradan!" buyurdu Allah, "Öyle orada kurulup da büyüklük taslamak senin haddin değildir. Çabuk çık, çünkü sen alçağın tekisin!" (7-13) Yani bu aslında O'na "Haydi git, ipini bıraktık senin, elinden geleni ardına koyma, kiminle istersen işbirliği yap, hangi yalan ve iftiraları yapacaksan sakın çekinme yap. Alabildiğine bir kibir ve gurur içersinde daha önce yaptığın işleri! Anlatarak ben yaptım, ben ettim, en büyük benim, dolayısıyla en büyük payda benim, saygı gösterilip secde edilecekse bana edilmeli, sevilecek biri varsa ben sevilmeliyim" diye bilme izninin verilmesinden başka bir şey değildi. Bundan sonrası zaten 3. gömleğin yani onu şimdiye kadar yaptıklarının aksini söylemeye, şimdiye kadar asla dost olmadığı çevrelerle dost olmaya, şimdiye kadar kendisine ölümüne düşmanlık yapanların kulvarına atarak ebedi kaybedenler yapan uğursuz bir gömleği giymesine vesile olan gömleğini giydiği dönemdir. Şimdi bu dönemle ilgili ayetlere bakalım. "Bana, onların diriltilecekleri kıyamet gününe kadar mühlet verir misin?" dedi. (7-14) Allah: "Haydi, sen mühlet verilenlerdensin!" buyurdu. (7-15) O'na bu izni veren yüce Allah, şeytanın azdıracağına dair yemin ettiği kullarına da Şeytandan ve avanelerinden "Rabbi eûzü bike min hemezâti'ş şeyâtîn ve eûzü bike Rabbi en yahdurûn -Ya Rabbi, şeytanların vesveselerinden, onların başıma üşüşmelerinden sana sığınırım!" (Mü'minun, 23/9798)" şeklinde buyurarak bize onun şerrinden korunmanın yollarını öğretiyor. Gömleği giyen, ipi boynuna geçiren şeytanın sonraki ifadeleri de ilginçtir. "Öyle ise" dedi, "Sen beni azgınlığa mahkûm ettiğin için, ben de onları gözetlemek üzere Senin doğru yolunun üzerinde pusu kurup oturacağım." "Sonra onların gâh önlerinden, gâh arkalarından, gâh sağlarından, gâh sollarından sokulacağım, vesvese verip pusu kuracağım, Sen de onların ekserisini şükreden kullar bulmayacaksın!" (7-16,17) Ya sonrası! Sonrası malum işte. Bütün insanlığın başbelası olan ve olmaya devam edenler, onun istediği bu izin ve ona verilen bu mühlet yüzünden günümüze kadar insanları azdırmaya, hak ve hakikati çarpıtmaya, iftira ve karalamalarla Allah dostlarına düşmanlığa devam ediyor. Şeytan böyle olunca avaneleri de aynı yolları takip etmek zorundalar. Allah şeytana mühlet verdiği gibi seytanın dostlarına da "Haydi, sen mühlet verilenlerdensin!" diyerek mühlet veriyor. Şeytanın dostları da aynı ataları gibi Allah'ın bu tavrına karşı "Sen beni azgınlığa mahkûm ettiğin için, ben de onları gözetlemek üzere Senin doğru yolunun üzerinde pusu kurup oturacağım." "Sonra onların gâh önlerinden, gâh arkalarından, gâh sağlarından, gâh sollarından sokulacağım, vesvese verip pusu kuracağım, Sen de onların ekserisini şükreden kullar bulmayacaksın!" şeklinde verdiği ahdine uygun bir çevre için sürekli koşturup duruyor. Evet bütün alem şahittir ki şeytan Allah'a verdiği sözü bütün avaneleriyle birlikte çok şahane bir şekilde yerine getiriyor. Gah önden, gah arkadan iftira atıp duruyor. Gah sağdan gah soldan adamlar bularak saldırıyor. Bulduğu herkese vesvese vererek her yandan pusu kuruyor. O elinden ne geliyorsa yapsın, ardına koymasın. Büyük bir ihlas ve samimiyetle Allah için gayret gösterenlere Allah'ın bir müjdesi daha var. "Şeytanın hilesi, cidden zayıftır." (Nisa, 76 ) Yani siz samimi iseniz, bırakın onu kendi kin ve gayzından parçalansın. Ne kadar tuzak kurarsa kursun, ne kadar yalan ve iftiralarda bulunursa bulunsun, ne kadar kendisine benzer dost ve yardımcı bulursa bulsun. Bunların hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur. Neden yoktur? Sorusunun cevabını "Şeytanın hilesi cidden zayıftır" diye Kur'an veriyor. Kur'an ayrıca bu konuda heva ve hevesine uyarak hak ve hakikati terk edenler hakkında başka misaller de veriyor. Veriyor ki sonradan gelen insanlar şeytanın iğvasına kapılıp kaybedenlerden olmasın. Ama buna rağmen maalesef şeytan üzerine düşeni yaparak yandaşlarını çoğaltıyor. İşte o kötü örneklerden biri yine Araf suresinde şöyle anlatılıyor: "Onlara, kendisine âyetlerimiz hakkında ilim nasip ettiğimiz kimsenin de kıssasını anlat: Evet, o adam bu ilme rağmen o âyetlerin çerçevesinden sıyrıldı, şeytan da onu peşine taktı, derken azgınlardan biri olup çıktı. Eğer dileseydik, onu o âyetler sayesinde yüksek bir mevkiye çıkarırdık, lâkin o yere saplandı ve hevasının esiri oldu. Onun hali tıpkı köpeğin durumuna benzer: Üzerine varsan da dilini sarkıtıp solur; kendi haline bıraksan da yine dilini salar solur! İşte bu, tıpkı âyetlerimizi yalan sayan kimselerin misalidir. Sen olayı onlara anlat, olur ki düşünüp kendilerine çekidüzen verirler. (7-175,176) Kur'an'ın umulur ki diyerek hala umut bağladığı yerde her şeye rağmen bize düşen de bu umulur ki ifadesinden gelen bereketi beklemek." Bu olayın devamını anlatan Kur'an umulur ki ifadesinin yerini bulmadığını yani o adamın bu umudu boşa çıkararak şeytana yoldaş olduğunu belirttiği yerde olayın pişmanlığını yine o adamın dilinden şöyle enfes bir anlatımla veriyor. "O gün zalim, parmaklarını ısırır "Eyvah!" der, "keşke o Peygamberle birlikte bir yol tutsaydım! Eyvah! Keşke falanı dost edinmeseydim! Vallahi bana gelen öğütten (Kur'ândan) beni o uzaklaştırdı. Zaten şeytan, insanı işte böyle uçuruma sürükleyip sonra da yüzüstü, yalnız bırakır." (25-27, 29) Hocaefendi şeytan ve dostlarından bahsederken "Allah Teâlâ, şeytanın şerrinden hepimizi muhafaza buyursun." Diyerek öncelikle onun şerrinden Allah'a sığınıyor ve ardından bunun nasıl yapılması gerektiği konusunda da şu ifadeleri kullanıyor. "Günde bin defa "Rabbi eûzü bike min hemezâti'ş şeyâtîn ve eûzü bike Rabbi en yahdurûn -Ya Rabbi, şeytanların vesveselerinden, onların başıma üşüşmelerinden sana sığınırım!" (Mü'minun, 23/9798) desek yine de az söylemiş oluruz." Çünkü şeytan çok hile ve oyun biliyor. Hiç kimse onun oynadığı satrançta onunla başa çıkamaz. Fakat, Allah'ın inayeti olursa şeytanın eli-kolu bağlanır. Zira, o sadece insanların gönlüne vesvese tohumları atar, şerre sebebiyet verir. Ama, işin hâlıkı, yaratıcısı o değildir. Hayrı da şerri de, nuru da karanlığı da yaratan Allah'tır. Şeytana bir iş izafe etmek, onun hakkında "yaptı, etti" demek, bir şeyler becerdiğini söylemek ve ondan bahsedip üzerinde durmak tehlikeli olabilir. Bu durumda şeytan, -bir hadis-i şerifte işaret buyurulduğu gibi- şişer, kabarır. Esas olan, -Allah'a itimat ve güvenimizin ifadesi olarak- Allah'ın sonsuz havl ve kuvveti karşısında şeytanın tesirsizliğini; salih kullara hiçbir zarar veremeyeceğini düşünmek ve ona karşı sağlam durmaktır. Yani, bir bizim tavrımız açısından, bir de onun yaratılış hikmeti, misyonu açısından meseleye bakmak lazımdır. "O şimdiye kadar hiçbir zaman, asıl hüviyetiyle kimsenin karşısına çıkmadı. İnsanlık onu hep değişik maskelerle ve başka başka şekillerde gördü. Şimdi ise çeşitli doktrinleri kullanarak bütün beşeri içine alabilecek en korkunç oyununu oynamak istiyor. İnsanla başlayan Mefisto-Faust oyunu henüz bitmiş değildir." Evet dostlar oyun bitmiş değildir, ama Kuran bu konuda da kesin hükmünü şu ifadelerle veriyor. "Çünkü o iftiracılar şeytanlara kulak verirler, esasen onların çoğu yalancıdırlar. (26-223) Atalarımız ne güzel ifade buyurmuş. "Yalancının mumu yatsıya kadar yanar." |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|








