Yaşar Tunagür Hoca'nın Dilinden Bediüzzaman ve Hocaefendi Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 7
Kötüİyi 
Tahir Taner, fgulen.com   
02.10.2006

7 Nisan 2006. Bu tarih önemli gördüğüm hadiseleri yazdığım defterime not düşeceğim tarihlerden biriydi. Çünkü o gün son kez muhterem Yaşar Tunagür Hocamızı ziyaret ettiğimiz ve dünya gözüyle son kez gördüğümüz gün olacaktı.

Evlilik hazırlıkları yapmakta olan değerli dost Harun Arslan telefonda nikâhında şahitlik yapması teklifiyle muhterem Hocamızı ziyaret etmek istediğini benim de gelmek isteyip istemediğimi sormuştu.

Doğrusu böyle bir teklifi reddetmek şöyle dursun Hakkın yoluna büyük hizmetler vermiş insanları sadece görmek bile büyük bir nimetti ve teklif edene de dua etmek gerekirdi.

Harun Bey merhum babası vesilesiyle adını duyduğu Yaşar Tunagür Hoca'yı ilk defa görecekti. Kapı zilini çaldığımızda kapıyı muhterem hocamız açmış bir İstanbul beyefendiliği nezaketiyle bizi içeri almıştı. Ziyaretimize Hocamızın kıymetli eşini tanıyan Harun Bey'in validesi de iştirak etmişti.

Yıllardır birbirini görmeyen validelerimiz içeri geçince biz Yaşar Hocamıza getirdiğimiz kitapları takdim etmiştik. Kitaplarla ve yayınevleriyle ciddi ilgileniyor neşriyatla hizmete büyük değer veriyordu.

Konuşmaları, Türkçesi ve haliyle gerçekten muhterem Fethullah Gülen Hocamızın ifade ettiği şekliyle bir İstanbul beyefendisinin karşısındaydık.

Onu ilk defa gören Salih Şeref Bey sorularıyla sohbetin koyulaşmasına vesile oluyordu. İşin doğrusu sohbetin ilk dakikalarında dalgındım. Yıllar önce Aksiyon dergisinde bugün oturduğumuz mavi koltuklarda fotoğrafını gördüğüm hüzünlü gurbetteki insanla aynı mekânı paylaşmanın hem sevincini hem de hüznünü yaşıyordum.

Böyle bir dalgınlık süresinden sonra sohbete daha ciddi iştirak ettim ve hocamızın söylediklerini not etmeye çalıştım.

Ben kâğıt kalem çıkarınca Salih Bey niçin bir kamera getirmedik diye hayıflanmıştı. Sohbette adı geçen Yaşar Tunagür Hocamızın da hocası olan merhum Hüsrev Hoca'yı, Yaşar Tunagür Hocamızdan televizyonda da dinlemiştim. Bu büyük alimi üçümüz de merak ediyorduk. Acaba Bediüzzaman'ı görmüş müydü?

Bu merakla önce Yaşar Tunagür Hocamızın Üstad'ı görüp görmediğini sormuştuk ki o cevabında Hüsrev Hoca'yı Üstadla görüştürdüğünü de anlattı. Ben Hüsrev Hoca'nın Üstadla ilgili intibalarını sorunca şöyle anlattı:

"Evet, Hüsrev Hoca büyük bir alimdi. Devrin büyük alimlerinden Ömer Nasuhi Bilmen Hoca bile onun huzurunda edeple dururdu. Bediüzzamanla o gün uzun süre görüştüler. Bediüzzaman Hüsrev Hoca'nın yanından ayrıldıktan sonra ben de sizler gibi merak edip Üstad hakkındaki kanaatini sordum.

Uzun uzun düşündü ve dedi ki: "Vallahi ben çok alimler tanıdım. Fakat bu zatın ilmine ve haline akıl sır erdiremedim. O'nun ilmi, hali akılla izah edilecek tahsille elde edilecek bir şey değil. Vehbi bir ilim ve hâl var. Benim aklım sırrım bunlara ermez."

Yaşar Tunagür Hoca aslında, devrin büyük ilim adamlarından elde ettiği ilmi yeterliliği fazlasıyla olmasına rağmen sırf ilahiyat fakültesi mezunu olmadığı için Diyanet İşleri Başkanlığı yerine başkan yardımcılığı yapmıştı. Birkaç dil bilen bu insan yaşlı halinde bile karşısındakine imanın, imanın aksiyonuyla yaşamanın elektriğini aktaran bir hâl sahibiydi.

Konuşmalarında da yaşından umulmayacak bir akıcılık selaset ve belağat vardı. Tabi zaman zaman yaşaran gözleri de onun içindeki yangının, imanının coşkusunun şahitleriydi. İstanbul Kabataş Lisesi mezunuydu. Konuşmalarına ve tavrına yansıyan entelektüel birikimi ve hoşgörüsüyle farklı bir din adamı portresi çiziyordu.

Bediüzzaman'la ilgili bir hadiseyi de yıllar önce Türkiye'yle Irak arasında yapılan bir anlaşma gereği gönderildiği Bağdat'ta yaşamıştı. Bağdat'ta devrin ciddi alimleriyle görüşen onlarla fikir alışverişinde bulunan Yaşar Hoca, Tahir Şuşi'yle ilgili de şu hatırasını anlatmıştı:

"Tahir Şuşi, Irak, Bağdat ulemasının büyüklerindendi, bir gün söz Bediüzzaman'dan açılınca bana hemen "İşaratül icaz"ı getirdi ve ben bu eseri kendi ellerimle beş defa yazıp çoğalttım ve arkadaşlarına hediye ettim" demişti. Evet, cevahir kadrini cevherfüruşan olanlar bilirmiş...

Muhterem Yaşar Tunagür Hoca'mız bir ara yıllar önce evine kendisini ziyarete gelen Hocamızın o ziyaretinde çekilen fotoğraflarını gösterince ortalığı hüzünlü bir sessizlik sarmıştı. Ve sohbet ağırlıklı olarak muhterem Fethullah Gülen Hocamızla ilgili sürüyordu. Yaşar Tunagür Hoca, Hocaefendinin gençliğinde de yaşının çok üstünde bir ilim ve vakara sahip olduğunu anlatıyor; anlattıkça bir baba sevgisinin yanında hocamıza karşı ciddi bir saygı da sergiliyordu. Bu haliyle ilminin yanında irfanı, kendini aşmışlığı da gözler önüne seriliyordu. Bir ara, herhalde Salih Bey Peygamberimiz'in (sas) soyundan olup olmadığını sorunca; yine tevazu dolu bir cevap vererek direkt "evet" demeden o güzel silsileden, o altın halkadan olduğunu ima etmişti.

Yaşar Tunagür Hoca ciddi bir hatipti. Coşkun bir hitabeti vardı. Yıllar önce Balıkesir'de vaaz ederken cemaatin isteği doğrultusunda bütün camilere hat çekilmiş hatta evlere çekilen hatlarla kadınlar da evlerinde bu coşkun hatibi dinlemişti. Onun bu coşkun hitabetiyle beraber muhterem Fethullah Gülen Hocamızın hitabetlerinde nelerin müessir olabileceğini sorduğumda aldığım cevap çok enteresandı.

Affınıza sığınarak onun anlatışıyla anlatıyorum:

"Ben Türkçe'yi Hoca gibi kullanamam. Onun hitabeti de Allah vergisi -Burada Hüsrev Hoca'nın Üstatla ilgili sözlerine atıfta bulunarak konuşmuştu.- Hoca'nın hali de ilmi de Allah vergisi vehbi yani. Ben onun gibi olamam."

Bu sözleri, muhterem Yaşar Tunagür Hoca'yı gözümüzde daha da büyütmüş sevgimizi daha da arttırmıştı. Ehli irfan olanlar her lütfun Haktan olduğunu bilen arifler, her demde ve her varlıkta Hakkın tecellilerini seyreder; kimsedeki güzelliğe gözlerini kapamaz, her büyüklüğü Hakka verirlermiş. Efendimiz(sas) bir hadislerinde:

"İnsanlar helak oldu alimler kaldı. Alimler helak oldu, ilmiyle amel edenler kaldı. İlmiyle amel edenler de helak oldu muhlisler kaldı. Muhlis olmaksa çok zor bir iştir" buyururlar.

Haddimiz olmayarak: kendini aşmış bir ruhiyata sahip olan muhterem Yaşar Tunagür Hocamızın bu muhlisler zümresinden bir insan olduğu inancındayız. Seksen yaşını aşmış bu aşk ve şevk insanı, vefat etmeseydi davet edildiği onlarca programda gönüllere bir iman ve aksiyon insanının portresini nakşedecekti.

Cenabı Allah gani gani rahmet eylesin, yollarında eylesin şefaatlerine nail eylesin diyoruz.

Yorumlar
Yeni Ekle RSS
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.

3.20 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 
< Önceki   Sonraki >

Multimedya

Fethullah Gülen Belgeseli-1: Ümit Yolcusu

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-2: Sevgi Okulları

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-3: Hoşgörü ve Diyalog

Seyredin

Güneydoğu'da Cereyan Eden Hadiseler

Seyredin

O'na El Aç, Kullarına Değil!..

Dinleyin

Cennet'in Etrafındaki Sur

Dinleyin

Uşak Vaazı - 1980

İndirin

Berlin Konferansı - 1977

İndirin

Kendi arzusu üzerine bir yere baş olanlardan huzur bulan hiç görülmemiştir; bu hakikatin aksine misal teşkil edebilecek tek bir kişi bile gösterilemez.
Advertisement
Fethullah Gülen Web Siteleri