|
Hz. Muhammed (s.a.s)'in, ümmetinin tek çizgi üzerinde birleşememesi hususunda ciddî endişeleri vardı. Hatta birleşseler bile, onu korumakta zorlanacakları ve arkasından ihtilaflara, iftiraklara düşecekleri korkusu içindeydi. Bu sebeple O, hemen her mevzuda ümmetinin hepsinin uygulayabileceği ölçüde emirlerini vaz' ediyor ve tabii kendisi de, şahsî hayatında onu, en zirvede yaşamaya çalışıyordu. Meselâ, İtkan' ve 'Menahilü'l-İrfan' kitaplarında gördüğümüz kadarıyla Allah Resûlü, Kur'ân-ı Kerim'in kıraati adına, Cenâb-ı Hakk'a dua dua yalvarıyor ve 'Allahım ümmetim Kur'ân'ı tek harf üzerinde okuyamayabilir, ziyade et.' diye yalvarıyordu. Ve sonunda 'seb'at-i ahruf' yani yedi kıraat esası kendisine talim buyuruluyordu. Yine misvak için, 'Eğer ümmetime zor gelmeyeceğini bilseydim, her namaz öncesinde, misvaklanmalarını emrederdim.', teravih için de aynı düşüncenin ürünü olan beyanlarıyla 'Üzerinize farz kılınır korkusuyla namaza çıkmadım.' buyuruyordu. Hz. Âişe Validemizin beyanlarıyla o, 'İki şey arasında muhayyer bırakıldığında, ümmeti için kolay olanı seçerdi.' Evet, Efendimiz'in bütün davranışlarını, Hz. Âişe'nin ifade buyurduğu bu espri içinde ele alıp, değerlendirmek mümkündür. Misalleri daha da çoğaltabiliriz. Ancak bu üç misal bile, Allah Resûlü'nün arzetmeye çalıştığımız vasfı adına, bir fikir vermiştir zannediyorum.
|