| Kendi Üslûbumuz |
|
|
| Fethullah Gülen | |
| 13.05.2006 | |
|
Herkes, kendi davranışları, kendi sözleri, kendi tavırları ile kendi karakterini sergiler. Bu açıdan biz, dost-düşman herkese kendimiz gibi davranmak zorundayız. Meselâ çoğu zaman ben, bize küfreden insanlara bile, bey', 'efendi' tabirlerini kullanarak hitap etmişimdir. Bu, bizim üslûbumuzdur. Bizler üslûbumuzdan taviz vererek, bulunduğumuz konumdan aşağıya inemeyiz. Unutmayalım ki 'gelen konar, göçen gider' fakat, biz üslûp ve duygularımızla kalır ve müessiriyetimizi de devam ettiririz. Ayrıca ben, bu türlü davranışlarımızın düşmanlık yapanlarda, 'Bu adamlar böyle yapmakla, duygu ve düşünce açısından ma'şerî vicdanda makes buluyorlar. Biz ise, huşunetle davrandığımız müddetçe haksız kabul ediliyoruz.' düşüncesini uyaracağını ve tavırlarını değiştirebileceğini tahmin ediyorum. İsterseniz bu duruma, gücümüzün yetmediği konularda iftira ve tezvire kilitlenmiş talihsizleri teknik nakavt etme nazarıyla bakabilirsiniz. Fakat beşeriyet icabı, iftira ve tazyiklere belli noktaya kadar sabredip, tahammülün kalmadığı yerde, Allah'a yönelip O'na havale etmek de düşünülebilir. Bu bir bakıma, gizli bir deşarj ve vücudun zehirli şeyleri dışarı atması sayılabilir. Buna delil olarak Kur'ân-ı Kerim'deki bir kısım sert ifadeleri gösterebiliriz. Yalnız, her zaman olduğu gibi burada da ifrat ve tefritlere düşmemek gerektir. Zira bu sert ifadeler, ister Yahudi, ister Hristiyan, isterse müşrikler için olsun, uç noktayı temsil edenleredir. Üstad bu ince espriyi bir yerde yakalayarak: 'Siz, Yahudiyi Yahudiliğinde, Hristiyanı Hristiyanlığında dost edinmeyin.' der. Aksi hâlde hususî ahvalde, hususî şahısların hayatlarında bir kısım hususiyetlere râci olan ahkâmı, umumî mânâda algılamak, onu şiddet ve hiddet kitabı olarak kabul etmek olur ki, bu da Kur'ân'ın ruhuna muhaliftir. Hâsılı biz kendi üslûbumuzdan aslâ fedakârlıkta bulunmamalıyız. |
|
| Son Güncelleme ( 20.11.2006 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







