|
Bediüzzaman Hazretleri bir yerde hizmet edenlerin teminat altında olduklarını söyler. Burada hizmet erlerinden maksad, kendilerinden bekleneni yerine getirenlerdir. Aslında bu da izafî bir kavramdır. Kimden, nerede, ne, nasıl ve neler beklenmekte? Bütün bu sorulara şahısların husûsî durumları ve içinde bulundukları şartlar hesaba katılarak cevap verilebilir. Bu hususla alâkalı objektif kaideler vaz' etmek mümkün değildir. Ancak, bu işin asgarî şartı, insan duygu ve düşüncesinin hep Allah'a ve Resûlü'ne hizmet etrafında dönüp durmasıdır. Zaten bu genel düşünce korunduktan sonra, onun hayata yansıması gayet kolay olacaktır. Aksi hâlde, yani düşünce kaymalarının içine girildiğinde, teminat altında olmayı beklemek bence hayaldir. Meselâ, insan, 'Bir an önce okulumu bitirip evlensem, iş sahibi olsam, hayat düzenimi kursam.' düşüncelerinin esiri haline geldiyse, onun rantabl hizmet etmesi mümkün değildir. Bu evlenme ve iş sahibi olmanın mahzurlu olduğu anlamına gelmez. Belki yukarıda ifade ettiğimiz gibi bu, bir düşünce kaymasıdır ki, böylelerinin genel hizmet düşüncesini koruyabileceği kanaatinde değilim. Kaldı ki Bediüzzaman bu değer yargısını, kendisi ile birlikte bu dâvâ uğrunda çile çeken, hapishanelerde yatan, işkence ve eziyetlere maruz kalan arkadaşlar için söylüyor. Onun için, bu beşaretin vadettiği neticeyi elde etmek isteyenler hizmet düşüncesini her halükarda korumak zorundadırlar. Bundan sonradır ki, ardından İslâm cevaz verdiği ölçüde -maddî, manevî istikametlerine halel vermeden- zevk ve lezzet verici şeyler içine girebilirler. Yani, evvelâ onlar, dünya-ahiret dengesini korumalılar ki hem Allah'ın hoşnutluğunu kazansınlar, hem maddî-manevî musibetleri engelleyici ilahî şemsiye altına girebilsinler, hem de toplumun beklentilerine cevap verebilsinler.
|