| Makam ve Mevkinin Götürdükleri |
|
|
| Fethullah Gülen | |
| 13.05.2006 | |
|
Devlet hayatında olmazsa olmaz' konumunda bulunan müesseseler vardır. Bunlar devlet çarkının işleyişinde hayatî bir önem arzederler. Tabii bu makamın insanı gurura, kibire itebilecek duyguları uyandırması da muhtemeldir. İnsan bu duyguları baskı altına alamaz, aksine onların zuhuruna imkân verirse, önce fert sonra da böylesi fertlerden müteşekkil o müesseselerin devlet ve millet için zararlı olacağı muhakkaktır. Meselâ, ordunun, devlet hayatında sahip olduğu yeri anlatmama gerek yok... Bu kutlu müessesede arzetmeye çalıştığımız çerçeve içinde bazıları, apoletinin zenginliğine aldanıp gurura girebilir. Ama bunlar, böyle duyguları ta'dil edebilecek duygu, düşünce ve ruh zenginliğine sahip oldukları takdirde -tabii, olmadıklarını kasdetmiyoruz- omuzlarındaki yıldızlarla kendilerine hakiki yıldızlar arasında yer bulabilirler. Unutmayalım, o yıldızlar madenî değerleri itibarıyla pahalı değildir ama, onlarla semanın yıldızları olmak da mümkündür. Kaldı ki, hepimizin ömrü durmadan akıp gidiyor. Bir süre sonra, herkes gibi onlar da emekli olacak ve toprağın altına girdiklerinde yaptıklarıyla anılır hale geleceklerdir. Osmanlı zekası ve dehası bunu çok erken sezdiğinden dolayı, ordu mensuplarının, kalbî ve ruhî hayatla doyumlarını sağlamış, pazu gücünü gönül gücüyle atbaşı götürmüştür. Böylece ruh dünyasının manevî ikliminde yerini alan paşalar, gurur, kibir, enaniyet gibi duygularını daima baskı altına alabilmişlerdir. Fakat Osmanlının son döneminde Sünnî tarikatlar misyonlarını tam eda edemediklerinden ötürü bir kısım kaymalar olmuş ve bozulmalar birbirini takip etmiştir. Hâsılı, bulunduğu durum itibarıyla hayatî bir ehemmiyeti haiz böyle müesseselerin, bizim anladığımız mânâda mutlaka terbiye görmeleri şarttır. Şimdilerde medya mensupları için de aynı şeyler geçerli. Gurur ve enaniyet içinde bulunmaya olabildiğine açık bu meslek gruplarının da kalbî ve ruhî hayatı paylaşmaları anlamında terbiyeden geçmeleri önemlidir. Gerçi bu arkadaşların her sene çilehanelere kapanarak bir erbain (40 gün) yapmaları zordur ama, orada yiyip içmelerine dikkat etmeli ve bütün vakitlerini Rabbileri ile münasebet içinde geçirmelidirler. Evet, 'kut-u lâ yemut' ölçüsüne göre ölmeyecek kadar bir şey yemeli ve elden geldiğince vaktini dua ile, kitap okuma ile geçirmeli. Bunun Ramazandan 5-6 ay sonra olması, zamanlama bakımından isabetli olur. Böylece 12 ay ikiye bölünmüş hevâ-yı nefse açık yanlar bastırılmış ve kâmil insan olma yolunda önemli bir adım atılmış olur. İmam Gazalî Hazretleri hayatında üç defa erbain yapmış. Birinde, tasavvufî ruh ve mânâya yönelmiş bu dönemde varlığı ulûm-u zâhirenin çerçevesinin dışında görme ve varlığı farklı yorumlama ufkuna ulaşmış.. Bir süre sonra, bir erbain daha yapmış. Bunda da esmâya açılmış ve bir öncekine nispetle daha farklı bir müşahedeye uyanmış. Üçüncü erbainde, tasavvuf ölçüsünde kendisine tecelli eden şeylerin verasına ulaşmış. Aslında kim olursa olsun insan bu türlü arayışlar içine girmezse, hep nazarî Müslüman olarak kalır. Böyleleri eşyanın hakikatini tam müşahede edemedikleri gibi varlığın perde arkasına da muttali olamazlar. -Siz de erbain yaptınız mı? Ben eğer ona 'erbain' denecekse, ilk erbaini cebrî olarak askerde yaptım. Talat Aydemir hâdiselerinde, birlik olarak, bilmeden onun safında yer aldığımız için, silahlarımızın mekanizmaları alındı ve biz, Mamak'ta -zannediyorum- iki ay kadar hiç dışarı çıkmadan âdeta orada tecrit edildik. Bu tecridden önce gıdama, yiyecek ve içeceğime dikkat etmekle beraber böyle bir tecridde daha fazla dikkat etmek zorunda kaldım. Ben o erbainde rüya-yakaza arası bazı şeylerin tecellisine şahit oldum ki onları burada söylemem -zannediyorum- münasip olmaz. Ancak şu kadar diyebilirim ki, erbainin cebrîsinde bile eğer perde aralanıp, çeşitli şeyler münkeşif oluyorsa, iradî erbainlerde Rabbimin neler göstereceğini tahmin etmek zor olmasa gerek. Son olarak bir şey daha ilave etmek isterim madem insan bu yolla eşyanın perde arkasına muttali oluyor. Öyleyse bu kapı ihmal edilmemeli ve onu ardına kadar açmak için mutlaka zorlanmalı. Bu vesile ile Mevlânâ'nın anlattığı, Celaleddin-i Harzemşah'la alâkalı bir kıssa hatırıma geldi. Hazret, her gün kapısına gelip yeri eşeleyen, sonra da çekip giden bir köpek görür. Nihayet bir gün ona sorar: 'Sen her gün gelip burayı eşeliyor, sonra da çekip gidiyorsun. Sebep nedir?' Köpek şöyle mukabelede bulunur: 'Ben bir gün burada bir kemik bulmuştum.' Evet, madem Allah (c.c) bizlere, erbain vesilesi ile aklımıza-hayalimize dahi gelmeyen nimetler lütfediyor, öyleyse o hiç terk edilmemeli... |
|
| Son Güncelleme ( 20.11.2006 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







