| Bir Sadakat Nişanesi |
|
|
| Fethullah Gülen | |
| 13.05.2006 | |
|
İnfak', bir sadakat nişanesi olarak Allah yolunda tasaddukta bulunma ameliyesidir ve hemen her dinde var olan temel bir meseledir. Ancak, günümüzde, diğer meseleler gibi infak meselesi de kendi müessiriyeti, aktivitesi ve hayata geçirilmesi gerektiği ölçüsünde, ne sistemli bir şekilde anlatılabilmiş, ne de temsil edilebilmiştir. Hayatı boyunca bir 'infak kahramanı' olarak yaşayan İnsanlığın İftihar Tablosu (s.a.s), kendisine peygamberlik geldiğinde, hanımının servetiyle Mekke'nin en zengin kişilerinden biri iken birkaç sene sonra Mekke'nin en fakirlerinden biri olmuştu. Evet, O bir 'infak kahramanı' olarak sahib olduğu herşeyi Allah yolunda harcayıvermişti. Allah (c.c) yolunda vermeye (infak) alışan bir insan için, dünyada vermek kadar zevkli bir şey yoktur. Kendisini infakın hazlarına kaptırmış bir insan, aç-susuz ve harçlıksız kalsa da bu kevser kaynağından ayrılmak istemez ve daima etrafında infak edebilecek birşeyler araştırır-durur. Nebiler Serveri (s.a.s)'nin herbiri birer yıldız olan şanlı Ashabı her meselede olduğu gibi, infakta da zirveleri tutmuş ve hayatları boyunca da hep öyle yaşamışlardı. Allah'a sonsuz hamd ü senalar olsun ki, aradan bunca zaman geçmiş olmasına rağmen bugün, Osmanlı ve Selçukluları bile geride bırakacak kadar infakta ileri ve bu yönleriyle Sahabenin hemen arkasında yer alacaklarına inandığım pek çok fedakâr insan var. Vermenin, bal-kaymak yemek, şerbet içmek gibi neşeli ve tabii bir hal alması, Cenâb-ı Hakk'ın bu insanlara ayrı bir ihsanıdır. Gelecekte de veremediklerinden dolayı ızdırap içinde kıvranan, kıvranıp yemeden, içmeden ve uykudan kesilen nesiller yetişeceğine inancım tamdır. Ben, aile ve çevre itibariyle hep cömertlik adına kahramanlıkların sergilendiği bir zeminde yetiştim. Öyle ki, hayatımda âdeta hiç cimri tanımadım. Bir şeyi alıp saklayan insan olmadığım için de, verme deyince tir tir titreyen kimseleri veya mal biriktirip de infak etmeme gibi ruh haletinin ne olduğunu hiç anlayamadım. Babam ve annem de birer infak kahramanıydı. Babam imam olduğu için, bizim aile oldukça fakir bir aile idi. Ancak infak meselesine gelince, annem babamdan babam da annemden gizli infakta bulunurlardı. Zannediyorum her ikisi de birbirlerine karşı 'belki bunu götüremez, o yükün altına giremez' diye düşünüyorlardı. Bir de hem babamı, hem de annemi infakta geçen bir büyükannem vardı ki, doğrusu daha bir menendi yoktu. Şayet evde her gün, birkaç misafir olmazsa, zannımca o müteessir olurdu. Bu cömert kadın, hayvanlardan biriktirdiği o teneke teneke yağı, gelen misafirlere ikram etmekle kısa sürede bitirirdi. Öyleki o, eve daima bir hoca, meşayih veya sıradan misafir gelsin de, elinde-avucunda ne varsa onlara ikram etsin isterdi. Zannediyorum sadece cömertliği ve gözyaşları onun için vesile-i necat olabilir. Öyle ağlar, öyle ağlardı ki, bazen yanında bir kere 'Allah' denmesi, onun yirmidört saat ağlamasına yeterdi. Hatta köylüler bilirler, o vefat ettikten sonra 'köyde ağlayan kalmadı' denmiştir. Onun benim üzerimde bin nâsihten daha etkili olduğunu söyleyebilirim. Ben dört-beş yaşında çocuk iken o, bana annemden daha büyük görünürdü. Onun için benden iki yaş büyük amcamla çok defa kavga ederdik.. ederdik de o, 'benim annem' deyince ben de 'hayır, benim annem' diye ona çıkışırdım. Evet, cömertlik öyle bir haslettir ki, insan fasık dahi olsa, onun vesilesiyle cennete girebilir. Cennete girmek için, cennet yolunda olmak gerekir. İnsanı ona götürecek yollardan biri de cömertlik yoludur. |
|
| Son Güncelleme ( 20.11.2006 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







