Hicret ve Dil Bilme Yazdır E-posta
Fethullah Gülen   
25.10.2001
Sahabe olsun, öncekiler olsun, gittikleri yerlerin dilini bilmiyorlar mıydı? Dil, o zaman çok problem değildi. Sahabe içinde başka dilleri öğrenenler olmuştu. Efendimiz (sav), Zeyd ibn Sabit'e, Süryanice'yi öğren" deyince, hem de o dilde diplomatik mektup yazacak ölçüde onu 15 günde öğrenebiliyordu. Übeyy ibn Ka'b için de aynı şey söz konusudur. Yani dil öğrenmek, şimdi olduğu gibi o zaman problem değildi. Bununla birlikte, dini tebliğde dilin ikinci derecede bir önem taşıdığını defalarca arz etmeğe çalıştım. Önemli olan, hal dilidir ki, bu dil, evrenseldir. Her yerde geçer ve anlaşılır. İnsanlar, size, davranışlarınıza, ahlâkınıza, ilim ve irfanınıza, ortaya koyduğunuz işe baktıkları zaman, "İşte bunların tâbî olduğu din, hak din olabilir" diyorlarsa, o zaman dil, aradaki boşlukları doldurmada bir hizmet görebilir. Biz, cihan çapında geriler ve yıkılırken, bütün İslâm âlemi, hâlâ belini doğrultamadığı bir hezimeti yaşarken, belki her evde Kur'an-ı Kerim vardı; çok güzel daha başka kitaplar da vardı… Fakat, Kur'an-ı Kerim mehcur olmuş, arkaya atılmışsa, Kur'an'la insanlar arasına mesafeler girmişse; bir hadis-i şerifte buyurulduğu gibi, Kur'an bir vadide, insanlar bir başka vadide ise, dil bilseniz dahi ne işe yarar ki?"
Son Güncelleme ( 26.05.2006 )
 
< Önceki   Sonraki >
Kuvvet, hikmetin insanlığın hizmetinde kullanılması istikametinde ne kadar yardımcı oluyorsa o ölçüde kıymet kazanır. Kuvveti birilerinin üzerinde baskı kurmak ve tahakkümde bulunmak için istemek –en hafif ifadesiyle– bir zorbalıktır.
Fethullah Gülen Web Siteleri