| Hüve |
|
|
| Fethullah Gülen | |
| 06.05.2002 | |
|
Cenâb-ı Hakk'ın nimetlerini O'ndan bilmek.. ihsanları O'na izafe ederek hatırlamak bir şükrü manevîdir. Bu da, o türden nimetlerin ziyadeleşmesine vesile olur. O'nu görmezlikten gelmek ise nankörlüktür. Nankörlük de azabı ilahîyi gerektirir ve nimetin inkıtâına vesile olur. Hususiyle "enaniyet asrı" diyebileceğimiz içinde yaşadığımız zaman diliminde, insanlar pöhpöhlenmek, övülmek için bahaneler arıyor.. her şey bir çalıma, kuruntu ve riyaya bağlanmış gidiyor ve her yerde bir hevâîlik hakim. Bu hevâîliğe karşı ciddi olmak iktiza ediyor. Eğer insanın davranışları, azmi, cehdi ve tercihi herhangi bir şeyin meydana gelmesi için bir sebepse ve buna bir değer atfedilecekse bunu öbür aleme bırakmalı. Burada onlara değer atfettiğimiz zaman hiç farkına varmadan, işi o işin asıl sahibinden koparmış ve kendimize mâletmiş oluruz. Bunda da bir şirki hafî vardır. "Vallahu halakakum vemâ ta'melûn Sizi de, yaptığınız şeyleri de yaratan Allah'tır." (Sâffât, 37/96) ilahî beyanı bize bunu ifade ediyor. Bu sebeple başkalarını takdir edenler, takdir ederken temkinli olmalılar; hem fiilleri asıl sahibinden koparmamaları, hem de takdir ettikleri insana zarar vermemeleri açısından dikkatli davranmalılar. Bazen kendisine başarı isnad edilen şahıs öyle bir takdir karşısında dayanamayacak kadar zayıf, çelimsiz bir adam olabilir. Efendimiz (sav) böyle bir münasebetle "Kardeşinin boynunu kırdın." diyor. "O yaptı, o etti, o mükemmel, o şöyle, eşimenendi yok." şeklinde şeyler söylenince "Onun boynunu kırdın." buyuruyor. Üstad Hazretleri de, hem onları övmek suretiyle boyunlarını kırmamak, hem de başkalarında rekabet, kıskançlık ve haset hislerini tahrik etmemek için talebelerinde sadakat, samimiyet ve vefa arıyor. Onları keşif, keramet ya da harikuladeliklere değil, bu vasıfları elde etmeye ve mübalağalardan kaçarak her şeye rağmen vefalı olmaya çağırıyor. Öyleyse, her şeyi silmeli, O demeli. "Ene"den vazgeçip "Hüve"ye bağlanmalı. Bütün meseleleri "Hû"ya irca etmeli. Gerçi, Üstad Hazretleri, "ene"yi yırt, "nahnü"yü göster diyor. Bu mülahazanın mânâsı şudur: İlle de bazı işler, başarılar, muvaffakiyetler için bir sebep gösterilecekse heyet gösterilmeli, tek tek fertler değil de onların vifak ve ittifakıyla hasıl olan şahsı manevî nazara verilmeli.. Cenâb-ı Hakk'ın tevfîkinin tahakkuku için vifak ve ittifak bir şartı adîdir, mülahazasına bağlanmalı. Fakat, esas tevhîde ulaşma ene'yi yırtıp nahnü'den geçip Hüve'yi göstermekle olur. Temelde ene (ben), ente (sen), entüm (siz) ve nahnü (biz).. bunların hepsi Hüve'ye bağlanmalıdır. Acz, fakr yolunun esası da budur. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







