Ana Sayfa
Merhum Ahmet Karakullukçu Yazdır E-posta
Değerlendirme: / 48
Kötüİyi 
fgulen.com   
26.10.2006

İzmir'in emekli müftülerinden Ahmet Karakullukçu, 24 Ekim 2006 Ramazan Bayramı'nın ikinci günü son yolculuğuna binlerce seveninin dualarıyla uğurlandı. Ahmet Karakullukçu'nun Murat Reis Camii'nde öğle namazını müteakip kılınan cenaze namazına binlerce kişi katıldı. 1963 ile 1971 yılları arasında İzmir müftülüğü yapan Karakullukçu, 35 yıl önce emekli oldu. Bu sürede Murat Reis, Tatari ve Yusuf Cevat Başçı vakıflarının kuruculuğunu üstlendi. 74 yaşında hayata gözlerini yuman emekli müftü, başta İzmir'de olmak üzere yurt genelinde binlerce imanlı gencin yetişmesine yardımcı oldu. 1932 yılında Konya'nın Beyşehir ilçesine bağlı Doğanbey'de doğan Ahmet Karakullukçu, Türkiye'nin ilk imam hatip lisesi mezunlarından.

Eşi Havva Karakullukçu, oğlu Hasan Karakullukçu, kızları Zehra Akkaya ve Süheyda Öztürk, damatları Tuna Öztürk ve Atik Akkaya babalarının vefatından dolayı oldukça üzgün olduklarını dile getirdiler.

Ahmet Karakullukçu, Murat Reis Camii ve Vakfı aracılığıyla birçok programda yer almış, ömrünün yaklaşık 60 yılını din hizmetine adamıştı. Karakullukçu hocanın cenaze namazını Diyanet İşleri Başkanlığı Yüksek Din Kurulu emekli üyelerinden müftü Mustafa Ateş kıldırdı. Namaz bitiminde İzmir Müftüsü İbrahim Acar kısa bir konuşma yaptı. Karakullukçu'nun cenazesi, tekbirler eşliğinde araca konularak Menderes ilçesine bağlı Küner köyüne götürülerek defnedildi.

Fethullah Gülen Hocaefendi Ahmet Karakullukçu'yu Anlatıyor

30 Ocak 1968 tarihinde Diyanet İşleri Başkanlığınca üç kişilik bir heyetin hacda görevlendirilmesi kararlaştırılır. Bunlar Eskişehir Müftüsü Ahmet Baltacı, Denizli Müftüsü İbrahim Değirmenci ve İzmir Vaizi Fethullah Gülen'dir. Yaşar Tunagür Hocanın Diyanet İşleri Başkan Yardımcılığı döneminde ilk defa hacca gidecek olan Fethullah Gülen Hocaefendi'ye durumu bizzat Lütfü Doğan telefon ederek bildirir. Verilen haber onu sevindirir. Bu görev üzerine Hocaefendi 18 Şubat 1968 günü Hac için yola çıkar. Hac dönüşünde onu Ankara'da İzmir Müftüsü Ahmet Karakullukçu karşılar. Sonra beraberce İzmir'e dönerler. Hocaefendi o günkü hatırasını şöyle aktarıyor:

1968 senesi hac dönüşünde İzmir Müftüsü Ahmet Karakullukçu ve bir imam arkadaş beni almaya Ankara'ya gelmişlerdi. O zamanlar üniversiteli arkadaşların kaldığı evler vardı. O akşam 35 kadar üniversite talebesi sohbet için toplanmış ve bizi de oraya davet etmişlerdi. Ahmet Karakullukçu ile beraber gittik. O zamanlar bu kadar üniversite talebesinin böyle evlerde kalması ve kendilerini bu şekilde dindar yetiştirmeleri çok büyük bir hadise idi ve Ahmet Karakullukçu, onları bir arada görünce çok duygulanmış, son derece memnun olmuştu. Yolda gelirken bana, "Biz de böyle bir ev açalım. İzmir'e gidişte ilk işimiz bu olsun. Siz bir ev tutun, talebeleri de yerleştirin, kirasını ben İlim Yayma Cemiyeti'nden temin ederim" dedi. Böylece Tepecik tarafındaki ilk evi tutmuş olduk.

Ahmed Karakullukçu'nun bu hizmeti unutulacak gibi değildir. O bunları söyleyince dünyalar benim olmuştu. O gün için beşyüz liraya tuttuğumuz bu evin bir sene kadar kirasını İlim Yayma Cemiyeti'nden alarak o ödedi. Ve İzmir'de bu türlü hizmetlerin başlamasına ilk nüve bu evle atıldı. Burası iki katlı bir binaydı. Üstünde de bir çekme kat vardı. Fırsat buldukça ben de bu eve gidip geliyordum.

Ahmet Karakullukçu'nun Verdiği Skoda

İbrahim Kocabıyık Ahmet Karakullukçu'nun Buca Kampında Kestanepazarı talebelerinin ihtiyaçlarının karşılanması için yaptığı yardımları anlatıyor:

İlk defa başlayan kamp hizmetleri Buca Kaynaklar Köyü yakınında bir mandıra bitişiğinde çamların altında başlamıştı. Kamp ihtiyaçlarını gidermek için vasıta olmadığından İzmir müftüsü Ahmet Karakullukçu müftülüğün skoda markalı yeşil minibüsünü kampa bırakmıştı. Şoför olmadığından Hocaefendi ara sıra kendisi kullanırdı. Bir veya iki defa kaza atlattıktan sonra bunu bir ikaz kabul ederek bir daha direksiyona çıkmamıştı. Kampın motorlu bir jeneratörü vardı. Işıklandırma onunla yapılıyor, motor arıza yaptığında Hocaefendi kollarını sıvar, bizzat tamirini kendileri yapardı. Kamp tuvaletlerine su döküp temizlemesi hâlâ hafızalarımızda yaşayan canlı izlerdir.

Fethullah Gülen Hocaefendi kamp günlerinde araba sıkıntısı olduğundan müftülüğün verdiği minibüsle nasıl kaza yaptığını ve o sıkıntılı günleri şöyle anlatıyor:

Kamplarda şoför olmadığı için arabaları ben kullanıyordum. Müftülüğün minibüsünü emanet olarak almıştık. Buca'dan talebeleri alıp, kampa getiriyordum. Arabayı devirdim. Nasıl dışarıya çıktım, farkında değilim. Koca Yusuf ayaklarımın altında yatıyordu. Müftülükte kâtiplik yapan Mevlüd Bey'in oğlu Sacid'in başı yarılmıştı. Üç-dört bin liralık masraf açılmıştı. Durumu Mevlüd Bey'e telefonla bildirdim. Oğlunun yaralandığını söylediğimde hiç unutamayacağım şu cevapla karşılaştım: "Hocam, dedi, benim oğlum gibi yüzlercesi sana feda olsun. Sana bir şey olmadı ya..."

Muammer Türkyılmaz Anlatıyor

Ben Aydın'da lise sonda iken Müslümanlığa meraklanmıştım. O merakım lise bitinceye kadar devam etti. 1966-67 döneminde İzmir'de üniversiteye başladık. Üniversitede değişik tartışmalar oluyordu. Bu nedenle 68 kuşağı sayılırız biz. Üniversitedeki tartışmalarda ben yalnızdım. Arkadaşlarla münazaralarımız devam ediyordu. Neticede benim safa gelen olmuyordu. Mağlup olmuyorum ama galip de olmuyordum. Tartışmaların bir neticesini de görmüyordum.

1967 yılında artık üniversite birinci sınıfta talebeydim. Maliye Muhasebe İşletme bölümünde okuyordum. İnandıklarımı anlatamamanın ızdırabını ve eksikliğini vicdanımın derinliklerinde duyuyordum. Niçin acaba diyordum kendi kendime, anlattığım arkadaşlar, benim anlattıklarıma inanmıyor ve kulak vermiyorlardı? Acaba ben eksik mi anlatıyordum yoksa ihmal ettiğim bazı meseleler mi vardı?

İşte bu düşüncelerin sevkiyle birgün kalktım İzmir Müftüsü olan Ahmet Karakullukçu'ya gittim. "Hocam, benim birkaç sorum var, bunları bir cevaplar mısınız" dedim. "Nedir soruların?" dedi. "Bunlardan birincisi önce bana Rabbimiz olan Allah'ımızı anlatın, ikincisi İslam'ı ve peygamber Efendimizi, üçüncüsü de ahiret gününü bir anlatın, ben de gidip okulda arkadaşlarıma anlatayım" dedim. Sorularımı dinledikten sonra bana "oğlum ben seni doyuramam, İzmir'e Fethullah Hocaefendi adında âlim bir zat geldi, sen git bu soruları ona sor, o bu işleri çok seviyor, sana gerekli cevabı verir. Cuma günleri Kestanepazarı'nda vaaz verir, sen git onu ara bul" dedi.

Hemen ilk Cuma Kestanepazarı Camii'ne gittim. Fakat orada kendilerine müracaat ettiğim şahıslar Hocaefendi'nin vaazdan önce kimseyle görüşmediğini ve dolayısıyla görüşmenin mümkün olamayacağını söylemekle yetindiler. Halbuki Hocaefendi orada bir kulübede kalıyormuş. Ben onu sadece Cumaları gelip gidiyor şeklinde düşünmüştüm. Görüşmemiz mümkün olmadı. Altı ay Fethullah Hocaefendi'yi aradım.

O sıralarda tevafuken İzzettin Özen Hocaya rastladım. Camileri dolaşırken bir gün Kahramanlar Camii'ne İzzettin Hoca geldi. Biz de namazlarımızı ekseriyetle bu camide kılıyorduk. "Bu genç kimdir" diye sordu. Camiin imamı "bu arkadaş Fethullah Hocaefendi'yi arıyormuş, ne olur bunu götürsen" diye rica etti. Bu vesileyle İzzettin Hocayla orada tanıştık. Hocaefendi'yle nasıl görüşebileceğimizi sorduk. Bize ben sizi görüştürürüm dedi ve bir gün verdi. Denilen günde giyinip kuşandım ve otelci Mehmet Gönen ağabeyin evine gittim. En erken giden bendim, daha sonra gelenlerle yirmi kişi kadar olduk. Oda gayet dar ve içinde bir tane divan vardı. Biz erken gittiğimiz için İzzettin Hoca ile kanepeye oturduk. Sonra gelenler hep yere oturdu.

Ders yapıldı bitti, biz divanda oturuyoruz. İzzettin Hoca birisine hitaben "Hocam bu gencin bazı soruları varmış, sizinle de tanışmak istiyor" dedi. İzzettin Hoca'nın bu talebine yine birisi gayet tok bir sesle "Buyursun" dedi. Ancak ben kime hitap edeceğimi bilmiyordum. Hay Allah bunların içinden hangisi Hocaefendi acaba diye sesin sahibini arıyordum. Neyse ki herkes başını öne eğip de birisi başını kaldırıp doğrudan bana hitap ederek "buyur" deyince anladım ki Fethullah Hocaefendi denen şahıs budur. Sohbetin başından beri aramızdaymış. Herkes gençti, aşağı yukarı herkes aynı yaşlarda. Hiç de öyle sakallı sarıklı yaşlı bir Hocaefendi yoktu aramızda. Biz yaşlı başlı bir Fethullah Hoca gelecek diye beklerken 27-28 yaşında bir genç vardı karşımda. Fakat o yere oturmuş ve gayet mütevazı bir şekilde okunanları dinlemişti.

İzmir müftüsü Ahmet Karakullukçu ile aramızda geçen konuşmayı naklettim ve ona sorduğum soruları Hocaefendi'ye de sordum. "Bu sorular basit" dedi. Allah Allah! Müftü "zor" diyor, Hocaefendi "basit" diyor. Şaşırdım kaldım. Hocaefendi "Bunları çözeriz, sen kafana takma, bunlar kolay meseleler. Sen şu kitapları oku, anlamadığın yerler olursa beraber mütalaa edebiliriz, ara sıra gel sohbet ederiz" dedi.

Ahmet Karakullukçu Kimdir?

1933 yılında Konya'nın Beyşehir ilçesi Doğanbey bucağında doğdu. Tahsil hayatına İstanbul'da devam etti. İstanbul İmam-Hatip Okulu 2. devresinden mezun oldu.

İlk resmi görevine 1.1.1953 tarihinde İstanbul Molla Hüsrev Camii müezzin-kayyımı olarak başladı. Daha sonra Eminönü Çandarlı Ahmet Çelebi Camii İmam-Hatibi olarak devam etti. Buradan askere gitti. 5.9.1962 ile 5.9.1964 tarihleri arasında askerlik hizmetini yedek subay olarak tamamladı.

Asker dönüşü 6.9.1964 tarihinde Erdek ilçe Müftüsü olarak göreve başlayan Ahmet Karakullukçu, İzmir İl Müftülüğü'ne 24.2.1966 tarihinde tayin edildi. 5.9.1971 tarihine kadar buradaki vazifesini sürdürdü. Bilahare, Çanakkale İl Müftülüğü'ne atandı ise de burada fazla kalmadı. 24.3.1972'de Manisa Merkez Vaizliği'ne, 30.6.1975'te de İzmir Merkez Vaizliği'ne getirildi. 5.4.1982 tarihinde buradan emekli oldu. Evli ve 2 çocuk babasıydı.

Damadı Atik Akkaya "Hocam camilerde ilk zarf ile para toplamayı başlatmıştı. Bunun nedeni kimsenin rencide olmamasını istemesinde kaynaklanıyordu. Her gün bir Hadis'i Şerif ezberler Her sabah bunu Murat Reis Camii'nde cemaate okurdu. Murat Reis, Tatari, Başçı vakıflarının kurulmasında öncülük etmiştir. İzmir müftüsü iken 12 Mart Muhtırası'nda başka yere tayin edildi. Sonra tekrar İzmir'e merkez vaizi olarak geri döndü. Her sene umreye giderdi. 2006 senesinde de Nisan sonunda umreye gitti. Bu son umresinde çok rahatsızdı. Talebe yetiştirme sevdalısıydı. Ayrıca yazdığı kitapları da hala okunuyor" şeklinde konuştu.

Son Güncelleme ( 02.10.2009 )
 
< Önceki   Sonraki >
Fethullah Gülen Web Siteleri