Ne Zaman Adam Oluruz? Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 3
Kötüİyi 
Abdülkadir Süphandağı, fgulen.com   
06.11.2006

Bu soru, belki yeryüzünde her dem sorulması gereken en önemli soruların başında geliyor. Ancak bu soruyu soracak insanların da öncelikle adam olmaları gerekiyor. Zira adamlıktan bir zerre nasiplenmemiş insanların her önlerine gelene veya her yazının sonuna "Ne zaman adam oluruz" diye sorması adamlıktan nasiptar olanlara yapılan ciddi hakaretten başka bir anlam taşımıyor.

Peki, nedir adam olmak? İşte ne zaman adam oluruz sorusuna cevap vermeden önce herkesin bu soruyu cevaplaması gerekiyor. Bu soru tam olarak cevaplandırıldıktan ve cevaba göre bir hayat yaşandıktan sonra hangi adamların hangi durumlarda adam olup olmayacaklarına uygun cevaplar verilebilir.

Araştırmadan, soruşturmadan kendi kafasına göre büyük bir grubu töhmet altında bırak mı adamlık?

Her parayı verenin düdüğünü öttürmek, her parası olanın elinde maşa olmak mı? Yoksa dün kara dediğine, birilerin devreye girince hemen pozisyon değiştirip ak, ak diye bağıra bağıra yanardöner triplerine soyunmak mı?

Binlerce şehidin kanına girmişlere utanmadan arlanmandan "bey" diye hitap ettikten sonra, kimin tehlikeli olup kimin olmadığını söyleyebilecek kadar yüzsüzleşebilmek mi?

Dün küfür edip saldırdıklarına bu gün her ne sebeple olursa olsun dalkavukluk etmek mi?

Bunların hiçbirisi adam olmak değil şüphesiz.

Adamlık bu olmadığı için bütün bu özellikleri bünyesinde barındıranların adam olanların derdini anlaması çok zor. Hal böyle olunca bu fıtratta olan insanların bu ülke için canını dişine takıp büyük fedakârlıklar ile çalışanları tehlike olarak göstermeleri de bir o kadar doğal.

Şimdi gelin hep birlikte bu ülke için gerçek tehlikenin neler olduğuna bakalım.

Bu ülkede ilk günden bu güne kadar var olan en birinci tehlike hiç kimsenin şüphesi olmasın ki mutlaka menfaati için her şeyi yapabilecek tıynette insanların varlığıdır.

Hayatını adadığı, ömrünü verdiği, belki yıllarca idarecilik yaptığı bir kurumu biranda terk ederek sürekli saldırdığı karşı cepheye, gruba, rakip partiye, şirkete v.s. adına ne derseniz deyin gidip menfaat çatışması olduğunda bu sefer terk ettiği yere saldırgan bir üslupla taarruza geçen o insan yeryüzünün en tehlikeli varlığıdır.

Evet, zira artık onda yer eden vicdan her an alınıp satılabilen ve asla kemale eremeyecek zavallı, kadük bir vicdandır.

Bu gün savunduğu idealler, hakikatler, gerçeklere, söylemlere, bir gün sonra tam tersi bir noktadan ateş edebilen, saldıran vicdan yeryüzünün acınası ve aşağılık vicdanıdır.

Altaylardan gelmiş olsa da, Sultan Fatih döneminde yaşamış olsa da, Kâbe'nin göbeğinde ikamet ediyor olsa da böyle bir vicdan her an satılmaya müheyya, her an yön değiştirmeye ayarlı, en ufak bir muhalif rüzgârda sığındığı bütün limanları, bütün gemileri anında ter edecek tıynette süfli bir ruhtan başkası değildir.

Dün kara dediklerine bu gün ak, dün küfrettiklerine bu gün temenna durup pohpohlayan, önünde düğme ilikleyen, dün sövüp saydıklarına bugün övgüler yağdıran ruhlar dün de vardı bu gün de olacaktır.

Akıllı insanlar bu tür hastalıklı ruhlardan alabildiğine uzak durmasını bilenlerdir.

Zira dün onların sövüp saydıklarına değer vermeyen, kâle almayanlar, onların bu haleti ruhiyelerinin ardındaki sırrı bildiklerinden, dahası onları maşa olarak kullanan güç odaklarını da tanıdıklarından, onlardan yana gelen her türlü eleştiriye de, övgüye de temkinli yaklaşıyorlar.

Hayatlarının hiçbir döneminde adam olmamış, bırakın adam olmayı, bir damla adamlık hissi, endişesi taşımamış insanların adam olma dersi vermeleri tam bir "Bekri Mustafa" durumunda olduğumuzu anlatıyor. Gerisini siz düşünün.

Kim hangi sıfatla ne derse desin. Aklı hür, vicdanı hür her vatandaş biliyor ki, bilmeli ki:

Dinin hiçbir emrinde millete, vatana, komşuya, insana hâsılı varlığın bütününe ihanet asla tasvip edilmediğinden dindar olan insanlardan asla böyle bir şey beklenmemeli.

Böyle bir şey bütün bir vatanı, en yakın dostlarını, üç kuruşa satabilecek hastalıklı insanlardan beklenebilir.

Bütün hayatı millet
Bütün ömrü vatan
Bütün rüyası bayrak

Bütün hayali iman olanların bütün bu değerlere ihanet içersinde bulunmak, bunların tehlike oluşturduğunu iddia etmek en hafif tabiriyle aymazlıktır. Ve bu değerleri gerçekten bilmemezlik ve tanımamazlıktır.

Bir insanın zerre kadar aklı varsa veya aklı başkalarının güdümünde değilse hür vicdan ile değerlendirme yapabiliyorsa dün ve bu gün bu ülkede bir şekilde var olmuş bütün kurum, kuruluş ve insanlar hakkında gerçek değerlendirmelerde bulunabilir.

Böyle bir değerlendirme için yapılacak ilk iş o insan veya kurumları mercek altına alarak dün ve bugün bu millet ve bu vatan için neler yaptıklarına, neler söylediklerine bakmak olmalı. Böyle yapanların şayet niyetleri kötü değilse görülecek ki, bu gün bazı nadanların tehlike olarak gösterdikleri bu apak insanlar, gerçekten yüzde yüz Anadolu insanını temsil ediyor ve gerçekten yaptıkları büyük gayretler ile bu ülkenin yüz akı, umudu ve garantisi olarak bulundukları yeri hak ediyorlar.

Başkaları ne derse desinler:

Bu ülkeye bütün samimiyetleriyle her platformda hizmet etmeye gayret edenler dün olmadıkları gibi bugün de, yarın da asla tehlike olmadılar, olmayacaklar.

Her fırsatta onları tehlike olarak gösterenlerin gerçek niyetleri ortalığı bulandırıp bu bulandırmadan istifade ile mevki ve makamlarını daha bir sağlamlaştırma ile hayatlarını adadıkları dünyalıklarını daha bir artırma gayretinden başka bir şey değildir.

Bu ülkede asıl tehlike dün olduğu gibi bu gün de ara dönemleri özleyenlerdir. Ara dönemlerin özel şartlarından nemalanan bir takım aymazlar bütün medeni dünyaların aksine, bürokrasiye, tek adamlığa, krallığa, padişahlığa, tek partiliğe, statükoculuğa âşık ham ruhlardır. Bu ruhların bize hedef olarak gösterilen muasır medeniyet hedefinden hiç de hoşlanmadıkları aşikârdır. Düne kadar bu hedefe güya dörtnala koşturanların tam da bu hedefe varılacağı anda çark etmeye başlamaları birazda muasır medeniyetin iktidarı yüzde yüz halkın emrine amade etmesi anlamını taşımaktadır. Bu gerçeği son anda fark eden miyoplar şimdi bir yandan bu erkin ellerinden yıllardır peşine düştükleri medeniyet tarafından alınarak gerçek sahibine (Millete) verileceğini bildiklerinden derin bir hüzün ve korku içersinde çareler aramaya başlıyorlar. Bu korku ile sağa sola çamur atma gayretleri ortalığı biraz bulandırsa da, gerçek medeniyet sevdalılarının gayretini artırmaktan başka bir şeye yaramıyor.

Zaman zaman yaptığı sohbetlerde konuya değinen Hocaefendi tecessüste bulunma, iz sürme, insanlar hakkında kötü düşünme ve ihtimallere hüküm bina etmenin birer paranoya emaresi olduğunu dile getiriyor.

Konuya yüce kitabımız Kur'ân-ı Kerimden örnekler sunan Hocaefendi "Bilmediğin şeyin izini sürme!" mealindeki ayeti göstererek şunları söylüyor. "Her şeyden önce şüphe, tecessüs ve su-i zandan kaçmayı ve kesin bilgiye dayanmayan hükümlerle insanları suçlamamayı emretmektedir. Bununla beraber, bu ilahî kelam, yeterli araştırma yapılmadan sadece söylentilere göre hiç kimsenin aleyhinde olunamayacağını; yalnızca tahmin, varsayım ve bir kısım teorilere dayanan bilimlerin mutlak doğru olarak kabul edilemeyeceğini ifade etmektedir.

Böyle davrananların ruhlarının hastalıklı olabileceğine dikkat çeken Hocaefendi "Eğer, bir insanın ruhunda herhangi bir hastalık varsa, o başkalarında da o hastalığın olduğunu zanneder ve diğer insanları da o marazla değerlendirir. Mesela, onun bunun malını aşırmaya alışmış bir hırsız, her gördüğü kapıyı nasıl açacağının hesaplarını yapar, önüne çıkan her duvarı nasıl aşacağını düşünür ve karşılaştığı her insanı da kendi mülahazalarına benzeyen düşünceler içinde zanneder. Yolda yürürken bir dükkânın kepengine göz ucuyla bakan birini görse, onun hakkında hemen "hırsız" hükmünü verir. Çünkü kendi dünyası hep el-âlemin kilitli kapılarını açmak ve mallarını çalmak etrafında örgülendiği için başka insanlar hakkındaki değerlendirmeleri de ona göre olur. Aynı türden kalb hastalıklarına maruz diğer insanların durumu da farklı değildir. Onlar her gölgeyi asıl zanneder; her ihtimali vak'a gibi değerlendirirler. Gördükleri ve duydukları en küçük şeyleri büyütür, şişirir ve mübalağalarla bir balon haline getirirler; kulak yoluyla içe akan ve göze takılan ham bilgileri kalb kazanında eritir, farklı kalıplara ifrağ eder ve onları kesin bilgi yerine koyarak hükümler verirler. Sonra da daha baştan yanlış olan o hükümleriyle insanları suçlar, yargılar ve değişik şekillerde cezalandırırlar." Diyerek bugün karşı karşıya olduğumuz konu ile ilgili aydınlatıcı bilgiler veriyor.

Yorumlar
Yeni Ekle RSS
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.

3.20 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

Son Güncelleme ( 09.11.2006 )
 
< Önceki   Sonraki >
Foreign Policy'de Gülen Röportajı

Multimedya

Fethullah Gülen Belgeseli-1: Ümit Yolcusu

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-2: Sevgi Okulları

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-3: Hoşgörü ve Diyalog

Seyredin

İmanda Derinlik

Seyredin

Yıkık Yuvalar ve Ebedî Yetim Çocuklar

Dinleyin

Müzmin Müfteriler ve Müslümanca Mukabele

Dinleyin

Erzurum Vaazı - 19980

İndirin

Altın Nesil Konferansı - 1977

İndirin

İradesini ortaya koyma gibi bir cehdi olmayanın mevcûdiyetinden söz edilemez.
Advertisement
Fethullah Gülen Web Siteleri