| Şiirin 'Üzgün Penceresi'nde Ecevit'i Uğurlarken… |
|
|
| Mehmet Ocaktan, Yeni Şafak | |
| 07.11.2006 | |
|
O siyasetin 'Karaoğlanı'ydı, 'halkçı Ecevit'iydi ve tam 52 yıl siyasetin sert rüzgarlarıyla boğuştu. İnönü'nün prensiydi, CHP'nin Genel Sekreteri'ydi ve 1972 yılında İnönü'ye rakip oldu. Ve "Orta'nın Solu" sloganıyla yeni ufuklara yelken açıyordu. 'Sağ' ve 'sol' kavramların 'çatışmacı' mevsimler yaşadığı dönemlerde, solun 'efsane' Karaoğlanıydı. Siyasetin güleryüzlü baharlarını ve somurtkan sonbaharlarını yaşadı. 12 Mart'ın kendisine karşı yapıldığına inandı, 12 Eylül darbesinde yargılandı, mahkum oldu ve cezaevinde yattı. 12 Eylül sonrasında, bir bakıma "Orta'nın Solu" defterini kapatıp, CHP ile yollarını ayırmış ve siyasette yeni bir sayfa açmıştı. CHP Genel Başkanlığı'ndan ayrılmasının ardından Ecevit evine çekildi, Artık Rahşan Hanımla baş başaydı. Bu bir ricat dönemi değil, belki de yeni bir mücadelenin yığınak dönemiydi… Nitekim kılıcını kuşandı ve sıfırdan başlattığı DSP'yi zafere ulaştırdı. İktidara ve güce rağmen, 'zarafet' ve mütevaziliği hep şiirin kıyısında saklı tutmaya özen gösterdi. Lüks makam arabalarını, pahalı markaları reddetti. Bütün naifliğine, zarafetine rağmen, zaman zaman devletin 'asık yüzlü' gücünün etkilerinden de kurtulamadı… Belki de bu, Türk siyasetinin bir cilvesiydi. Çünkü siyaset, önce büyük 'efsaneler' yaratır, sonra da vefasızlığın sert rüzgarlarına terk eder. DSP hareketiyle birlikte, özellikle din ve laiklik konusunda daha hoşgörülü ve özgün bir yaklaşım içindeydi. Evet, laiklik konusunda ödünsüzdü, ama her lafın arasına Atatürk'ü sıkıştıran "gardrop Atatürkçüleri"nden de değildi. Mesela 1973'te, "Bir halk, sosyal adalet getirecek düşüncelere açıksa beş vakit namaz kılsa da, oruç tutsa, dinine, törelerine bağlı olsa da ilericidir" diye yazmıştı. Hatta 1960'larda "Atatürk ve Devrimcilik" kitabında şapka devriminin köylüye ekonomik ve sosyal bakımdan bir şey kazandırmadığını bile yazmıştı. Siyasi yaklaşımlarında genel olarak, dindarların dışlanmaması, dinine bağlı kesimlerin kazanılması gerektiğini savundu. Öyle ki, Fethullah Gülen'le diyaloğunu bütün saldırılara rağmen dikkatle korudu ve okullarından hep övgüyle sözetti. Ve son padişah Vahdettin'i 'hain' olarak değerlendirmediğini söyleyerek 'laikçi' camiada tam bir şok yarattı. Ama aynı Ecevit, dahası ünlü Hintli şair Tagore'den, /Duam budur Fikrin korkusuz olduğu ve başın dik tutulduğu yerde Bilginin serbest olduğu ve dünyanın özel duvarlarla dar bölmelere ayrılmadığı yerde/ dizelerini çeviren şair Ecevit, Merve Kavakçı'nın başörtüsüyle Meclis'e geldiği gün kürsüde "Lütfen bu hanıma haddini bildiriniz" sözleriyle başka bir Ecevit portresini çiziyordu. Ne zaman, şair Ecevit'le siyasetçi Ecevit'in çatıştığı bir durumla karşılaşsam, hep şiirin üzgün penceresinde, yalnız ve kırgın bir Ecevit'i seyrediyorum. Şimdi o, ölümün kollarında derin bir uykuya daldı ve uzak bir yolculuğa çıkıyor, tıpkı Tagore'un Tanrı'ya ve ölüme dair dizelerinde olduğu gibi… /Gece onu boş yere beklemekle hemen hemen sona erdi. |
|
| Son Güncelleme ( 07.11.2006 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|








