| Cenaze Avcıları |
|
|
| Ekrem Dumanlı, Zaman | |
| 09.11.2006 | |
|
Pazar gecesi vefat eden Bülent Ecevit'in cenaze töreni altı gün sonraya ertelenince dedikodular yayılmaya başladı. Ankara kulislerinden yükselen ilk fısıltılar, cenaze töreninin hükümet karşıtı bir gösteriye dönüştürüleceği şeklindeydi. Zaman ilerledikçe komplo senaryoları derinleştirildi. İddialara göre Ecevit'in saygınlığına sığınan karanlık bir zümre, töreni laik-anti laik çatışmasına dönüştürmek istiyordu. Önceki gün Anavatan lideri Erkan Mumcu kürsüden seslenerek "cenaze töreninde provokasyon" uyarısında bulundu. Mumcu, Danıştay cinayeti sonrasında provokatörler karşısında dimdik durmuş ve militan belediye işçilerine, "Gitmiyorum, buradayım!" demişti. Kocatepe Camii avlusunda yaşanan provokasyon tecrübesine binaen Anavatan lideri, "Merhumu şahsiyetine yakışır bir şekilde uğurlayalım." deme ihtiyacını hissediyor. Zaten mesele daha şimdiden dış basına yansıdı. Alman gazetesi Tageszeitung, cenazenin AK Parti yönetimine karşı bir gösteriye dönüşeceğini yazdı. Tam bir rezalet! Bülent Bey gibi sosyal kaynaşma ve dayanışmaya önem veren bir liderin cenazesi nasıl ayrılıkçı bir tartışmaya hatta kavgaya vesile edilebilir? Dünkü Hürriyet'te Ahmet Hakan, "Bazıları Bülent Ecevit'in cenaze töreninden 'çarpıcı bir laiklik gösterisi' çıkarmayı planlıyor." tespitini yapıyor ve bazı uyarılarda bulunuyordu. Ahmet Hakan haklı! Ecevit'in siyasi hayatı ve o hayattaki çok renklilik, cenaze avcılarına fırsat vermiyor. O yüzden toplumun büyük bir bölümünde derin bir saygı uyandıran Ecevit'i marjinal bir çizgiye çekmek ve o çizgi üzerinden derin operasyonlar peşinde koşmak tarihî bir hatadır. Buna DSP yöneticileri de izin vermemeli; çünkü Ecevit, "inançlara saygılı laiklik" ismini verdiği anlayışla halkın tamamını kucaklamak isteyen bir liderdi. Soldaki dindara karşı takınılan olumsuz tavrı değiştiren de odur. Osmanlı tarihiyle yakından ilgilenen, tasavvuf kültürüne özel bir ilgi duyan ve Anadolu'nun manevî dinamikleri üzerine kafa yoran; hepsinden önemlisi, kültürel mirasımızı "çağdaş değerler" ile mezcetmeye çalışan bir insandı o. Şimdi bir avuç laikçi (laik demiyorum) ve bir avuç ulusalcı (milliyetçi demiyorum), bir araya gelmiş, Ecevit'in ruhunu muaheze edercesine kontrgerilla operasyonu yapmaya kalkıyor. Merhumun kontrgerilla ile mücadelesi ortadayken kim inanır provokatörlere? Bütün derin güçler bir olup Fethullah Gülen'in üzerine geldiğinde dimdik duran Ecevit portesini kim çiğneyebilir? Yurtdışındaki Türk okullarına iftira kampanyaları düzenlenirken Arnavutluk'ta Türk okullarını ziyaret edip, "Biliyorum birileri buna kızacak; ama ben bu okullara ve önemine inanıyorum." diyen Ecevit gerçeğini kim inkâr edebilir? Parti içinden ülkücülere "katil" muamelesi yapmaya kalkışanlar varken Devlet Bahçeli ile samimi dost ve koalisyon ortağı olan Ecevit'i kim silebilir hafızalardan? Tarihî hıncını Osmanlı'dan intikama dönüştüren onca laikçinin tarihi tahrifatına boyun eğmeyip, "Vahdettin hain değildi." diyen cesur Ecevit'i kim görmezden gelebilir? Bülent Bey'e sağlığında ateş püskürenler şimdi oturmuş bol acılı mersiye diziyor. Üstelik bunlardan bir kısmı laik-anti laik kavgasını körüklemek için Ecevit'in naaşını kullanmak istiyor. Belediye işçilerini mecburî eylemci yapıp karanlık güçlere teslim edenlerin hesap edemediği bir şey var: Hiçbir komploya boyun eğmeyen halk iradesi. Derin güçlerle flört etmenin halk nezdinde çok ağır cezası var; bazı siyasiler bu gerçeği görmezse faturayı ödemek zorunda kalır. Çünkü bizim kültürümüzde vefat edene hürmet, insana hürmettir. Türk halkı, Bülent Bey'i son yolculuğuna dualarla uğurluyor. Başta cenaze sahipleri, DSP, CHP ve sol örgütler olmak üzere herkes halka yansıyan fotoğrafı doğru ve tam görmek zorunda; çünkü bu manzaraya gölge düşüren herkes, tarih boyunca kara bir lekeyle yaşamak zorunda kalacak... |
|
| Son Güncelleme ( 09.11.2006 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







