| Bülent Ecevit ve Türk Okulları |
|
|
| Prof. Dr. Selim Hancıoğlu, Zaman | |
| 10.11.2006 | |
|
Yıllar önce Gaspıralı İsmail Bey'in "dilde, fikirde, işte birlik" veciz ifadesiyle ortaya koyduğu ideal, bugün geniş Asya coğrafyasının kaderde, kıvançta ve sevgide birlik hakikatine dönüşerek hayata geçmiştir. Türk müteşebbislerinin dünyanın dört bir tarafında açtığı eğitim kurumları, insanlığa hizmet etmeye koşan Anadolu yiğitlerinin fedakârca çabalarına sahne olmaktadır. Balkanlar'dan Çin'e ve Rusya steplerinden Ümit Burnu'na kadar yayılan bir coğrafyada, ayrı dil, kültüre ırklara mensup insanlara tek bir dili, "sevgi dili"ni öğreten Türk öğretmenleri, "dilde, fikirde, işte birlik" idealini, cihanşümul bir medeniyet projesine dönüştürmüşlerdir. Bu büyük medeniyet projesi, çatışmanın yerine uzlaşmayı, reddetmeden önce anlamayı, nefretin yerine sevgiyi esas kılan bir anlayışın eseridir. Günümüz insanını bir sevgi çemberiyle kuşatarak ona erdemli bir hayatın kapılarını açan yüze yakın ülkedeki Türk eğitim kurumunda, "insanlığın ortak değerleri" etrafında gelişen yeni bir anlayışın da temelleri atılmaktadır. Kardeşlik, barış ve anlayış anahtar kelimeleriyle büyük bir heyecan dalgası uyandıran Türk okulları projesi, elbette ki "iyi niyetli" yaklaşımlarla ve büyük düşünce adamlarına has önsezilerle anlaşılabilir ve takdir edilebilir. Bugüne kadar birçok Türk veya yabancı devlet adamı ve idarecinin takdirlerini kazanmış olan Türk okulları hakkındaki en samimi değerlendirmelerden biri de şüphesiz ki merhum Bülent Ecevit'e aittir. Fethullah Gülen ile görüşmeleri Bülent Ecevit'in Türk okullarıyla ilk karşılaşması, bundan yaklaşık on bir yıl önce gerçekleşmişti. 1995 yılının 20 Mart'ında muhterem Fethullah Gülen ile merhum Ecevit'in ilk kez yüz yüze görüşmeleri, her iki taraf için de samimi bir dostluğun temellerinin atılmasına vesile olmuştu. Bu görüşmenin Bülent Bey'in İzmir'e gideceği bir sırada, İzmir'de gerçekleşmesi talebine, Hocaefendi şu cevabı vermişti: "Kendileri Başbakanlık yapmış bir devlet büyüğümüzdür, bizim zât-ı âlilerini ziyaret etmemiz daha uygun olacaktır". Görüşme sırasında, Rahşan Hanım mutfakta çay hazırlıkları yapmaktayken, merhum Ecevit okullarla ilgili bilgi almaktadır. Bir an yurtdışındaki okul sayısını duyunca heyecanlanan Bülent Bey, ayağa fırlayıp Rahşan Hanım'ı çağırır, "Rahşan gel çabuk, bak kaç okulumuz varmış!..." diyerek. Böylesi bir samimiyet ve içtenlik, başta muhterem Hocaefendi olmak üzere, orada bulunan herkesi duygulandırır. Merhum Bülent Ecevit, görüşme sonrasında şunları ifade etmişti: "Gerçekten çok mutlu bir görüşme oldu aramızda. Bir kere çağdaş düşünceli bir insan. İslam'a çok bağlı ve aynı zamanda İslam'ı çağdaşlıkla bağdaştırmaya çalışan bir kimse. Çok açık görüşlü olduğu izlenimini edindim". Hocaefendi de bu ilk görüşme sonrasında çok olumlu açıklamalar yapmış ve yıllarca Bülent Bey'le dolaylı da olsa iletişimi sürdürmüştü. Bu iletişimde beni en çok etkileyen husus, Hocaefendi'nin Bülent Bey'in sağlığıyla yakından ilgilenmesi ve hastalıklarına iyi gelen bazı bitkileri ve tabiî ilaçları Bülent Bey'e de göndermesiydi!.. Merhum Ecevit, bazı medya kuruluşlarının ve karanlık çevrelerin oluşturduğu kumpasta, hep asaletini, samimiyetini ve vefâsını koruyarak muhterem Fethullah Gülen'e desteğini devam ettirmiş ve başbakanlığı sırasında bile kendisine verilen brifing sonrasında, "Siz öyle düşünüyorsunuz. Ben eskisi gibi düşünmeye devam ediyorum." diyerek, inkıtaya uğramış dürüst ve erdemli devlet adamlığı geleneğini ihyâ etmişti. Onun 29 Şubat 2000 tarihindeki Arnavutluk gezisi sırasında, Türk okulları hakkında söylediği, "Bazı çevrelerce eleştirilmeyi göze alarak çalışmalarınızı tebrik ederim." sözü de aynı samimiyetin ve prensipli devlet adamının örnek hareketi niteliğindedir. Ecevit, aynı demecinin devamında, "Yurtdışındaki bu tür okulların gelişmesinden kıvanç duyuyorum. Bunu her vesileyle dile getirmeyi borç biliyorum. Osmanlı Devleti'nin çok geniş alanlara yayıldığı zamanlarda bile, Türk dili ve kültürü bu kadar geniş bir alana yayılmamıştı." diyerek, tarihî bir hakikati de vurgulamıştı. 47 yıllık siyasî hayatında birçok tecrübe sahibi olan Ecevit, ülkesinin fedakâr işadamlarının eğitim girişimlerinin, aynı zamanda Türkiye'nin tanıtımı ve Türk insanının dünyaya açılımını da sağlayacağının farkındaydı. Dahası, bu girişimler ve yatırımlar neticesinde, Türkiye'nin sosyal, kültürel ve ekonomik açıdan güçlü bir vizyona kavuşacağını da biliyordu. Bu yüzden kısır çekişmelere ve ufuksuz değerlendirmelere asla prim vermedi. Televizyonlara, gazetelere hep aynı nitelikteki mesajı vererek inandığı ve inanarak ifade ettiği kanaatlerinin arkasında durdu. Samimiyete karşı vefa Editörlüğünü Toktamış Ateş, Eser Karakaş ve İlber Ortaylı'nın yaptığı "Barış Köprüleri" adlı kitapta, "Okullara büyük önem veriyorum. 15 yıldır bu insanların dışarıda yaptığı eğitim faaliyetlerini izliyorum. Gördüklerimden büyük mutluluk duydum. Çünkü bu insanlar hangi ülkede olursa olsun çağdaş eğitim yapıyorlar. Bütün öğrencilerine Türkçe öğretiyorlar. Bu çok büyük bir hizmettir. Önce ulusal bir hizmet, sonra insani bir hizmettir." diyen Ecevit, birçok insanın zoru görünce ortadan kaybolduğu, hatta içinden farklı düşündüğü halde, aleyhte demeçler verdiği bir sırada, samimiyetini açık yüreklilikle izhâr etmişti. Onun bu samimiyetine ve vefâsına karşılığı, yine yurtdışındaki Türk liselerinin öğrencileri vermişti. Merhum Ecevit, GATA'da yatarken, Romanya ve Arnavutluk'tan gelen Türk okullarının öğrencileri, Ecevit'e geçmiş olsun ziyaretinde bulunmuş ve onun için açılan hatıra defterine samimi duygularını yazmışlardı. Romanya'dan gelen öğrencilerden Adrian Nikolaye'nin 'Dostlar kötü günde belli olur' Türk atasözüyle, kendilerini kötü günlerinde destekleyen eski Başbakan'a minnet ve şükran duygularını ifade etmesi ise oldukça anlamlı bir hareketti. Dünya haritasının yeniden şekillendiği ve dört bir yandan her gün felaket, işgal, kıyım haberlerinin geldiği bir çağda, insanlığa huzur, güven ve barış getirmeyi yegâne görevi addeden bir "yeni insan" tipini inşâ etmek, sadece sınırlı bir toprağın değil, bütün bir insanlığın özlemi ve beklentisidir. Evrensel düşünebilme ve bu büyük ideali, her şartta ve hâlde samimi bir şekilde savunabilme, elbette asırlarca unutulmayacak bir vefâ örneğidir. Kimbilir belki de bu günlerde bir Türk işadamı kalkar ve henüz Türk okulu olmayan bir bölgede "Bülent Ecevit Türk Lisesi" adıyla bir okul yaptırarak onun vefâlı tavrını anlamlı bir biçimde ebedileştirir!.. |
|
| Son Güncelleme ( 10.11.2006 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|








