İftira Şebekeleri ve Dış Odaklar Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 9
Kötüİyi 
Hamdi İşcan, fgulen.com   
23.11.2006

Hamdi İşcanKarşımızda yedi iklim dört bucakta gönüllere taht kurmuş, dünyanın en sorunlu bölgelerinde dahi kendini kabul ettirmiş, kendini sevdirmiş Anadolu menşe'li bir eğitim ve kültür hizmeti var. Böyle bir muvaffakiyetin arkasında öz be öz Anadolu insanının fikir sancısı, el emeği, alın teri olduğu gibi; bu tür bir hizmet neticesinde elde edilecek maddi-manevi semerenin de bütün bir ülke halkına, bütün Türk toplumuna faydalı olacağı muhakkaktır. Peki nasıl oluyor da bu topraklarda yaşayan bir kısım azılı azınlık faydası kendilerine de dokunduğu/dokunacağı halde "el-alem"in bile reva görmediği eza ve cefayı, bu eğitim hizmetlerine reva görmektedir? Kendi insanına düşmanca bir yaklaşımla muamele eden, ona hiçbir şekilde hayat hakkı tanımayan, sabah-akşam en büyük iş ve icraat olarak bu eğitim ve kültür hizmetlerini engelleme çabası içinde olan ve bu uğurda en pespaye iftira ve komploları kullanmaktan dahi hicap etmeyen bu azgın azınlığın derdi ne? Hangi iç ve dış saiklerle bu kişiler dur-durak bilmeden saldırılarını sürdürmektedirler?

Paradoks gibi görünen bu durumun esasında "anlaşılabilir" sebepleri vardır. Bir kere tarihî devr-i daimler takip edildiğinde görülecektir ki, bu tür oluşumların en azılı muhalifleri, o oluşumun neşet ettiği muhitte ortaya çıkmıştır. Evet, kıskançlık, haset, kibir, öfke, inat gibi hakikati görmeye engel hususlar bu tür oluşumların amansız düşmanı olduğu gibi gözü kör eden bu iç saiklerin sözünü en çok dinlettirdiği kişilerin de bizzat o "oluşum"un neşv u nema bulduğu toplum içinde zuhur ettiği görülmüştür.

Biz daha önceki yazılarda iç saikler üzerinde durmaya çalışmıştık. Bu yazımızda ise görebildiğimiz, anlayabildiğimiz kadarıyla bu husustaki birkaç dış saiki el alıp tespit ve tahlil etmeye çalışacağız.

Kanaatimizce bu mevzuda başta gelen en önemli dış saiklerden biri; gözlerini kazanç hırsı ve ikbal arzusu bürümüş, sömürgeciliği hayat tarzı haline getirmiş bazı dış odakların Türkiye'nin büyümesine, güçlenmesine, zenginleşmesine vesile olacak her türlü olumlu teşebbüsü engelleme gayreti içerisinde olmasıdır. Bu sebeple konunun daha iyi anlaşılması adına sanayi inkılâbı ile başlayan tarihî süreci ana hatlarıyla da olsa hatırlamanın faydalı olacağı inancındayım.

Bilindiği üzere coğrafi keşifler ve sanayi inkılâbı yeryüzünde o güne kadar görülmedik bir hâkimiyet kavgasının tutuşmasına sebebiyet vermiştir. Zira yeni kıtalar, yeni madenler, yeni enerji kaynakları dünyanın yeniden şekillenmesini, yeniden paylaşım mücadelesini ortaya çıkarmıştır. Demir, kömür, petrol gibi sanayi inkılâbının ana motorunu, dinamosunu teşkil eden unsurlar için kıyasıya savaşlar yapılmış, oluk oluk kanlar akıtılmış, kitlesel kıyımlar gerçekleştirilmiş ve dünya bir baştan bir başa kuvveti tek ölçü kabul eden hâkim güçlerin elinde bir talan, bir sömürü alanı haline gelmiştir. Bu sebeple denebilir ki, beşer tarihi için son 3-4 asır bir manada kan, sömürü ve istismar tarihidir. İşte bu süreçte -duraklama dönemini yaşıyor olsa da- sömürge güçlerinin önünde sistemli ve kararlı bir duruş sergileyen önemli bir tabya, müdafaa hattı bizim ecdadımızdır, bu ülke insanıdır, Osmanlı Devleti'dir. Ne var ki, uzun gayret ve çalışmalar sonucunda sömürgeciliğin karşısındaki bu güç tasfiye edildikten sonra, bu ülke insanının bir daha dirilmemesi, bir daha kendine gelmemesi için ülkemiz ve milletimize karşı kimi zaman açıktan açığa baskı, ambargo ve sindirme gayretleri olmuş, ama bundan daha çok da sinsice, altan alta ülke içerisinde karışıklar, kargaşalar çıkarılarak, Türkiye'nin büyük, güçlü, sözü dinlenilir bir devlet olmasının önü kesilmek istenmiştir.

İşte, bilhassa SSCB'nin yıkılmasından sonra tarihî bir açılım fırsatını yakalayan Türkiye, sivil toplum kuruluşları ve özel teşebbüslerle çok geniş bir coğrafyada kalıcı yatırımlar ve dostluklar tesis etmiş, sözü dinlenilir, kendisine itibar edilir bir ülke haline gelme sürecine girmiştir. Elbette ki, bu tarihî açılımda gönüllüler hareketinin de önemli bir rolü olmuştur. İşte bu süreçte, uluslar arası menfaat ve çıkar grupları, sömürüye doymayan gayr-i meşru oluşumlar, dev holding ve tröstler ülkemizin büyümesi ve zenginleşmesi adına çok önemli olan bu süreci; kimliğini kaybetmiş, şahsiyet bunalımına düşmüş, toplumda kendisine bir yer edinememiş bir kısım azınlığı bir piyon olarak kullanarak engellemeye, baltalamaya çalışmış ve çalışmaktadır. Bu mevzuda iftira şebekelerine ciddi manada parasal akışın olduğu meseleyi yakından takip edenler için artık bir sır değildir.

Bu noktada insanın aklına şu soru gelebilir; "niçin bilhassa ülke içindeki saldırı ve iftira faaliyetleri daha bir öne çıkarılmakta, daha bir teşvik görmektedir?" Öncelikle şunun bilinmesi gerekir ki, yurt dışında da kimi zaman bazı yerlerde iftira ve komplo faaliyetleri yapılmakta, yapılmaya çalışılmaktadır. Ancak hangi maddi güce sahip olursa olsun halklar tarafından kabul gören, gönüllere nakşolan bir düşünce ve anlayışı kalplerden söküp atma işi de beşer takatini aşan bir durum olduğundan atılan iftira ve düzenlenen komploların ancak çok cüz'i bir seviyede geçici bir surette tesirinin olduğu görülmektedir.

Bu tespitimi mücerret bir fikir olarak değil yaşanan vakalara dayanarak söylüyorum. Mesela Türkiye'den Orta Asya'ya ilk gidişlerin olduğu dönemlerde gidip oralarda yatırım yapmış bir esnaf şunu anlatmıştı: "Buradaki devlet yetkililerden birisi bir gün bana şunu söyledi. "Kimi zaman hâkim dış güçler tarafından sizi buradan çıkartmamız için hem baskı, tehdit görüyor, hem de cazip teklifler alıyoruz. Ama içiniz rahat olsun. Biz, sizden gördüğümüz iyiliği hiçbir zaman unutmayacağız. Bağımsızlığa kavuştuğumuzda herkes buraya üşüştü. Kimisi petrol/doğalgaz rezervlerimiz, kimisi elmas yataklarımız, kimisi geniş arazilerimiz için buraya geldi, o sıkıntılı, çok fakir ve çok muhtaç olduğumuz dönemde yeraltı-yerüstü kaynaklarımızı ucuza kapatmak için buraya akın etti. Ama siz bizim için geldiniz, gençliğimiz için geldiniz. O dönemde herkes bir şeyler kapmak için burada iken siz herhangi bir maddi menfaat ummaksızın buraya gelip okul açtınız, neslimize el uzattınız, o sıkıntıları bizimle paylaştınız. En sıkıntılı ve zor zamanımızda bize sahip çıktınız. Onun için biz gerçek dostumuz kim bunu çok iyi biliyoruz. Merak etmeyin, burada hiç kimse size zarar veremez."

Evet, zannediyorum vefaya vefayla karşılık veren bu kadirşinas insanların ifadeleri maksadımı anlatma adına yeterli olacaktır.

Tabii, meseleye sadece Türkiye'nin büyük ve güçlü bir devlet olması açısından bakmamak lazım. Aynı zamanda gidilen ülkelerde seviyeli, kültürlü, kendi ülkesini, halkını seven, sosyal sorumluluk sahibi, çağın gerektirdiği bilgi ve teknolojik donanımla mücehhez gençlerin yetişmesi de uluslar arası çaptaki müstemleke güçlerini derinden derine rahatsız etmektedir/edecektir. Çünkü onlar sömürecekleri yerlerde şuurlu, bilgili, ahlaklı bir nesil görmek yerine istedikleri gibi kullanacakları, koyun gibi güdecekleri insanlar görmek ister. Böylece el değmemiş maden yatakları, petrol/doğalgaz rezervleri, yeraltı-yerüstü zenginlikleri kolaylıkla el değiştirmiş olacaktır.

İşte kanaatimce dev holdingler, şirketler, tröstler olsa da, halkın gönlünde yer etmiş böyle bir harekete karşı açıktan açığa mücadele etmeyi kendi menfaatlerine aykırı buluyor, bunun yerine daha kolay, daha az masraflı, daha sinsice bir yola başvuruyor ve son tahlilde hareketin neşv u nema bulduğu topraklarda onu engellemek, bitirmek için başkalarını kullanarak oyunlarını daha çok Türkiye içinde oynamayı tercih ediyorlar.

Netice itibarıyla bu dış saikler nazar-ı itibara alınmadan, kendilerine hiçbir zararı olmadığı hatta birçok faydası olacağı halde Türkiye'deki müfteri güruhunun bu gönüllüler hareketine bu ölçüdeki ifratkâr ve akıl almaz hücum ve saldırılarının bütün yönleri ve faktörleriyle tam olarak anlaşılamayacağı kanaatindeyim. Zira bilinmesi gerekir ki, bu işi bir gelir kaynağı olarak görüp, bir meslek gibi icra eden kişi ve gruplar var. Zaten kamuoyu tarafından da iyi bilindiği üzere maalesef ülkemizde bir dönem Lenin, Stalin rüyaları görmüş, bir başka dönem "Mao! Mao!" diye sayıklamış, gençliğini kör ideolojilerin ağında tüketmiş, ama bir türlü gençlik döneminin o anarşist ve yıkıcı ruh halinden sıyrılamamış, bunun neticesinde herhangi bir meslek edinememiş, bir dala tutanamamış, şimdiye kadar herhangi bir olumlu faaliyet gerçekleştirememiş işsiz-güçsüz bir kesim var. Her türlü kullanıma açık, her türlü güç ve kuvvete aborda olacak, şimdiye kadar nerede provokasyon, ajitasyon faaliyeti varsa orada kendisini gösteren bir işsizler takımı... İşte maalesef ve maalesef bu kişi ve gruplar dış odaklar tarafından çok iyi tespit ediliyor, taşeron bir firma gibi iş onlara havale ediliyor ve bu kişiler iftira tetikçisi olarak kullanılıyorlar. Hâsılı iftira şebekelerine bir de bu açıdan bakmanın konunun doğru tespit ve teşhis edilmesi adına hayatî önem arzettiği kanaatindeyim.

Yorumlar
Yeni Ekle RSS
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.

3.20 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

Son Güncelleme ( 08.03.2007 )
 
< Önceki   Sonraki >

Multimedya

Temsil Öncelikli Tebliğ

Seyredin

Sahâbe Efendilerimizin Hizmet Düşüncesi

Seyredin

Hizmet Mâzeret Değil!..

Dinleyin

Kalb Kasveti ve İnşirah Vesileleri

Dinleyin

Altunizade Vaazı - 1980

İndirin

Berlin Konferansı - 1977

İndirin

İnsan, Allah'a yürekten ihtiyaç hissetmeli, acz u fakrıyla Allah'a yönelmeli ki, Cenâb-ı Hak da ona icabet etsin. Cenâb-ı Allah, Zâtına karşı müstağni davrananlara teveccühte bulunmaz.
Advertisement
Fethullah Gülen Web Siteleri