| Asıl Hicran |
|
|
| Hamdi İşcan, fgulen.com | |
| 29.11.2006 | |
|
"Bu yeni hadisede, ifademde Dahiliye Vekâletine yazdığım gibi, on vecihle kanunsuz olduğu ve kanun namına kanunsuzluk eden o zalimler, asıl suçlu onlar olması gibi, öyle bahaneleri aradılar, işitenleri güldürecek ve hakperestleri ağlattıracak iftiraları ve uydurmalarıyla ehl-i insafa gösterdiler ki, Risale-i Nur'a ve şakirtlerine ilişmeye, kanun ve hak cihetinde imkân bulamıyorlar, divaneliğe sapıyorlar. Ezcümle, bir ay bizi tecessüs eden memurlar birşey bahane bulamadıklarından, bir pusula yazıp ki, "Said'in hizmetkârı bir dükkândan rakı almış, ona götürmüş," o pusulayı imza ettirmek için hiç kimseyi bulamayıp, sonra yabanî ve sarhoş bir adamı yakalamışlar, tehditkârâne "Gel bunu imza et" demişler. O da demiş: "Tövbeler tövbesi olsun, bu acip yalanı kim imza edebilir?" Onları, pusulayı yırtmaya mecbur etmiş." Üstad Hazretleri Afyon'a geldiğinde 70 yaşını aşmış bulunuyordu. Bu sahabi misal insan kılı kırk yaran dini hassasiyetiyle, ilmi ve takvasıyla, din uğrunda hapislerde, sürgünlerde geçen ömrüyle dindar Anadolu halkı tarafından böyle tanınıyor ve böyle biliniyordu. Ama bakın fesat şebekeleri o güne kadar "İslam hükümlerini hakim kılmaya çalışıyor, bu ülkeye yeniden şeriatı getirmeye çalışıyor" diye suçladıkları insanı, o gün zıt kutuptaki bir başka iftira ile karalamaktan çekinmemişlerdir. Elbette ki, onu tanıyanlar bu asılsız isnada gülüp geçecekti. Ama peki ya o zamana kadar kendisini tanımamış olanlar! İşte zannediyorum iftira odaklarının asıl hedef kitlesi bu tür kişilerdi ve bu sebeple "çamur at izi kalsın" anlayışı doğrultusunda en olmadık mizansenleri bile uygulamaktan geri durmuyorlardı. Hani insanın aklına gelir ki, içkiyi, içki alemlerini; modernliğin, çağdaşlığın bir göstergesi olarak kabul eden, takdir edip alkışlayan, toplum içinde teşvik edip özendiren, değil utanıp sıkılmak iftiharla icra eden kişiler böyle bir ameli iftira argümanı olarak kullanmaz, bu ölçüde gülünç ve açık bir çelişkiye düşmek istemezler. Ama görüyoruz ki, fesada kilitlenmiş bu insanların hiçbir ölçüsü, hiçbir sınırı yok. Evet, müfteri güruhunun derdi içki değildi. Onların asıl yapmak istedikleri Üstad'ı tanımayanların zihninde Üstad hakkında şöyle-böyle bir şüphe tortusu oluşturabilmekti. "Bakın, bu insan dindar görünüyor, bir taraftan 'içkiden uzak durun' diyor ama diğer taraftan kendisi gizliden gizliye içki içiyor' diyerek Üstad'a karşı bir itimad ve güven törpülenmesi meydana getirebilmekti. Tabii, hadiselere ışık ve zulmetin, iyilik ve kötülüğün mücadelesi perspektifinden baktığımızda bugün de değişen pek bir şeyin olmadığını görürüz. Evet, bugünün mütecaviz mülhidleri de bu ülkenin maddi-manevi kalkınmasında çok önemli bir teşebbüs sayılan eğitim ve kültür faaliyetlerini kimi zaman kendi uydurdukları "dinci, gerici, şeriatçı" gibi meçhul kavramlarla, kimi zaman milliyetçi-ulusalcı söylemler kullanarak, kimi zaman da bu sefer tamamen zıt kutuptaki bir başka ithamla güya din adına hareket ediyor gibi görünerek din kisvesi altında karalamaya çalışmaktadır. Kötülüğe kilitlenmiş, fesat artık tabiatları haline gelmiş bu müfteri güruhundan herşey beklenebilir. Doğrusu, bu çirkef iftira ve tezvir teşebbüslerinin onların karakterine pek münasip düştüğü söylenebilir. Ama insan gönlünde asıl hicran noktasını, "din, vatan, millet" düşmanı olmadığı halde, bu profesyonel münafıkların münafıklıklarına aldanarak aklını, mantığını, basiret ve firasetini kullanmak yerine sırf duygularıyla hareket eden bazı safdil kişilerin bulunması oluşturuyor. Herhalde bu kişiler herkesi kendileri gibi zannettiklerinden müfteri güruhunun bu kadar alçalmayacağını düşünüyorlar. Halbuki çok iyi bilinmesi gerekir ki, yeminli din-diyanet hâsidleri için her yol meşru, her metod mübahtır. Onlar için yalan; hayat tarzı, ikiyüzlülük, aldatma, sahtekarlık ise bir gurur vesilesidir. Allah Rasulü (sas) "Müminin firasetinden sakınınız, çünkü o bakarken Allah'ın nuruyla bakar" buyuruyor. Evet, kamil mümin eşya ve hadiseleri vahiy ve firaset nuruyla süzer, ölçer-biçer, öyle değerlendirir. Fısk u fücuru alenî fasık bir kişi veya grup kendisine bir haber getirdiğinde ona hemen inanmaz, derinlemesine araştırır, sorup soruşturur, kararını ona göre verir. Bu sebeple ümit ediyor ve bekliyoruz muvakkat bir akıl tutulmasına tutulup hisleriyle hareket eden ama dine, bu ülke ve millete bağlılığından şüphe duymadığımız temiz ve saf dimağlar meseleye bir de bu açıdan bakar, öz be öz bu memleketin evladı hakkında artık ileride kendilerini mahcup edecek, yüzlerini kızartacak maksadı aşkın söz ve beyanlarda bulunmazlar. |
|
| Son Güncelleme ( 08.03.2007 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|



Anadolu insanının ilim ve irfan seviyesinin yükseltilmesi uğrunda hayatını ortaya koyan Bediüzzaman Hazretleri, bu yolda nice sıkıntılarla, meşakkatlerle yüz yüze gelmiş, nice iftira, komplo, ayak oyunları ile karşılaşmıştır. Bu yüce mefkuresinden onu döndürmek isteyenler, birbiriyle açık tenakuz oluştursa da, millet nezdinde onun itibarını zedeleyecek her yola, ama her yola başvurmuşlardır. Öyle ki bir dönem, küfrün takiyyesi olan "irticacı, şeriatçı, dinci" diye uyduruk kavramlarla onu dininden dolayı suçlar, bu sebeple ona en ağır ifadelerle hakarette bulunurken, bir başka dönem gülünç mizansenlerle onu içki içen bir insan olarak göstermeye çalışmışlardır. "Nasıl olur" demeyin! İşte bakın Üstad Hazretleri Afyon'da iken bizzat kendisinin muttali olduğu hadiseyi nasıl anlatıyor:



