'Kendi İklimimiz'de Örülen İrfan Dantelâsı Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 6
Kötüİyi 
Hamdi İşcan, fgulen.com   
22.01.2007

Hamdi İşcanSöz ile hak ve hakikate giden yollar açıldı. Söz ile zihinlerdeki kördüğümler çözüldü. Söz ile asrın getirdiği tereddütler birer birer izale edildi ve söz ile gönüllerde ucu gidip cennetlere ulaşan köprüler kuruldu.

Gün geldi ulu bir mabedin gök kubbesi altında 'söz' bir beyan çağlayanı haline geldi, dalga dalga ruhlarda kendini hissettirdi.

Gün geldi bir binanın beşinci katındaki taraçada 'söz' ıstırap ve gözyaşı ile soluklanan fikir çilesi ve beyin zonklaması olarak kendini gösterdi.

Ve dahi gün geldi bütün bunlara ilaveten 'söz' ayn-ı hasret, ayn-ı gurbet oldu.

Hicran en yanık, en sızılı haliyle kalplerde, kalplerin derinliğinde varlığını duyurdu. Ama bu halde iken bile 'söz' yarım kelimelik dahi olsa rızaya muhalif bir beyanla haddi aşmadı, isyana girmedi. Aksine bu durumda o içe doğru daha bir derinleşti, daha bir ledünnileşti, kendini daha bir ırgaladı, daha bir inceden inceye hesaba çekti ve diyebiliriz ki masivadan bütün bütün tecerrüd ederek söz artık tamamıyla sohbet-i canan kesildi.

Evet, kürsüde açan hitap çiçeği çevresine uhrevilik kokusu neşrederken sadece kendisi olarak kalmadı. Bu arada etrafını gülistana çevirecek tohumları da cömertçe sinelere boşalttı.

Böylece sohbet ile bir nesil yetişti. Sohbetle gönüllere oluk oluk nurlar akıtıldı. Sohbetle sineler sonsuzluk duygusuna uyarıldı. Sohbetle vicdanlar 'hayatın tabii ve ezeli şiir unsurları sayılan iman, sevgi, aşk ve ruhani zevkler'e açık hale getirildi.

Evet, sohbetle kolektif duygu ve düşünce mayalandı. Sohbetle 'ızdırap', 'başkası için gözyaşı dökme' bir nesle mal edildi. Sohbetle bir neslin gönlünde yaşatma ideali, başkası için var olma duygu ve düşüncesi tutuşturuldu. Ve sohbetle çağın karasevdalıları bu yüce ve yüksek düşüncelerle, bu ulvi niyet ve projelerle dünyanın dört bir yanına saçıldı.

İşte Nil Yayınları'ndan çıkıp elimize ulaşan Prizma Serisi'nin beşinci kitabı 'Kendi İklimimiz'; sözün yaşamış olduğu bütün bu safhaların her birisinden bize kesitler sunuyor.

'Perspektif' başlığı altındaki birinci bölüme bizim yamaçlarımızın gülü-çiçeği olan 'sadakat ve vefa' dinamikleriyle başlanıyor. Önce temel kaynaklar esas alınarak mefhumların tarifi yapılıyor. Daha sonra engin bir bakış açısıyla farklı farklı 'sadakat ve vefa' mertebelerinden bahisler açılıyor ve böylece himmetin âli tutulması sağlanarak nazarlar sürekli zirve noktaya çekiliyor. 'Sadakat' deniyor, 'Doğru düşünmek, doğru konuşmak, doğru davranış sergilemek ve aynı zamanda doğruluğu kalbde korumak demektir. Bu manadaki sadakat, izafî bir tabir olup belli bir ölçüsü de yoktur. O, zirve noktada enbiya-i izâmda bulunur.. ve onu sadece 'söz doğruluğu' şeklinde yorumlamak da eksik bir anlayıştır. Sadıklar, kalpleri doğrulukla dopdolu olan ve tamamen Allah'a kilitlenen insanlardır.'

İkinci Bölüm olan 'Düşünce Boyutu'nun ilk sorusu ise büyük alimlere saygı ve terbiye ile fikir hürriyetinin nasıl dengeli bir şekilde götürülebileceği ile ilgili. Muhterem Müellif, 'saygılı olmak başka, büyüklüğü kabullenip istidatların önünü kesmemek daha başka bir meseledir' dedikten sonra Asr-ı Saadet'ten çarpıcı bir misal veriyor. Daha sonra sözü İmam-ı A'zam Ebu Hanife'ye getiriyor. Onun, İmam Ebu Yusuf, İmam Muhammed, İmam Veki', İmam Abdullah b. Mübarek gibi çağlara meydan okuyan devasa talebeler yetiştirdiğini hatırlattıktan sonra dehalar silsilesi diyebileceğimiz bu kabiliyetlerin ortaya çıkışında önemli bir âmilin, Ebu Hanife Hazretlerinin ortamını hazırladığı, insana saygı ve hoşgörü anlayışı içerisinde korunmaya alınan müzakere meclisleriyle gerçekleştiğine dikkatleri çekiyor.

Üçüncü Bölüm 'Din Ekseni Etrafında' adını taşıyor. Bu bölümde 'kainatın altı günde yaratılması' ile ilgili soruya verilen cevap, zannediyorum Muhterem Müellif'in dinin temel kaynaklara vukufiyetiyle birlikte, hikmet gözüyle kainat kitabını okuyup engin karihasıyla meselelere yaklaşımını göstermesi adına önemli bir misal teşkil ediyor. Hocaefendi, öncelikle 'zaman' kavramının izafiliğini Kur'ân'dan ve kâinat kitabından delillerle izah ediyor. Böylece 'gün' kelimesinin, sınırlarını tam olarak bilemeyeceğimiz bir zaman dilimini ifade ettiği açık ve berrak bir üslupla ortaya konulmuş oluyor. Bunun akabinde ise kâinatın def'î ve ânî bir şekilde değil de altı günde yaratılmasının 'hikmet'leri dört madde halinde izah ediliyor. Konu, derin ulûhiyet hakikatlerini ihtiva etmekle birlikte düz bir okuyucunun anlayacağı sadelik ve berraklık içinde takdim ediliyor. Mesela, hikmetlerden birisi şu şekilde izah ediliyor:

'Allah'ın en küçük âlemi yaratmasında kendi azamet ve ulûhiyetinin görünmesi bakımından ayrı bir husus, insanın, meleğin, kâinatların, sistemlerin ve nebülozların yaratılmasında ayrı bir husus vardır. Her varlık yaratılırken, Cenab-ı Hakk'ın isimlerini, sıfatlarını, şe'n-i Rubûbiyetini ve zâtını gösteren bir ayna mahiyetinde yaratılır. Allah, bir sanatkâr gibi, o aynaya baktığı zaman onda kendi icraatını görür. Allah'ın kendinde atom yapma şe'ni vardır. Atomu yapar, atom yaptığını seyreder. Aynı zamanda O'nun, atomları terkip edip moleküller yapma şe'ni vardır. Allah, atomlardan da molekülleri yapar, onu seyreder. Allah'ın kendi zâtında -tabir caizse- öyle bir kabiliyet vardır ki, biz bunu Allah'a isnat ederken ona 'şe'n' diyoruz. Bu da ancak o büyük nebülözlerin, ateş parçalarının mâyi halinde gazların dönüşünün meydana gelmesiyle ona ait azamat ve uluhiyeti gösterir. Mesela trilyonlarca sene bu sistemlerin şu şekl-i hâzıra gelebilmesi için takip ettiği bir yol vardır. İşte bu yolda Allah, daima zât, sıfât ve esmâsına ait ayrı ayrı manaları müşahede etmiştir.'

Dördüncü bölüm 'Büyüteç', beşinci bölüm ise 'aktüel' başlıklarını taşıyor. Tabii bir makale çerçevesinde kitabın içindeki bütün bölümlerden, bölümlerdeki bahislerden burada bahis açmamız mümkün değil. Ama şu rahatlıkla görünebiliyor, tarihten felsefeye, kelamdan astronomiye, tasavvuftan sosyolojiye kadar çok geniş bir sahada merak edilen birçok husus Hocaefendi'ye sorulmuş ve sorulan sorulara her bir ilim sahasının temel disiplinleri doğrultusunda muhkem, muknî ve tatminkâr cevaplar verilmiş. Zannediyorum her bir sahanın uzmanı kendi sahasında karşılaştığı nice ufuk açıcı orijinal tespit ve yorumlarla bu kanaatimi paylaşacaktır. Son söz olarak Nil Yayınları'na böyle bir eseri Türk okuyucusuna kazandırdığı için gönül dolusu şükran duygularımı ifade etmek ve serinin diğer eserlerini de merakla, hararetle beklediğimizi belirterek yazıyı burada noktalamak istiyorum.

Yorumlar
Yeni Ekle RSS
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.
leyla  - teşekkür   |2007-09-16 13:20:44
teşekkür ederim çok mükemmel bir yazı
sevgi  - teşekkür   |2007-09-06 08:25:09
allah razı olsun çok istifade ediyoruz.Yazilarınızın devamını bekleriz.Selam ve dua ile

3.20 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

Son Güncelleme ( 08.03.2007 )
 
< Önceki   Sonraki >

Multimedya

Nasıl Keyfiyet Kazanılır?

Seyredin

Peygamberlerin Hususiyetleri

Seyredin

His Felcinin Sebepleri

Dinleyin

Secde İzindeki Tehlike

Dinleyin

Edremit Vaazı - 1974

İndirin

Berlin Konferansı - 1977

İndirin

İnsan, çok defa başkalarına kendi gönül adesesiyle bakar; oradaki sisler ve dumanlarla da her şeyi ve herkesi bulanık görür. Onun bu hâliyle verdiği kararlar ise, bütün bütün karanlık ve merhametsizce olur. Doğrusu, bu hâle düşmüş bir bencil, etraftaki her şeyi mahvolup gitmiş sanır; ama, aslında mahvolup giden, onun kendisidir.
Advertisement
Fethullah Gülen Web Siteleri