Fakr Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 7
Kötüİyi 
Rasim Haner, fgulen.com   
26.01.2007

Rasim HanerFe-ku-ra kökünden gelen fakr, sözlükte, fakirlik, yoksulluk, çaresizlik, muhtaç bulunduğu şeylere sahip olamama manalarına gelir. Tasavvuftaki manasıyla ise o, insanın Allah'a muhtaç olması demektir. Arapçadaki fakr ile Türkçede kullandığımız fakirlik kelimeleri, aynı kökten gelmelerine rağmen ifade ettikleri manalar ayrı ayrıdır.

Fakirlik daha çok maddi yoksulluğu anlatırken, fakr, insanın yapısı, varlığı ve ihtiyaçları itibarıyla tamamen Allah'a muhtaç olması manasına gelir. Molla Cami'nin yaklaşımıyla, dünya mal ve menalinden elini eteğini çekme manasındaki fakirlik sûrî, resmî ve görünüşte fakirliktir. Fakr, ise hakiki fakirliktir ve hiçbir amel, hal ve makamı kendinden bilmemek, daha doğrusu kendini görmemektir.[1]

'Zayıflık' ve 'zelillik' gibi yönleri de olmakla beraber 'fakir' ile aynı anlamda kullanılan miskîn kelimesi ise, çoğullarıyla beraber Kur'an'da 23 yerde geçmekte ve hepsinde de elinde avucunda bir şey olmayan, çalışmaya da güç yetiremeyen manalarına gelmektedir. Biz burada miskinle aynı manada ele alınan maddi fakirlikten ziyade manevi yönden insanın fakrını açıklamaya çalışacağız.

Gerçi, fakr kelimesi, bir yönüyle Türkçedeki fakirliği de içine alır. Zira fakir insan Allah'a muhtaçtır. İsteyeceğini Allah'tan ister, kıtlık varsa Allah'a yönelir ve yağmur talebinde bulunur. İşi yoksa Allah'tan hayırlı bir iş dilenir. Yani onun da tek çalacağı kapı Allah kapısıdır. Bu yönüyle bazı tasavvuf alimlerimiz iki kelimeyi de bir manada değerlendirmişler ve fakr düşüncesiyle maddi fakirliği birleştirmişler hepsini fakr kelimesiyle ifade etmişlerdir. Fakat bizim özellikle üzerinde duracağımız Allah'a muhtaç olma manasında fakr deyince, maddî yönden ister fakir olsun isterse zengin olsun, bütün insanları içine alır ve insanın her zaman, her yerde, her türlü şartlarda ve her an Allah'a olan ihtiyacını ifade eder. Buna mutlak fakr denir.

Birinci cümlede fakrın kelime manasını vermiştik. Tasavvuf büyüklerimiz tarafından bu mana şöyle genişletilir:

'Kalben bütün varlıktan alakayı kesme, sadece ve sadece kul ve Mâbûd (kendisine kullukta bulunulan) münasebeti içinde bulunma, yani kulluğunu idrak içinde Allah'la irtibatı sımsıkı tutma, yalnız Allah'a muhtaç olduğunu duyma ve hissetme, Allah'tan başkasına ihtiyaç duymama, ihtiyaçlarını hep Allah'a arz etme, isteyeceklerini her zaman Allah'tan isteme ve hep bu şuurla yaşama.'[2]

Bu manalar bize şu hadisi hatırlatır: İbni Abbas rivayet ediyor: Bir gün diyor Allah Resulü'nün arkasındaydım. Bana dedi ki: 'Gel sana bazı tavsiyelerde bulunayım: Sen Allah'ın emir ve yasak sınırlarını koru ki, Allah da seni zararlı şeylerden ve zararlı akıbetlerden korusun. Sen Allah'ın koyduğu sınırlara riayet et ki, Allah'ın katında bir değer ve kıymetin olsun. İstediğin zaman Allah'tan iste! Yardım talebinde bulunduğun zaman Allah'tan yardım dilen! Bil ki, bütün ümmet, sana bir konuda yararlı olmaya çalışsa, Allah o yararlı işi senin kaderinde yazmamışsa yapamazlar. Bütün ümmet, sana zarar vermeye çalışsalar, Allah yazmamışsa o zararı başaramazlar...'[3]

Fakr deyince biz onu fakr-ı mutlak olarak anlamak istiyoruz. 'Fakr-ı mutlak', temelde insanın sermayesinin, hatta hiçbir şeyinin olmaması, hiçbir şeye malik bulunmaması demektir. İnsan kendisine bakan yönüyle bir 'hiç'tir. Zira o bir zamanlar yoktu. Adı sanı Allah'tan başkası tarafından bilinmiyordu. Allah ona sen olacaksın dedi ve insan oluverdi. Bu yönüyle o kendisine ait hiçbir şey göremez. Her şeyini ona Allah vermiştir. İnsanın iradesi de aslında bir yönüyle hiç sayılır. Zira insan iradesi sadece bir meyilden ibarettir. Yani o, sadece bir işe içinden azıcık yönelir, o işe meyleder, gerisi ise tamamen Allah'a aittir. Esasen o yönelme hissini, o meyletme arzusunu veren de Allah'tır. Dolayısıyla Allah, hiç hükmündeki bir iradeye, kendi büyüklüğünün bir delili olarak büyük işler yaptırmaktadır.

Manevi yönüne gelince; insanın manevî sermayesi, ona ahirette verileceklere kıyasla hiçler ötesi hiçtir. Ama o insana, Allah tarafından öyle bir kredi kartı verilmiştir ki, o, kendisine verilen bu kredi kartı ile en zenginlerin bile teşebbüs edemeyeceği yatırımlara teşebbüs eder ve hiç kimsenin yüklenemeyeceği vazife ve sorumlulukları yüklenir.

Evet fakr dendiğinde, halkın anladığı mânâda fakirlik ve yoksulluk veya insanlara ihtiyaçlarını bildirerek dilencilikte bulunmak akla gelmemeli. Fakr, yaratılan şeylerden alakayı kesip, bizim kendisine muhtaç olduğumuz fakat kendisinin hiçbir şeye muhtaç olmadığı, Samed sıfatının sahibi Allah'a yönelmektir. Eğer insan bu şuura ulaşabilirse, gerçek fahre (övünülecek dereceye) ermiş demektir. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem bir Hadislerinde 'Fakirlik iftihar vesilemdir.' [4] buyururlar. Demek ki, esas fakirlik yakalanınca insan, herkesin gıpta edeceği bir makama erişmiş oluyor. Bağdatın büyük şeyhlerinden ve aynı zamanda fakihlerden olan Rüveym bin Ahmed hazretleri, kendisine sorulan bir soru üzerine şöyle der: 'Benim için fakr elbisesi ile fahr elbisesinin değeri birdir.' [5] Yani fakrımla fahreylerim, iftihar ederim, gocunmam; bir gün olur da fahre ermiş olursam, o zaman da fakirliğimi unutmam. Yine Ona göre, 'bir fakir, fakrını açığa vurur da halka bildirirse, o kişi fakr ehlinden değildir ve fakrdaki lezzeti duyamaz.'[6]

Sahabe efendilerimiz başta olmak üzere, ilk devir tasavvuf büyüklerimiz (Bu ilk döneme zühd dönemi denir) fakrı daha çok - zahirî fakr olarak - maddi yönden ele almışlar, fakirleri öven ayet ve hadisleri de kendilerine rehber ederek o yolda yürümüşlerdir. Belki onların anladığı mananın içinde ikinci mana da vardı. Yani bir taraftan da dünyadan eli eteği çekme, dünya malı menali ile çok meşgul olmama, ancak yetecek kadarıyla yetinme anlayışı içinde yaşarken, diğer taraftan insanın ruhunda saklı olan 'her an Allah'a muhtaç olma şuurunu' da - bu da batınî fakr olarak isimlendirilir - iliklerine kadar hissetmişlerdi. Fakat daha sonraki devirlerde dünya malından fakirlikle mutlak manadaki fakirlik birbirinden ayrıldı ve ayrı ayrı işlenmeye başladı. Yani zahirî fakr ile batınî fakr artık ayrı birer fazilet yolu olarak belirlendi ve özellikle batınî fakr zamanla tasavvuf ilmi içerisinde Allah'a yaklaşma yollarından bir yol olarak yer aldı. O kadar ki, büyük veli Müzeyyin, 'Allah'a giden yollar yıldızlar kadar çoktur. Bunların en iyisi fakrdır.' demiştir. [7] Fakir ismi de tasavvuf geleneğinde, malı olmayan değil, sûfî ve derviş manasında kullanılmıştır.[8]

Fakrı, kulluk (kölelik) ve Allah'ın varlığında yok olma (fena) şuuruyla birleştirmeye çalışan büyüklerimiz, insanın bir köle, Allah'ın da onun Mevlâsı (efendisi, sahibi) olduğunu söylemişlerdir. Nasıl kölenin kendine ait bir malı ve harcama yetkisi yoksa, hepsi sahibine, efendisine aitse, insanın da 'benim' diyebileceği, deyip de sahipleneceği bir malı yoktur. Fethullah Gülen Hocaefendi'nin ifadeleriyle insan, üzerinde Allah'a ait olan her şeyi çıkarıp O'na teslim etsin, sonra da kendisine ait olanları tekmil verip söylesin bakalım bir şey kalacak mı?[9] Evet, ona verilen her şey Allah'ındır ve ona birer emanet olarak verilmiştir. Kulluğunu, köleliğini idrak eden insan, her şeyini Allah'tan bilecek ve zerresine varıncaya kadar bütün vücudunu ve malını Allah'a teslime hazır olacaktır. Bu da onun Allah'ın varlığında yok olması yani fena (fanilik) şuuruna ermesi demektir. Bu yönleriyle de fakr ile kulluk ve fena şuuru iç içedir.

[1] Molla Camî, Nefahâtü'l Üns Tercümesi, s. 75
[2] Fethullah Gülen, Kalbin Zümrüt Tepeleri, c.1, s. 227
[3] Müslim, Kader 34, (2664)
[4] Aclûnî, Keşfü'l-hafâ 2/113
[5] Molla Camî, Nefahâtü'l Üns Tercümesi, s. 228
[6] Molla Camî, Nefahâtü'l Üns Tercümesi, s. 229
[7] Kuşeyrî Risalesi Tercümesi, s.445
[8] Kuşeyri Risalesi Tercümesi, s. 440
[9] Fethullah Gülen, Fasıldan Fasıla 1/32-33

Yorumlar
Yeni Ekle RSS
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.

3.20 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

Son Güncelleme ( 19.03.2007 )
 
< Önceki
Foreign Policy'de Gülen Röportajı

Multimedya

Fethullah Gülen Belgeseli-1: Ümit Yolcusu

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-2: Sevgi Okulları

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-3: Hoşgörü ve Diyalog

Seyredin

İmanda Derinlik

Seyredin

Yıkık Yuvalar ve Ebedî Yetim Çocuklar

Dinleyin

Müzmin Müfteriler ve Müslümanca Mukabele

Dinleyin

Erzurum Vaazı - 19980

İndirin

Altın Nesil Konferansı - 1977

İndirin

İyi bir idareci ve siyasî için şu hususlar çok önemlidir: Hak düşüncesi, hukukun üstünlüğü, vazife şuuru, kaba ve ağır işlerde sorumluluk anlayışı, ince ve nazik işlerde de maharet ve ehliyet.
Advertisement
Fethullah Gülen Web Siteleri