| Akıbet Endişesi |
|
|
| Fethullah Gülen | |
|
Kişinin, kendi akıbetinden endişe etmesi çok önemli bir hâdisedir. Çünkü bu endişe, Allah’a yönelmenin ve günahlara karşı tavır almanın hem ilk saiki hem de ilk merhalesini teşkil eder. Bu yönüyle ona, gelecekte tehlikeli hâllere maruz kalmamak için, kulun teyakkuza geçmesi ve uyanık olması da diyebiliriz. Hâlinden endişe etmeyenlere gelince onlar, bir kısım gafilâne yaşayanlardır ki, Kur’ân-ı Kerim onların bu hâlini çarpıcı bir üslûpla şöyle anlatır: “Binasını Allah korkusu ve rızası üzerine kuran kimse mi daha hayırlıdır, yoksa yapısını yıkılacak bir yarın kenarına kurup, onunla beraber kendisi de çöküp Cehennem ateşine giden kimse mi? Allah, zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.” (Tevbe sûresi, 9/109.) Âyette geçen “cüruf” kelimesi, dere kenarında sel sularının dibini yalayıp oyduğu toprak parçasını ifade etmektedir ki bu, her an yıkılmaya hazır bir yar demektir. Bu toprak parçası üzerine yapılan binanın ne kadar çürük olacağını ise varın siz tasavvur edin. İşte ameline güvenen ve akıbetinden endişe etmeyen insanlar da, tıpkı bu toprak parçası üzerine yapılan ev gibi, her an bir kayma ve yıkılma ile karşı karşıyadırlar. Evet, Allah’ın (celle celâluhu) rahmeti olabildiğine geniştir ve bir kudsî hadiste ifade edildiği gibi, O’nun rahmeti gazabını aşmıştır. Hatta bu rahmetin boyutları, Yunus’un ifadesiyle: “Benden kemter kula benzer kulun, dağlar kadar günah ve kusurları olmasına rağmen, her günah işlediğinde: “Allahım, ben yine günah işledim. Günahımı affet…” demesi karşısında onu affedecek kadar geniştir. Ve işte bu yönüyle o, insanı hayrete düşürecek ölçüdedir. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), bu hususa dikkat çekmek için bir mecliste ashabına: “Kimse ameliyle kurtulamaz.” der. Sahabe: “Sen de mi yâ Resûlallah!” dediğinde, O: “Evet, Allah’ın rahmeti ve fazlı olmadan ben de kurtulamam.” cevabını verir. Cenâb-ı Hak, başka bir kudsî hadiste ise, tevbe edip salih amel işleyen kullarına, başka sürprizlerinin de olacağını ifade için: “Ben, salih kullarıma gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve insanın hayal ve hatırından hiç geçmeyen nimetler hazırladım.” buyurmuş ve tefsircilerin “Cennet’te cemalullahı görme” şeklinde tefsir ettikleri bir “zaide” vereceğini bildirmiştir. Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) de, “Eğer buna inanmıyorsanız, ‘Yaptıklarına karşılık Allah katında onlar için göz aydınlığı olacak, ne mükâfatların saklandığını kimse bilemez.’ âyetini okuyun.” demiştir. Ancak, Cenâb-ı Hakk’ın rahmetinin bunca genişliğine rağmen, kul yine de endişe etmeli; kabre imansız girmekten tir tir titremelidir. Zira Allah Resûlü’nün ifadeleri içerisinde, akşam mü’min olanın sabah kâfir; sabah mü’min olanın da akşam kâfir olabileceği şu dönemde, kimse akıbetinden emin olmamalıdır. (Prizma, 3/184-185) |
|
| Son Güncelleme ( 19.03.2007 ) |
| < Önceki |
|---|



