Alman Gazetesi, Gülen'i ve Fikirlerini Anlattı

Alman Gazetesi, Gülen'i ve Fikirlerini Anlattı

Almanya'nın önde gelen gazetelerinden Frankfurter Allgemeine, Fethullah Gülen'i sayfalarına taşıdı. Fethullah Gülen Hocaefendi’nin diyalog ve barış mesajları bütün Dünya'da geniş yankı bulmaya devam ediyor. ...

"Hükmü Sen Ver"

İnsanlığın İftihar Tablosu'nun (aleyhi ekmelüttehaya) Kur'an'dan uzak yaşayanlar hakkındaki şu tehditkâr beyanı ne kadar da ibretâmizdir:

Bangladeş'teki Türk Kolejinden Büyük Başarı

Bangladeş'teki Türk Kolejinden Büyük Başarı

Dünyanın okuma yazma oranı en düşük ülkelerinden Bangladeş'teki Türk okulu öğrencileri, inanılması güç uluslararası bir başarıya imza attı.

Buhranlı Günler ve Ümit Atlasımız

Buhranlı Günler ve Ümit Atlasımız

Bugünlere gelinceye dek insanlık pek çok güzel şeyler ortaya koydu ve pek çok harika buluşlara imza attı. Bir mânâda onun bu gayretleri sayesindedir ki günümüzün insanı, hiçbir dönemde olmadığı kadar geni...

Bir Kitap ki, Son İkaz Gibi

Bir Kitap ki, Son İkaz Gibi

Sükût ve çığlık iki zıt kelime… Belki de tarihte ilk defa, son asırlarda idrakinden uzak düşülen manaları anlaşılır kılmak için el ele verip, Fethullah Gülen Hocaefendi'nin üslubunda bir araya geldiler.Z...

Rus Öğretmenlerden Türk Okullarına Övgü

Rus Öğretmenlerden Türk Okullarına Övgü

Rus eğitimciler, Türk okullarının Rusya ve Türk cumhuriyetlerinde eğitim ve öğretimin seviyesini yükselttiğini ifade etti.

Huzur ve Güven Adacıkları Okullar

Huzur ve Güven Adacıkları Okullar

Dünya üzerindeki fitne ve fesadın, kin ve ateşin önlenemez boyutlara doğru ilerlediği günümüzde insanlık, bir durum muhakemesi yapmak, "Yolumuz, hâlimiz, çâremiz" diyerek, bu girdaptan kurtaracak yeni bir sese k...

Terör Ayrılık Tohumları Ekmeyi Amaçlıyor

Terör Ayrılık Tohumları Ekmeyi Amaçlıyor

Fethullah Gülen Aktütün Jandarma Sınır Birliği'ne yapılan saldırıda hayatını kaybeden Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarıyla ilgili olarak taziyede bulundu.

Öze Dönmek Yazdır E-posta
Fethullah Gülen   
01.09.1985

Öze dönmek, şahsın kendi karakter, kendi kültür ve kendi ruh köküne dönmesi demektir. Bu da ancak, fert ve toplumun kendi düşünce ve iradesiyle varolması, kendi ayakları üzerinde yürümesi, kendi elleriyle işlemesi, kendi temel kültür malzemesiyle beslenip gelişmesi, millî şahsiyetini hırpalayacak taklitlerden sakınması; örf-âdet ve millî hususiyetler gibi asırlardan beri kaynaya kaynaya benliğimizle bütünleşmiş şeylerin, fevkalâde hassâsiyetle korunup kollanmasıyla mümkün olabilecektir.

Öze dönme, ırkî bir tavır, kan bağıyla hareket etme, yada dış dünyaya karşı bütün bütün fermuarını çekip kendi modeli içinde sıkışıp kalma mânâsında anlaşılmamalıdır. O ne zamanın dişleri arasında aşınıp giden ve maddî-manevî hiç bir değer ifade etmeyen şeylere gönül kaptırmışlık, ne de temelde bize ait olmadığı halde sonradan içimize sokulmuş yabancı değerlere, bâtıl inançlara ruhî ve zihnî tekâmülümüzü engelleyen eskimiş şeylere bağlılıktır. Öze dönme, dünü bugünle, bugünü de yarınla bir arada görme ve asırların birikimi kültür menşuruyla, ayıklanacakları çıkarıp atma, geride kalanlara da sımsıkı sahip çıkma demektir.

Bu mânâda öze dönüş, milletçe varlık ve bekâmızın önemli bir şartı olduğu gibi, yabancı değerlerin hücumundan kurtulma ve zaman zaman millî ruh şâhikalarını bir duman gibi saran yabancı düşünce ve asimilasyonlardan da zarar görmemenin tek yoludur. Öze dönme hamlesinde muvaffak olan toplumlar, aynı zamanda, yitirdikleri tabiatlarını da kazanmaya, kendileri gibi düşünmeye, kendileri gibi konuşup kendileri gibi soluklamaya muvaffak olurlar.

Ne acıdır ki, yıllar yılı bu ülkede, kendinden kaçan bir kısım müstağripler, hep başkalarının nefeslerini solukladı, hep sun'î teneffüsle yaşadı; bir kere olsun kendileri olarak tabii teneffüste bulunamadı ve tabiilikteki derin zevki duyamadılar. Dolayısıyla da, halkla kendileri arasında ortak ideâller köprüsü kurulamadı; bu ideallere varış yolları belirlenemedi; yığınların donmuş, hareketsiz ruhlarına onları canlandıracak îman, şuur ve heyecan aşılanamadı. Böylece aydın(!) bir tarafta, halk yığınları diğer tarafta, herkes kendi anlayış ve düşüncesi veya kendi hezeyan ve isyanlarıyla çürüyüp gitti. Bunun neticesi olarak da, kalp, ruh, his ve düşünce dünyamızda kendimizi koruyup kollayamadığımız gibi, kendilerini taklit çizgisinde bulunduğumuz milletlerden de hiç mi hiç yararlanamadık.

Evet belki, benliğimizin sınırlarını belirleyebilmek, özümüze ait hususiyetleri eksiksiz ortaya koyabilmek için belli bir ölçüde, başkalarını bilmeye de ihtiyaç vardı ama; keşke bunu paradokslara girmeden ve özümüzü hırpalatmadan yapabilseydik.

Kaybettiğimiz din, dil, tarih şuurunun, bir ölçüde hasımlarımızın dinî düşünce, felsefe ve tarihlerini bilmekle alâkalı olduğunu kabul ediyoruz; ama, rica ederim; bilip değerlendirmenin, şuursuzca taklitlerle ne münâsebeti var..?

Bizde öteden beri alafranga bir zümre, herhangi bir kritiğe tâbi tutmadan her şeyiyle batıyı taklit ederken, diğer tarafta ayrı bir grup, hep onu suçlamayı deneyip durmuştur. Aslında her iki zümre de peşin hükümlülük içindeydi ve hata ediyordu. Batı, ne öyle taklit edilmeli ne de böyle yerin dibine batırılmalıydı. O alınacak yanlarıyla alınmalı, atılacak taraflarıyla da atılmalıydı. Gel gör ki; batı, ne taklit edilebildi, ne de eracifine karşı sınırlar çizilip kapıların kapalı tutulması gerektiği noktada hassasiyet gösterilebildi.

Bugüne kadar kayıtsız şartsız batıya hayranlık duyanlar olsun, onu hakikî mânâsıyla taklit edebilselerdi, kim bilir belki de belli bir seviyede batılı olabilirlerdi..! Ama, ne onlar, ne biz, ne de bağlı bulunduğumuz şu garipler dünyası basitlerden basit bu meseleyi hiçbir zaman kavrayamadık, bundan dolayı da hasımlarımız tarafından tekrar tekrar nakavt edildik.

Hiç olmazsa şu anda olsun, milletin kendine dönmesini hazırlama mevkiinde bulunanlar, onun, havadan, sudan daha çok ihtiyaç duyduğu dinini, dilini destekleyip tarih şuuruyla gönlünü âbâd edebilselerdi!

Kendi usûl ve prensiplerine göre öğretilip hayata mal edilmeyen ilim, aydınlatıcı, yol gösterici olamayacağı gibi aynı tâlihsizliğe uğramış din ve dinî kültür de kendinden bekleneni asla veremeyecektir. Dinin, fonksiyonunu tam edâ edebilmesi, düşünce ile arasındaki mânilerin ortadan kaldırılmasına ve pratiğe giden yollardaki tıkanıklıkların açılmasına ihtiyaç vardır. Bu yapılmadığı takdirde, zihin ruhla bütünleşemeyecek, kalp ve kafa arasında diyalog kurulamayacak, dolayısıyla da din fonksiyonunu tam olarak eda edemeyecek, bir kısım zavallılar da bunu dinin yetersizliğine verecektir.

Dil de, târihî tekâmülü içindeki ağırlığıyla ele alınıp güçlendirilmeli ve dünya dilleri arasında iştiyakla yazılıp okunan bir lisan haline getirilmelidir. Dil, insanın şahsiyetini temsil eden önemli unsurlardan biridir. Ondaki kusur ve eksiklik, kültür hayatını felce uğratır ve bir ölçüde toplumu da bedevîleştirir.

Bir milletin dili, o milletin kültürüne bekçilik yapacak kadar gelişmiş ve güçlü değilse, o milletin başka kültürlerin işgâline uğraması ve zamanla da bütün özünü yitirmesi kaçınılmaz olur. Diyelim ki, insanımıza ilim-irfan dağıtma mevkiinde bulunanların büyük bir kısmı, İngilizce'ye âşinâ olduklarından daha çok dağarcıklarında, o dilde yazılmış eserlerden süzülüp gelen düşünceler bulunacaktır. Bu da onları, İngiliz ve Amerikalılar gibi duyuş, düşünüş ve anlayışa sevk edecek; dolayısıyla da halkla münevver arasında aşılması imkânsız uçurumlar meydana gelecek ve zavallı yığınlar (eski-yeni) derken şaşırıp ortada kalacaklardır.

Tarih şuuru, geçmişle geleceği bağlayan bir köprü mesâbesindedir. Bu köprüyü kurup koruyamayan milletlerin, öbür sahilde gidip nereye aborde olacaklarını kestirmek oldukça zordur.

Bugüne kadar tarih şuurunu koruyamayan hiçbir milletin pâyidar olduğunu duymadığımız gibi, başkalarına ait levsiyyatı tekrar tekrar besteleyip duran müstağriplerin payidar olacaklarına da ihtimâl veremiyoruz.

Onun içindir ki topyekün millet; bir kıta sahanlığı prensibiyle millî ruh ve sahillerini; semâlarını kimseye ihlal ettirmeme düşüncesiyle millî mefkûre atmosferini içimize sızma istidâdında olan her türlü yabancı anlayışa parola sorma idrâk ve basiretiyle de, millî kültür haremini koruyup kollamalı ve şartlar ne olursa olsun, göz ve gönüllerimiz mutlaka kendi ülkemiz üzerinde bulunmalı; bütün bunlarla beraber, bugünün nesilleri, hem 'dün' hem de 'yarın' olmasını bilmeli ve bu anlayışla geleceği, mâzi kaneviçesine göre bir dantela zerâfet ve inceliği içinde işlemelidir ki, bugüne kadar milletçe maruz kaldığımız içtimâî erozyonlara bir daha düşülmesin; kaybedilen şeyleri telâfiye çalışırken, yeni kayıplara sebebiyet verilecek fâsit dairelere girilmesin ve varolma kavgasının verildiği aynı noktada, çeşitli dejenerasyonlarla ölüme dâvetiye çıkarılmış olmasın...!

Sızıntı, Eylül 1985, Cilt 7, Sayı 80

Yorumlar
Yeni Ekle RSS
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.

3.20 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 
< Önceki   Sonraki >

Sükûtun Çığlıkları

Işık Karanlık Devr-i DaimiIşık Karanlık Devr-i Daimi

Dünya var olduğu günden beri nur, zulmetin peşinde, ışık, karanlıkla yan yana, gündüzler geceleri takip etmekte ve güzel çirkin iç içe. Okuyun

Kürsü

Kur'an'a Cefa EtmeyinKur'an-ı Kerim'e Cefa Etmeyin

Hakiki "Kur'an talebesi", sadece onu yüzünden, ezbere veya belli makamlara riayet ederek okumayı bilen değil, aynı zamanda... Okuyun

FKM Sohbetleri

İmanda Derinlikİmanda Derinlik

Bilgiye dayanan çok zayıf bir imana sahibiz bu da günahlardan yeterince korunmamıza yetmiyor. İman yönüyle dünyada hangi...Seyredin

Asrın Getirdiği Tereddütler



Peygamber Efendimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) çok kadınla evlenmesinin hikmeti nedir?                Okuyun...

Buhranlı Günler ve Ümit Atlasımız

Buhranlı Günler ve Ümit Atlasımız

Bugünlere gelinceye dek insanlık pek çok güzel şeyler ortaya koydu ve pek çok harika buluşlara imza attı.Okuyun...

Multimedya

Fethullah Gülen Belgeseli-1: Ümit Yolcusu

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-2: Sevgi Okulları

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-3: Hoşgörü ve Diyalog

Seyredin

İktisadın Lüzûmu

Seyredin

Bizi Birbirimizden Koparamazlar!..

Dinleyin

His Felcinin Sebepleri

Dinleyin

Denizli Vaazı - 1980

İndirin

Berlin Konferansı - 1977

İndirin

Kendi milletlerine iyi birer rükün olmaya azmetmiş fertler, bu düşüncelerinde eğer samimî iseler, kendilerine ait menfaatlerini unuttukları olacaktır ama, milleti ilgilendiren hususların en küçüğünü dahi, bir an olsun hatırdan çıkarmayacaklardır.
Fethullah Gülen Web Siteleri