| İman ve Sevgi Rehberi |
|
|
| Tahir Taner, fgulen.com | |
| 10.02.2007 | |
|
Yaşar Tunagür Hoca, haliyle, kaliyle örnek bir Müslüman ve hayatı İslâm'ı anlatmayla geçmiş nezih bir insan. Kendisini yakinen tanıyan Fethullah Gülen Hocaefendi'nin ifadesiyle: 'Bir İstanbul beyefendisi.' O, Doğu'ya vukufiyetinin yanında Batı'yı da iyi tanıyan, birkaç yabancı dili olan bir insan. Hayatı tam bir aksiyon insanına yaraşacak dolulukla geçen bu insanı tanıma fırsatına erdiğim için de kendimi şanslı sayıyor ve Rabbimize şükrediyorum. Yaşar Tunagür Hoca'nın hayatında, ders aldığı ilim adamlarının silinmez izleri var. Kendisi anlatıyor: 'Gençlik yıllarında kendisinden ders aldığımız ilmiyle, irfanıyla mümtaz şahsiyetlerden Hüsrev Hoca iman hakikatlerini, dinî meseleleri anlatmada çok iştiyaklı ve çok samimiydi. Onun samimiyetini ve hassasiyetini talebeleri olarak hepimiz biliyor ve bu haline imreniyorduk. Yaşlılığına ve rahatsızlığına rağmen derslerine devam ediyor, o halinde de talebe yetiştiriyordu. Son senesinde rahatsızlığı iyice ilerlemişti. Artık ders yaptığı kitabı elinde tutmakta zorlanıyordu. Bu hâliyle yine de derse devam etmek istiyordu. Son katıldığımız derste elinin titremesi iyice artmış, kitabı elinde sabit tutamaz olmuştu. Hızla titreyen ellerine bakınca içim sızladı. 'Hocam, bugün ders yapmasak daha sonra geldiğimizde ders yapsanız olur mu?' dediğimde ne demek istediğimi çok iyi anlamıştı. Birden gözleri yaşardı ve kitabı bırakıp ellerini havaya kaldırarak: 'Şahid ol ya Rabbi ben dersi bırakmadım.' dedi ve bu hadiseden üç gün sonra da vefat etti. Yaşar Tunagür Hoca'nın bu konuda naklettiği bir hadiseyi de onun yakın dostu Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi şöyle anlatıyor: 'Yaşar Hoca çok anlatırdı: Fatih Camii'nde ders veren bir Hüsrev Hoca varmış. Yaşar Hoca onun derslerine katılırmış. Çok derin birisi... Bir kızı varmış ve üniversitede okurmuş. Bir gün Yaşar Hoca ders okumak için hocanın kulübesine gidiyor. Bakıyor ki bir kazanla su kaynıyor. Hoca, her günkü gibi dersini takrir ediyor. Tavırlarında, neşesinde hiçbir farklılık yok. Ders bitince diyor ki: 'Şimdi sıra cenazemizi defnetmekte. Bizim kız dün gece vefat etti.' İşte böylesine Allah'a iman... O, verdi, O, aldı. Biz de ölünce O'nun yanına gideceğiz. Kerimesini ahirete uğurlayan bir babanın yüreği yanmaz mı, elbette ki yanar. Ama iman her şeyi hallediyor.'[1] İşte bu hadiseye benzer hadiseler günümüzde de yaşanmış, iman dersini iptal etmek istemeyen aşk ve şevkle dolu insanlar benzer tavırlar sergilemişlerdir. Hoşgörü Rivayet ederler ki Hacı Bektaş-ı Veli'ye bir adam gelir, dergâhında hizmetinde bulunmak, feyzinden nasiplenmek istediğini söyler. Yalnız, adamın bir kusuru vardır: İçki içmekte ve bazen şehrin caddelerinde ayyaş ayyaş dolaşmaktadır. Hacı Bektaş-ı Veli bu zatın isteğini kabul etmez. Bir süre ümitsizlik içinde kavrulan adam, bir ümit, soluğu Mevlana'nın kapısında alır ve Mevlana adamı kabul eder. Mevlana'nın müritleri kendisine bu adamın sokaklarda sallana sallana gezdiğini anlatınca Koca Mevlana şöyle der: 'Bizim de her günahımız bununki gibi kendisini belli etseydi; Settar ismiyle örtülmeseydi şu Konya'nın sokaklarında gezecek adam bulamazdık.' Yine rivayet ederler ki bu durumu Hacı Bektaş-ı Veli'ye aktarırlar: 'Mevlana Hazretleri'nin kabul ettiğini siz niye kabul etmediniz?' deyince Hacı Bektaş-ı Veli, müritlerine: 'Biz küçük bir göl gibiyiz; Mevlana ise okyanus gibidir, ummanlar gibidir içine ne girse temizlenip kaybolur.' der. Bin iki yüzlerden günümüze gelelim ve Mevlana gönüllü bir insanı onu tanıyan yabancıların dilinden dinleyelim: 'Japon Prof. Dr. Sasaki Yoshiaki Hoca 'Süratle değişen dünya ve bir rehbere ihtiyaç' başlıklı makalesinde; dünyanın içinde bulunduğu keşmekeşi, bilgisayarın yaygınlaşması ve medyanın gelişmesiyle dünyadaki hızlı değişimi ele alarak, mânevî bir lidere olan ihtiyacı tespit etmektedir. Özellikle bu liderin en başta halkı cezbedecek gönülden gelen bir şevk ve enerjiye sahip olması, güçlü bir sabrının bulunması, dünya çapında düşünme, engin bir tolerans, sezgi ve ufuk sahibi olması gerektiğini vurgulamaktadır. Makalesinin sonunda Prof. Dr. Sasaki, Fethullah Gülen Hocaefendi için şöyle diyor: 'Fethullah Gülen Beyefendi'den söz ediyorum. Onun hakkında böyle bir değerlendirme yapıyor olmam aşağıdaki tecrübelerimin sonucudur: Fethullah Gülen Beyefendi ile ilk karşılaşmamda kendilerine sarılarak selamlaşmak şerefine ulaştım. O anki hislerimi anlatayım. Kendileri o dönemde hastalardı ve sağlık durumları iyi değildi. Ama kendilerine sarılınca sıcacık dokunmuş ipek bir kaftanın üzerime giydirildiği hissine kapılıverdim. Henüz çocukken ebeveyniniz sizi kucakladığında neler hissettiğinizi hatırlamanızı istiyorum. Onun vücudundan yayılan sıcaklıkta sınırsız bir nezaketin bütün vücudumu sardığını hissettim. O an cesaret edip o hissimi dile getirdim. Bunun üzerine Fethullah Gülen Beyefendi, 'Sizlerin bana verdiği desteğin tesiri olsa gerek. Sizin hissettiğiniz sıcaklık, beni çevreleyen sizlerin kalplerinin sıcaklığı.' diye cevap verdi. Şöyle bir hatıram daha var. Bir kış günü New Jersey'de ikamet eden kendilerini ziyaret etmiştim. Hasta hali ile Fethullah Gülen Beyefendi sandalyeye oturmuş, doktorun muayenesinden geçiyordu. Ben odaya girince ayağa kalkıp sarılarak beni karşıladı. O anda ilk karşılaşmamızdaki sıcaklığı hissettim. Fethullah Gülen Beyefendi bana yanındaki sandalyeye oturmamı tavsiye etti ise de diğer insanlar yerde oturdukları için onlara hürmeten ben de yere oturdum. Böyle yapınca Fethullah Gülen Beyefendi de yerde oturmak üzere sandalyeden indi. Ben hemen kalkıp acele ile onu sandalyesine oturttum. Eğer sessizce, onun iltifatına uygun bir şekilde gösterdiği yere oturmuş olsaydım, hasta halinde ona bu zahmeti yaşatmış olmayacaktım diye düşündükçe şimdi bile yüzüm kızarıyor.'[2] Hocaefendi hoşgörüsüyle günümüzde bir Mevlana portresi çiziyor ve Allah'ın lütfuyla bu ve benzeri birçok hadise yaşanıyor. Sevginin dili tercümeye gerek bırakmıyor. Bazı art niyetli Batılı fanatikler dinimize dil uzatsa da, insanlığın bizlerden uzanacak sevgi ve hoşgörü eline ne kadar muhtaç olduğu ortada değil mi? Peygamber Efendimiz'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) amcasını şehit eden Hazreti Vahşi (r.a.), af kapısı kendisine açık bırakıldığı için Müslüman olmuş; yüce dinimiz, inkâr edenler haricinde kimseye rahmet kapısını kapatmamıştır. Sözü çağımızın sevgi yüklü, merhamet buudlu sesine verelim: 'Eğer günümüzün düşünce mimarları yeni bir dünya kurmayı planlıyorlarsa bu dünyanın harcı mutlaka sevgi olmalıdır.'[3] [1] M. Fethullah Gülen, Kırık Testi, 39 |
|
| Son Güncelleme ( 10.02.2007 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|



Hüsrev Hoca




