| Sözün Hikmet, Sükutun Tefekkür Olduğu Yer |
|
|
| Hamdi İşcan, fgulen.com | |
| 01.03.2007 | |
|
İşte eğer bu nezahet ve nezafet atmosferine uyum sağlayıp zamanınızı değerlendirebilirseniz "gün var bin aya değer" sözünün hakikatını burada ruhunuzda duyabilirsiniz. İsterseniz bu kısa hatırlatmadan sonra mekanın enginliğine göre değil de bizim dar ufkumuz çerçevesinde şekillenen mini seyahatimize kaldığımız yerden devam edelim. Ara katta bu mekanı ayakta tutan temel iki umdeyi, yani sohbet ve hizmet dinamiklerini iki kanat halinde müşahede ettikten sonra merdiven basamakları adeta bir cazibe merkezi halinde sizi yukarı doğru çekmeye başlar. Çok geçmeden sizi yine mesaj yüklü bir hikmet tablosu karşılayacaktır. Tablo arı-duru bir dille, kestirmeden veciz bir ifade ile dikkatlerinizi önemli bir yol düsturuna çekmektedir: "Yar için ağyara minnet ettiğim aybeyleme Evet, başka bir yerde bu beyti görseniz, belki o kadar dikkatinizi çekmez, o kadar zihninizde, gönlünüzde çağrışımlar meydana getirmez. Ama bu beytin içini dolduran, ona gerçek muhtevasını kazandıran arkasındaki ruhu düşününce beyt apayrı bir kıymete, apayrı bir derinliğe kavuşur. Düşünürsünüz burada bulunan zatın bir ömür boyu mustatil sürüp giden ızdırap ve çilesini.. uykusuz gecelerini.. Cenab-ı Hakk'ın (cc) adını gönüllere duyurabilmek adına büklüm büklüm kıvranışını.. halden hale geçişini.. bütün varını-yoğunu adeta kaldırım taşı gibi O'nun (cc) uğrunda ayaklar altına serişini.. 'girdik reh-i sevdaya[3], cünunuz[4], bize ar, bize namus değil" deyişini.. içi kan aldığı, hafakandan hafakana girdiği anda bile masum bir sima karşısında adeta eriyip gittiğini.. kendisini zorlayarak, kendisine rağmen tebessümle çevresine mukabelede bulunuşunu.. arkadan hançerleyen, kendisine zulmeden, iftira ve tezvirde bulunan kişilere bile "Ya Rab! Eğer hidayetlerini murad buyuruyorsan..." deyip meseleyi O'nun rızasına bağladıktan sonra onlar için bile dua dua yalvardığını.. kendisine atılan taşları, gök taşlarını eriten atmosfer tabakası gibi engin müsamaha sinesinde eritip onları bir maytap, bir ışık şölenine dönüştürdüğünü.. yüce mefkuresi için kobralara dahi bir yolunu bulup ihsanda bulunma arayışını.. temizlerden temiz, incelerden ince bir nezaket abidesi olmasına rağmen, kaba mı kaba, usul-adap-erkan nedir bilmez davranışlara bile ulvi gayesi uğruna katlanışını.. Evet, bütün bunları düşünür ve dersiniz ki, eğer hizmet etmek istiyor isen o zaman sen de benliğini sıfırlamalı, egonu ortadan kaldırmalı ve o Yar'ın hoşnutluğu için bin diken dahi olsa, 'enaniyetime, gururuma, onuruma dokundu" demeden yoluna devam etmelisin. Elli defa hakarete maruz kalsan, elli defa yüzüne tükürülse, yine de O'nun hatırına hak ve hakikata tercüman olmaktan, insanları güzelliklere çağırmaktan geri duramazsın. Bu esnada bir de bakarsınız ki, farkına varmaksızın dudaklar, o zatın bam teline dokunan kırık mızrabından bu hususla alakalı nağmeleri mırıldanmaktadır: Hizmet deyip, hak deyip koştu isen, * * * Düşüncen milletse, nazlanmak kimden? Yoksa; Canı cananı vermeden, * * * Sine kebap olmadan, * * * Yolcu buruk baş gerek, [1] Bahçivan |
|
| Son Güncelleme ( 01.03.2007 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|



O mekana sükunet diyarı demiştik. Haşa ki bu kelime ile durgunluk, monotonluk, tekdüzelik kastetmiş olalım. Aksine o mekan ruh dünyasındaki derinlik ve televvünü ile apayrı bir canlılık ve hareketlilik diyarıdır. Bizim sükunetten kastımız, orada insanın ruhunu tırmalayan, kalbini zedeleyen rahatsız edici ses ve sözlerin olmaması, görüntü ve gürültü kirliliğinin bulunmamasıdır.



