| Sağlam Duruş |
|
|
| Mehmet Erdoğan, fgulen.com | |
| 08.03.2007 | |
|
Bu sebepten sağlam duruşta kişi ile benliği birbirinden ayırmak mümkün değildir. İnsan benliğini davasının potasında veya davasını kendi öz potasında eritmiş ve kanına canına katkılaştırmışsa o zaman yekpare bir dava kesilmiş olmaz mı? Bu duruş bir abide duruşu ve bir Everest Tepesi gibi yerinde sabit olmak değil midir? Davasında fenaya ermiş ve yok olmuş bir kişinin kedine ait neyi vardır, ego adına ene adına neyi vardır. Zamanımızda bilhassa insanlar vehim ve vesveselerle müpteladır. Ve zikzaklar bu yüzden çok olur. Bu sebepten onlardan sağlam işler beklenmiyor. Yüzüp, gezmeler çok oluyor. Bu da meyveye durmayı ve sağlam ürünler vermeyi ya geciktiriyor, ya da önlüyor. Öyleyse yüzüp gezmeleri tek önleyecek şey sağlam duruşu elde etmektir. Belki hak ve hakikat toprağına kök salmak ve her şeyiyle nur ve ışık kesilmektir. O zaman meyveleriyle çiçekleriyle, hatta gölgesiyle bile bir sağlamlık abidesi olur insan... Bunu nebiler nebisinin duruşunda görüyoruz ilk olarak. Duruş öylesine sağlam ve rasıh ki bütün ızdıraplar ve acılar ona tosluyor ve göğsünde paramparça oluyor. Bu bir taşın çeliğe ve demire çarpıp kırılıp toz duman olması gibi bir şeydir. Herkesten ve her şeyden sağlam bir sine elbette cehennemi göğsünde söndürür gibi bir su membaı, çağlayan, yine gelen zorlukları göğüsleyecek ve kırılmayacak surette bir resanete sahip bir sed, bir sur gibidir ki onun içine hiçbir vehim vesvese ve hiçbir şüphe giremez. Zorlar belki ama o geçidi aşamaz. Zira Hakk'ın kalesidir o kalp. Allah'ın koruması altındadır. Rahmet melekleri onun çevresinde fır dönerler ve her an gözetirler Hak namına. Bu hafaza meleklerin ikliminde o yapacağı işleri rahat ve özgür yapar. Ve tamamen hak için konuşur, zorlamalara girmez, reel ve gerçekçi bir dile, gönle, hal ve harekete sahip olur... Başta peygamberimiz, diğer peygamberlerin ve sonra sahabeler duruşları böyledir. Havari duruşunda da bu çelikten duruş ve demir gibi sağlam ayak direyiş vardır. Tabiinde öyleydi tebe-i tabiin de öyle. Ve zamanımıza kadar gelen hak ve hakikat erleri hep bu sağlam duruşun meyveleri ve o iklimin üveykleridir. Fatih'te, Yavuz'da Kanuni'de, Abdülhamit'te Şükrü Paşa'da, Fahrettin Paşa'da Esat Paşa'da, Rıza Paşa'da, Ömer Muhtar'da ve askerlerin de, Sütçü İmam'da, Şahin Bey'de bakıp görüyoruz ki bu duruşun izleri, çizgileri, renkleri motifleri mevcut. Ve bu günün kartalları da şahinleri de öyledir. Ülkeden ülkeye giden nice alp erenler Afrika'nın köylerine kadar hak namına yürürler, engelleri yıkar geçerler. Ve gönül Kâbe'sini yıkmak ve tarumar etmek isteyenlere gökten getirdikleri ateşin muhabbet okları ve alemi manada pişirilmiş ümit ve inanç, aşk, sevgi bombalarını atarlar.. ve hiçbir mazlumun kalbini ağlamasına ve gönül Kabe'sinin yıkılmasına imkan tanımazlar... Sağlam duruşu böylece çerçevelersek bunun çizgilerinde biz Said-i Nursi hazretlerini görürüz, Fethullah Gülen Hocaefendi'yi görürüz. Bunlar öylesine sağlam duruşları olan kişilerdir ki her türlü sıkıntıya karşı asla sarsılmazlar. Ve başkalarının da sağlam durması için kalplerine gözyaşlarını çeliğe su verir gibi verirler ve gönüllerini çifte su verilmiş bir çelik gibi sağlamlaştırırlar... Evet, onların yetiştirdikleri leventler bu gün dünyanın dört köşesinde o çelikten seda ile hak ve hakikatı haykırmaktalar. Onlar kültümüzü deniz aşırı ülkelere, dünyanın dört bucağına taşımaktalar. Dilimiz, dinimiz, aşkımız heyecanımız da o kültürün kanatlarında, ayaklarında yüreğinde o yerlere taşınıyor ve ekiliyor tohum tohum, çekirdekler gibi düşüyor sinelere. Bizler ümitsizliğe düşmemeliyiz ve asla bir kenara çekilmemeliyiz. Zira sağlam duruş topyekün bir millete gerektir. Bütün milletin kaşları gerekirse beraber çatılacak, gerekirse gönülleri beraber kenetlenecek hep birlikte Simurg kuşları gibi kanat vurup hedefe yürünecek gerekirse beraberce ölünecek ve kabre birlikte girilecek sorgu ve suale mizan teraziye bile beraber çıkılacak ve bu sağlam duruşla birlikte sırattan geçilecek... İşte bu duruştur Hak ve hakikat erlerinin özünde olan, sözünde olan, kalbinde olan hal ve davranışlarına yansıyan. Bu nurdur, bu ışıktır bu hamle ve aksiyondur. Başka değil... |
|
| Son Güncelleme ( 08.03.2007 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|



Sağlam duruşun kaynağı nedir sizce. İnanmak. Neye inanmak. Kendine mi, yoksa hak ve hakikata mı? Elbette her ikisine de. Eğer kişi hak ve hakikata tam inanmışsa o zaman kendisi olmuş olur ki bu bencillik değildir. Belki de sağlam duruşun serapa, tepeden tırnağa kendisidir artık o...




