Yaratan Bilir, Dilediğine Dilediğini Verir!.. Yazdır E-posta
Fethullah Gülen   
19.03.2007

Yaratan Bilir, Dilediğine Dilediğini Verir!..Bir sohbette, "Elâ ya'lemu men halaka ve huve'l-latîfu'l-habîr" ayet-i kerimesinin gölgesinde yapılan duaların makbul olacağı ifade edilmişti. Bu ilahî beyanın zikrinde hangi mülahazalar söz konusudur?

Selef-i sâlihînden bazıları dua esnasında bu ayet-i kerimeyi çokça zikreder; ondaki derin manaları elden geldiğince duymaya çalışır, bu ilahî beyanın çağrıştırdıklarıyla gönüllerini bütün bütün Cenâb-ı Allah'a verir; sonra da ihtiyaçlarını, isteklerini bir bir zihinden geçirerek her şeyi Yaratan'ın ilmine, rahmetine ve kudretine havale ederlermiş. "Yaratan yarattığı mahlûkunu hiç bilmez olur mu? (İlmi her şeye nüfuz eden ve her şeyden haberi bulunan) Latîf ü Habîr O'dur." (Mülk, 67/14) meâlindeki ayetin şefaatiyle ve onu mülahazaya alırken yakaladıkları iman ve inanmışlık ufku sayesinde dualarına icâbet edileceğine, arzularının gerçekleşeceğine inanırlarmış. Doğrusu, kısaca meâlini verdiğim beyan-ı ilahînin uzak-yakın tedaî ettirdikleri umumen mülahazaya alındıktan ve onun kazandıracağı ruh haletiyle Hazreti Latîf ü Habîr'e tam ilticâ edildikten sonra yapılacak duaların makbul olduğu/olacağı âşikârdır. Zira, o şekilde dua eden insan, halini bilen, sesini duyan, kendisine acıyan ve bütün ihtiyaçlarını gidermeye gücü yeten bir Hâlık-ı Kerim'e seslendiğinin farkındadır ki duanın kabulü için bu şuur olmazsa olmaz bir şarttır.

Sen Hâlıksın, ben Mahlukunum!..

Söz konusu ayet-i kerimede öncelikle Cenâb-ı Hakk'ın yaratıcılığına dikkat çekilmekte ve bir Hâlık-ı Kerim'in huzurunda olduğumuz nazara verilmektedir. Bu hakikati ikrar etme Allah Teâlâ'nın şefkatini celbe vesiledir. Çünkü, yaratılmış olduğunun şuuruyla Yaratıcısına seslenen kul şu duygularla dolacaktır: "Rabbim, beni Sen yarattın, arzu ve emellerimi, ihtiyaç ve isteklerimi de en iyi Sen bilirsin. Bir zamanlar var olmanın manasını, yaşamanın ne demek olduğunu, hayatı, dünyayı, insanlığı... bilmiyordum. Rasûl-ü Ekrem'den, İslam'dan ve Kur'an'dan da habersizdim. Hiçbir şey bilmediğim ve hiçbir şeye ihtiyaç hissetmediğim halde Sen sürpriz bir şekilde beni var ettin, insan olarak yarattın; ruhuma imanın tadını tattırdın, bana İnsanlığın İftihâr Tablosu'nu tanıttırdın. Sayısız lütuflarını başımdan aşağı sağanak sağanak yağdırdın. Hiçbir şey bilmediğim, hiçbir eksiklik hissetmediğim, hiçbir şeye ihtiyaç duymadığım ve hiçbir şey arzulamadığım bir dönemde Sen bunları bana lutfettin. Fakat, şimdi bazı şeylere aklım eriyor.. zâhir-bâtın duygularımla bazı şeylere ihtiyacım olduğunu hissediyorum.. şu dünya hayatını ikâme edebilmem için bazı şeylere zaruret derecesinde ihtiyacım olduğunu farkettiğim gibi, ebedî hayatta ebediyete erebilme, ötede Senin cemâlini görebilme, hoşnutluğuna mazhar olup Peygamber Efendimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) semâvî sofrasına oturabilme misüllü daha pek çok şeye ihtiyacım olduğunu.. hatta bunların benim için zarûrî olduklarını hissediyorum. Beni Yaratan da, bu duyguları bana veren de Sen'sin. İçime ebed arzusunu dolduran, gönlüme ebedden ve ebedî Zât'tan başka bir şeyle tatmin olmama hissini koyan da Sen'sin. Madem yapan, yaratan, donatan Sensin, bütün emellerimi ve eksiklerimi de en iyi Sen bilirsin. Ben başkasının değil, Sen'in mahlukunum.. ve başkasına değil sadece Sana el açıyorum." İşte, bu mülahazalarla dopdolu olarak "Rabbim, Hâlıkım, Yaratıcım.." diye seslenme, Cenâb-ı Hakk'ın şefkat, re'fet ve rahmetine müracaat etme demektir.

Evet, Allah yaratandır, yaratan bilir. Teşbihte hata olmasın; bir makinenin kâşifi, o makineyi nasıl en ince ayrıntısına kadar bilirse, Cenâb-ı Hak da yoktan var ettiği mahlukâtı -ilmi, hiç kimsenin bilgisiyle kıyaslanamayacak şekilde- bütün yönleriyle bilir. O bizim her şeyimizden haberdârdır; mahiyetimize ait her hususiyeti, hatta potansiyel derinliklerimizi, o derinliklerle nereye kadar varabileceğimizi de bilir.

Potansiyel derinlik nedir? Seyr ü sülûk-i ruhâniyle veya acz ü fakr, şevk ü şükür, tefekkür ve şefkat yoluyla kalb ve ruh ufkunda seyahat yaparsınız.. ya da selef-i sâlihînin üçüncü asra kadar hep zühd mülahazasına bağlı değişik yollarla Cenâb-ı Hakk'a yürüdükleri gibi yürürsünüz. Kabiliyetlerinizin müsaadesi nispetinde inkişaflar olur gönlünüzde. Tıpkı bir tomurcuk gibi açılırsınız yaprak yaprak.. bütün güzelliklerinizi vitrin vitrin sergiler, ahsen-i takvîme yaraşır olgunluklarınızı meşher meşher ortaya koyarsınız. Dün birer çekirdek, bugün de birer tomurcuk halinde olan istidatlarınızın yarın renk renk çiçekler vermesi söz konusudur. Olduğunuzdan öte olgunlaşmanız, daha geniş inkişaflar yaşamanız da mümkündür. İşte bugüne kadar ne yaptınız, hangi mesafeleri aldınız; şu anda neredesiniz ve nereye yürüyorsunuz... bunları bilen Allah Teâlâ, yarın neler yapmaya, hangi merhaleleri katetmeye muktedir olduğunuzu, ister ve azmederseniz neler yapabileceğinizi de bilir. Ne bugününüz ne yarınınız ne öbür gününüz ne de daha sonra ötelerde, ötelerin de ötesinde nimetlerle serfirâz olacağınız en mutlu anlarınız... hiçbiri O'nun o muhît ilminin dışında değildir. Hepsi O'nun planları, projeleri ve ilmî takdirleri istikametinde cereyan eder. İmkan dahilinde olan plan ve projelerin gerçekleşmesi, potansiyel derinliklerinizin meyvelerini vermesi de yine O'nun ilmine ve yaratmasına bağlıdır. Dolayısıyla, dua eden insanın her şeye kâdir ve her şeyden haberdar bir Hâlık-ı Zülcelâl'e el açtığını ve isteklerinin O'nun bir "ol" demesiyle anında gerçekleşeceğini düşünmesi çok önemlidir.

Latîf ü Habîr

Ayet-i kerimede Cenâb-ı Hakk'ın yaratıcılığı nazara verildikten sonra O'nun kendi mahlukâtını mutlaka bildiği ifade edilerek esmâ-i hüsnâdan yine "ilim" yörüngeli iki isim zikrediliyor. Esmâ-i ilâhiyenin herbiri, o müteâl Zât adına bir güzellik, bir büyüklük ve bir tamamiyetin ifadesidir; onlar, her anılışlarında, mânâ ve nuraniyetleriyle inanılması gereken hakikatlerin sınırlarını belirler, inanan gönüllerde saygı uyarır ve haşyetle çarpan sinelerde teveccüh vesilesi olurlar. Burada da, "Zât-ı ulûhiyet"i evsâf-ı celâliye ve cemâliyesine uygun şekilde tanıma adına yanıltmayan birer rehber olan Cenâb-ı Hakk'ın güzellerden güzel isimlerinden Latîf ve Habîr isimleri anılıyor. Bunlar birer sırlı anahtar gibi dua edenin eline veriliyor ve onların açacağı hakikat kapılarından geçerek huzur-u ilahîye varması gerektiğine işaret ediliyor.

Latîf; en ince ve en gizli işleri bütün incelikleriyle bilen, her şeyden haberdâr; yaratıkların muhtaç oldukları faydalı şeyleri lütuf ve yardımıyla ihsan eden, son derece lütufkâr demektir. Latîf ism-i şerifi, bir yandan, ilim ve kudretiyle eşyanın en gizli noktalarına nüfûz eden, kullarının açık-kapalı her yanını bilen; iyi-kötü her söz ve fiil, her hal ve durum, her niyet ve maksat kendisine malum olan; diğer taraftan da, varlıkların bütün ihtiyaçlarını görüp gözeten, kullarının en küçük ihtiyaçlarını dahi -rızasına muvafıksa- lütfuyla veren ve kendisine teveccühde bulunanları asla teveccühsüz bırakmayan Zât manalarına gelmektedir.

Habîr ise; doğrudan ilim ve haber sahibi olan, mahlukâtın bütün hallerine her an vasıtasız olarak vâkıf bulunan, hiçbir hâdise ve hatıra, hiçbir düşünce ve niyet kendisinden gizlenemeyen Zât demektir. Evet, Habîr ismi de, Cenâb-ı Hakk'ın içimizi, dışımızı, gizli-açık her şeyimizi bildiğini ve bize, şahdamarımızdan daha yakın olduğunu ifade etmektedir.

O Cüz'iyyâtı da Bilir!..

Maalesef, bazıları -hâşa ve kellâ- "Allah cüz'iyyat-ı umuru bilmez" türünden çok çirkin laflar sarfetmektedirler. Bu sözün Zât-ı Ulûhiyet'e isnâdı hangi manada olursa olsun -bağışlayın- en büyük küstahlıktır. "Bilmez" kelimesini Zât-ı Ulûhiyet hakkında kullanmak küstahlık olduğu gibi, o sözü Hazret-i Muhbir-i Sâdık'a isnad etmek de saygısızlıktır. Rasûl-ü Ekrem Efendimiz'in (aleyhi ekmelü't-tehâyâ ve't-teslimât) bilmediği bazı şeyler olabilir; o -kendisinin de ifade ettiği gibi- Allah Teâlâ'nın bildirmediği bazı şeyleri bilemeyebilir. Fakat, sizin onun hakkında o kelimeyi kullanmanız, "bilmez" demeniz doğru değildir; eksiklik ve zaaf hatırlatacak bir sözü onunla yanyana getirmekten kaçınmanız sizin edebinizin gereği ve ona karşı saygınızın ifadesidir. Hele Zât-ı Ulûhiyet hakkında öyle bir şey söylemek çok büyük bir hatadır. Hayır, Cenâb-ı Hak cüz'iyyat ve külliyât adına her şeyi bilir; kullarını da, onların ruhlarını, kalblerini, sırlarını, hafîlerini ve ahfâlarını da, onların yapıp ettikleri her şeyin en ince tafsilatını da bilir. Kur'an-ı Kerim, "Ben sizin açığa vurduklarınızı da, ketmettiklerinizi de çok iyi bilirim." (Bakara, 2/33), "Münâfıklar hâlâ anlamıyorlar mı ki, Allah onların kendi aralarındaki fısıldayışlarını da sırlarını da bilir, Allah bütün bilinmezleri bilen Allâmu'l-guyûbdur." (Tevbe, 9/78)... gibi yüzlerce âyetiyle O'nun, gayb alemlerinde, âfâkın derinliklerinde ve ötelerin daha ötesinde olan her şeyi bildiğini ilan etmektedir.

İşte, sohbetimize mevzu teşkil eden ayet-i kerimeden hemen önceki ilahî beyanda da "Sözünüzü ister içinizde gizleyin, ister açığa vurun, hepsi birdir. Zira Allah gönüllerin künhünü dahi bilir." (Mülk, 67/13) buyurulmaktadır. Bu ayet, müşrikler ve münafıklar için bir tehdit olduğu gibi, müslümanlar için de hem bir ikaz hem de -yerine göre- bir müjdedir. Çünkü, bir mü'min ellerini açıp Rabbine niyaz ederken, dile getiremediği duygularının, boğazında düğümlenen hislerinin, tarif edemediği dertlerinin, tasavvurlarının ve tahayyüllerinin dahi o Latîf ü Habîr, o Hazret-i Allâmu'l-Guyûb tarafından işitildiğine, bilindiğine inanır. Gözlerinden akan birkaç damla yaşın, içinden gelen acılı bir âhın bile boşa gitmediğinin farkındadır. Kalb ibresini iyi ayarlayıp Cenâb-ı Mevlâ'ya gönlünün sesiyle teveccüh edebildiği sürece dualarının mutlaka kabul göreceği ve hep istediklerinin daha iyilerini bulacağı ümidindedir.

O'nun Kapısında...

Nasıl olmasın ki; vicdanın derinliklerinde duyularak anılan her ism-i mübarek, cismaniyete ait perdeleri yırtar, birer şefaatçi gibi Müsemmâ-i Akdes'i hatırlatır; gözden-gönülden isi-pası siler ve ruha tâ ötelerin ötesini gösterir. İnsan onlarla Hakk'ı yâd ettikçe, kalbinde itminan hâsıl olur. Esma-i hüsnâdan herbir isim, dergah-ı ilahîye yönelme istikâmetinde kulun iradesini biraz daha şahlandırır, dua azmine güç verir..

Evet, Latîf ü Habîr isimlerinin zikrine de bu açıdan bakılmalıdır. Madem, öyle bir Hâlıkımız var ki, O'nun ilmi her şeyin inceliklerine nüfuz eder ve O her şeyden hakkıyla haberdardır.. madem her şeyi her şe'niyle bilen Hallâk-ı Kadîr bizim en ince ve en gizli işlerimizi de bütün incelikleriyle bilir, her halimiz O'na malumdur.. ve madem O muhtaç olduğumuz şeyleri lütuf ve yardımıyla ihsan etmeye kâdirdir; istek ve ihtiyaçlarımızı halketmek O'na asla zor değildir.. öyleyse, bize O'nun önünde diz çökmek, samimiyetle içimizi dökmek, ellerimizle beraber gönüllerimizi de O'na açmak, tazarru ve niyazda bulunmak ve o kapıdan boş dönmeyeceğimize kat'iyen inanmak düşer.

İşte, bu mülahazalar iradelerimizi öyle şahlandırır, bizi öyle heyecanlandırır ve öyle bir yakîn mertebesine ulaştırır ki, Rasûl-ü Ekrem Efendimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) işaret buyurdukları "imânen vehtisâben" ufkunu yakalarız. Duamızın kabul olacağına ve ellerimizi boş olarak indirmeyeceğimize bütün ruh u canımızla inanır, ötelerden yükselen "iste, istediğin verilecektir" va'dini vicdan kulağıyla biz de duyarız. Duamızda ve o iç yakıcı mülahazalarda derinleştikçe daha bir hisli hale gelir, Rabbimize daha bir gönülden sesleniriz: "Rabbimiz, şimdiye kadar Senin kapının tokmağına dokunanlardan hiçbirisini boş olarak geriye çevirmedin. Senin kapında ihtiyaç izhar edenlerden boş dönen hiç olmadığı gibi hiçbir pişman da o kapıdan kovulmamıştır; O kapı senin kapın, onun başkalarından farkı da her gelene affındır. Şimdi biz de bu kapının dilencileriyiz, bizi sevindireceğinden de eminiz. Rabbimiz, yakarışlarımıza icabet et; ümitlerimizi boşa çıkarma, bizi hüsrana uğratma, elleri boş tali'sizler olarak geri çevirme!.."

Yorumlar
Yeni Ekle RSS
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.
zöhre  - sadece sizi dinlemek..   |2007-10-17 19:17:41
Allah için olan birlkteliklerde dahi oluşan nefsi mücadelelerden sıyrılarak,işin gerçek boyutundan kopmadan, sadece sizi dinlemek,anlamaya
çalışmak,yaşamaya çalışmak bütün uğraşlardan daha verimli ,kalıcı, faydalı...örnek capcanlı ve güzel olunca diğer ufak meselelere
takılmak gereksiz sanırım..
eyüp   |2007-07-06 21:20:32
allah bu nur diresinde olan herkesi davasında muaffak eylesin ÜMİT VAR OLUNUZ GÖKKUBBE ÜSTÜNÜZE CÖKSE DAHİ İNSANNLAR MAZLUM OLSALAR DAHİ
TÜM ZERRELERİMLE İNANIYORUM KI BU DİN TÜM KÜREYİ ARZA DUYRULCAK
Myşe gül öner  - dilenci   |2007-06-09 20:26:54
Bir dilenci gibi kapına geldim..Bu benim için en büyük şereftir RABBİM.Beni hiç geri çevirmedin..Dünya adına istediğim her şeyi
verdin.Şükrüm,Yüceliğine denk olamaz..Ben de Ahde vefasızlık yapmadım inşallah..Ama,benim kulluğum,senin lütuf ve keremin karşısında
çölde bir kum tanesi değildir.Ben SEN'den Cennetini ve Cemalini istiyorum.Ben son nefesime kadar, kullukta kusur etmesem ,bunu kazanamam,,,Yeterki
SEN murad et..Beni geri çevirme..Amin
ayşe gül öner  - dilenci   |2007-06-09 20:15:46
Bu sıfatla kapına geldim RABBİM... Dilenci olarak kapına gelmenin onurunu taşıyorum...Bana dünyaya dair istediğim her şeyi
verdin.Şükrüm,Yüceliğine denk olsun.Ama yine şükrediyorum Yüce Dinime dair hiç bir şeyi dünya adına ucuz bir pahaya
değişmedim.İnşallah
yanılmıyorum!....
Dileklerim hiç bitmiyecek bu nedenle yine diliyorum.Dileklerim sana ayandır....Kabul buyur...Amin
YÜKSEL KARADAYI  - inşallah   |2007-04-02 09:44:38
Hazreti Latîf ü Habîr'e tam ilticâ edebilen,Hâlık-ı Kerim'e seslendiğinin farkında olan Hâlık-ı Zülcelâl'e el açtığını ve
isteklerinin O'nun bir "ol" demesiyle anında gerçekleşeceğine inanan kullar olalım inşallah...
erdiyasin   |2007-03-25 22:34:32
allah razi olsun hocam dualarini eksik et allah makamini cennet kilar insallah
eleman  - sgultekin   |2007-03-22 20:31:36
allah senden razı olsun gardaş.allah birbirimize takılmadan hayır yolunda eylesın.allah bızı sevılmesı gerekenı nasıl sevmemız
gerekıyorsa oyle sevdırsın.
tevbe  - Allah için   |2007-03-22 08:31:14
Hocam sizi dünya ait olmayan bir sevgiyle seviyorum..inş öteki alemde komşu olmak nasip olur..siz bizim ışığımız bu dünya imtihanında
arkamızdaki dayanaksınız dualarınıza muhtacız...kendi nefsimizle mücadele de yenik düşsekte yine ve yine ayağa kalkıp Allah için
koşacağız..Rabbim elimizeki bu fırsatı bizden almasın inş...sizin nasıl bir üzüntü içinde olduğunuzu anlıyorum
hissediyorum...rüyalarımda hep ağlaşıyoruz hocam ...Rabbim den bi...
sgultekin   |2007-03-21 19:39:24
cemaatinizin yaptıgı haksızlığa ragmen hakkımı size helal ediyorum
zeynep  - yaradanı sevmek   |2007-03-20 20:39:49
ALLAHım sana layıkıyla kul olmayı ümmeti muhamme de nasip eyle
Nilgün  - Yaratılış Gururumuzdur   |2007-03-20 13:21:15
Günümüzde evrim safsatalarının ortalıkta pervasızca dolaştığı ortamlarda mükemmel ve münezzeh bir güç tarafından yartılmış olmanın
blincinde olanlara ne mutlu.Böyle bir yaratıcıya kul olabilmeyi Allah hepimize kısmet eder inşallah.
Bülent Özkaya  - YARATILMANIN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ   |2007-03-19 13:18:34
İnsanın varoluşundaki sır perdelerini aralayan ve vazife şuurunu aşılayanları Allah vesile kılmaya devam etsin. Lütufları o kadar geniş ki
! Dünyalık sıkıntılarım ve baş ağrılarım bu yazıyı okuduktan sonra görevini tamamlayarak yoluna devam ettiler.Herşey O'nu hatırlıyor
ve O'ndan geldik ve O'na döneceğiz. Söz Üstadına yakışıyor.Bu hizmeti ulaştıranlardan Allah razı olsun.

3.20 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

Son Güncelleme ( 19.03.2007 )
 
< Önceki   Sonraki >
Foreign Policy'de Gülen Röportajı

Multimedya

Fethullah Gülen Belgeseli-1: Ümit Yolcusu

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-2: Sevgi Okulları

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-3: Hoşgörü ve Diyalog

Seyredin

İmanda Derinlik

Seyredin

Yıkık Yuvalar ve Ebedî Yetim Çocuklar

Dinleyin

Müzmin Müfteriler ve Müslümanca Mukabele

Dinleyin

Erzurum Vaazı - 19980

İndirin

Altın Nesil Konferansı - 1977

İndirin

İyi bir idareci ve siyasî için şu hususlar çok önemlidir: Hak düşüncesi, hukukun üstünlüğü, vazife şuuru, kaba ve ağır işlerde sorumluluk anlayışı, ince ve nazik işlerde de maharet ve ehliyet.
Advertisement
Fethullah Gülen Web Siteleri