| Ekol Haline Gelebilecek Bir Dergi: Hira |
|
|
| Hamdi İşcan, fgulen.com | |
| 28.03.2007 | |
|
Ölçüsüz medhin bir tahkir olduğunu biliyorum. Hem ben kimim ki böyle bir dergiye medh u senada bulunayım. Öncelikle bu satırlar medh u senanın değil sadece bir hayranlığın ifadesi olarak kabul edilmeli. İkinci olarak mübalağanın zımnî yalan olduğu gerçeğini de müdrik olduğum zannındayım. Bu sebeple ifadelerimi ölçüp tartarak dile getirmeye çalışıyorum. İşte bu duygu ve düşünce içerisinde yine de ifade etmek istiyorum ki, acizane görebildiğim kadarıyla, Hira sadece bir dergi değil, o, bir dergiden öte yeni bir anlayış, yeni bir açılım ve yeni bir çığırın adıdır. Niçin böyle bir kanaati taşıyorum? Çünkü Hira'da son birkaç asırdan beri ayrı düştüğümüz dünyaların yeniden bir araya gelişini, birbirini kucaklayışını, bir 'vuslat bayramı'nı müşahede ediyoruz. Zira yakın dönem itibarıyla bu toprakların insanı olarak aynı mağduriyetleri yaşadık, aynı dertlerle kıvrım kıvrım kıvrandık, aynı iç hastalıklarla yaka-paça olduk, aynı sömürü paletleri altında inim inim inledik ve bu arada en acısı da bütün bunları müşterek yaşarken ne yazık ki birbirimizden ayrı düştük/düşürüldük. İşte şimdi yeniden birbirimizi anlamaya, birbirimiz hakkındaki olumsuz önyargıları yerle bir etmeye ve bundan öte birbirimizin birikiminden istifade etmeye, zenginliklerimizi paylaşmaya koyulduk. Ben şahsen Hira'yı böyle bir vuslat bayramının habercisi olarak görüyorum. Evet, farklı noktalardan gelen nehirlerin birbirine karıştıktan sonra, yeni bir ruh ve yeni bir muhteva ile gücünün daha bir artması, daha bir coşkun hale gelmesi ve debisinin yükselmesi gibi Hira'da da şunu görüyoruz: İslam dünyasının değişik muhitlerinden seçkin gönül ehli ve ilim erbabından meydana gelen renkli ve zengin bir koro taze bir ses ve güçlü bir nefesle gezip dolaşıp etrafına diriliş üflüyor, diriliş solukluyor. Mesela bu açıdan altıncı sayıya kısa bir seyahat gerçekleştirdiğimizde şunu görüyoruz: Bir taraftan Anadolu'nun muzdarıp sesi, dertli sinesi M. Fethullah Gülen Hocaefendi; "başyazı" rasat ufkundan şakaklarını zonklatırcasına asırlık problemlerimize tesbit ve teşhiste bulunuyor ve sonra kemal-i hassasiyetle bu problemlere neşter vuruyor; böylece ruhumuzun heykelini yeniden ikame edecek ihya yollarını gösteriyor. Hemen akabinden asırlarca İslam ilim ve irfanına beşiklik etmiş Şam'ın bereketli topraklarından, yed-i tûla sahibi, birçok sahada otorite olarak kabul edilen büyük alim Said Ramazan el-Butî hazretleri olgun, seviyeli ve çağın idrakine seslenen bir üslupla modern çağ karşısında mümin/muvahhid bir kişiliğin kendisi olarak var olabileceği, kimliğini yeniden inşa edebileceği temel düsturları ele alıyor. Sonra "İslam'ın zeki evladı"na dayelik yapan Mısır'a uzanıyor, velud kalem Prof. Dr. Muhammed Umare'den İslam'ın evrensel hoşgörüsünü temel kaynaklarımız ve tarihî uygulamalar ışığı altında müşahede ediyorsunuz. Peşi sıra bir dönem Doğu ile Batı'nın kesişme noktası diyebileceğimiz ve bağrında Endülüs medeniyetini doğurmuş Fas'a uzanıyor, Prof. Dr. Ferid el-Ensarî'nin kaleminden, 'tefekkür' menfezini aralayarak ilahî güzellikler armonisi olan dinimizin sanat, estetik ve güzellik telakkisini seyrediyorsunuz. Yine aynı feyyaz iklimin meyvelerinden biri olan Dr. Halid es-Samedî'den İslamî eğitim metodunun temel esaslarını, asr-ı saadet dönemindeki uygulamaları ve bu uygulamaların günümüz eğitim sistemleri açısından ifade ettiği manaları dinliyorsunuz. Seyahatiniz bitmiyor, şimdi de her ne kadar "Uzakdoğu" diye isimlendirilse de, gönül dünyamızda bize çok yakın olan bir bölgeye, Malezya'ya uzanıyor ve Prof. Dr. Abdulaziz Burğus'un kaleminden, Risale-i Nur perspektifinde "küreselleşme" kavramının tahlilini takip ediyorsunuz. Tekrar Mısır'a misafir oluyor ve Prof. Dr. Zalul Neccar'ın kaleminden, Kur'an'ın kainat kitabını tefsiri ile kainat kitabının Kur'an'ı tasdikini ortaya koyan Kur'an-Kainat münasebetini mütalaaya koyuluyorsunuz. Çok geçmeden bir his tufanına kapılıyorsunuz. Çünkü Nureddin Savaş'ın akıcı ve coşkun üslubu içinde, fedakârlığın sahabicesiyle ellerinde ilim, irfan meşalesi Anadolu'dan bir ışık patlaması halinde dünyanın dört bir yanına açılan günümüzün karasevdalıların destanını okuma imkânına kavuşuyorsunuz. Tabii bir makale çerçevesinde o birbirinden kıymetli o kadar güzel yazı, şiir ve edebî metinlerin hepsini burada zikredebilmemiz mümkün değil. Ama şunu rahatlıkla ifade edebiliriz ki, Hira vasıtasıyla hem Arap düşünür ve âlimlerin birikimi Türk okuyucusuna kazandırılmış oluyor, hem de bizim ülkemizin düşünce ve aksiyon insanlarının birikimi Arap okuyucusunun istifadesine sunulmuş oluyor. Böylece -inşallah- paylaşıldıkça artan, bölüşüldükçe daha bir zenginleşen müşterek bir havuza kavuşmuş bulunuyoruz. Bu arada yeri gelmişken bu zenginliğin daha bir derinlik ve enginliğe ulaşması adına Hira'dan beklediğimiz bir hususu da burada belirtmiş olalım. Hira'dan beklediğimiz ve arzuladığımız husus şudur: Bir dönem, İmam Rabbani'leri, Şah Veliyyullah Dehlevî'leri meyve veren o yümünlü ve feyyaz topraklardan, yani İslam düşünce tarihinde çok önemli bir mevki tutan Hint-Alt kıtası tecrübesi altında yetişmiş kıymetli âlim ve mütefekkirlerden de Hira vasıtasıyla istifade etmeyi ümit ediyoruz. Ayrıca son yarım yüzyıl boyunca değişik vesilelerle Amerika ve Avrupa üniversitelerinde görev yapan çok kıymetli Müslüman ilim adamı ve mütefekkirler de farklı bir renk ve çeşitlilik olarak Hira'ya katkıda bulunabilir. Zira Hira öyle görünüyor ki ekol haline, hem de uluslar arası çapta, küresel ölçekte ekol haline gelebilecek bir potansiyeli barındırıyor. Umarım olabilecek en kısa zamanda Hira bu ufku yakalar ve bir baştan bir başa bütün bir yeryüzünde aranan, okunan, takip edilen bir cazibe merkezi haline gelir. |
|
| Son Güncelleme ( 28.03.2007 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|



'Zirvelerde tutunmak, zirvelere çıkmaktan daha zordur.' sözünü hatırladım Hira'nın ilk sayısını ilk defa görüp inceleme imkânı bulduğumda. Çünkü yayın heyeti hakikaten daha bu ilk sayısında çıtayı yüksek tutmuş, İslam âleminde parmakla gösterilebilecek büyük âlim ve mütefekkirlerden oluşan bir yazar kadrosuyla okuyucuya merhaba demişti. "İnşallah bu seviyeli ufuk ve seçkin yazar kadrosu sadece ilk sayının heyecanıyla sınırlı kalmaz, tutturulan bu zirve diğer sayılarda da sürdürülür" arzu ve duasını geçirdim içimden. Ve çok şükür ki, elimize altıncı sayısı ulaşan Hira yakaladığı o günkü zirveyi daha da aşma azmi içerisinde bugün yoluna devam etmektedir.



