Aşkın Dili Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 20
Kötüİyi 
Mehmet Erdoğan, fgulen.com   
02.04.2007

Mehmet ErdoğanAşk ne güzel bir kelime. Ne güzel bir his. Ne hoş bir duygudur. Onun kanatlarıyla yükselir ruh sonsuzluğa. Dünyevi aşk, hakiki aşkın bir gölgesi gibidir kimi zaman. Yani bir eksersizidir. Yani insan birini severse ve dünyada bir kişiye âşık olursa, bu uhrevi sevgilileri sevmeye bir antrenman olabilir. Kalp sevmeyi öğrenir ve sevmek mevhumuna kapalıyken açılır. Güzele ve güzelliğe âşık olan o insan da bir zaman sonra hakiki güzele, ölümsüz olana kalbini kaptırır. Birinci sevgi ilk basamak, ikinci kalp vuruşu, duygu ve his ikinci basamak gibi. Hani biri bir diğerini sanki izdüşümü veya bir gölgesi gibi kalır. Böyle olmasaydı salikler en zirvede niçin hayrete düşsünler ve kendilerinden geçsinler...

Demek ki ileri seviyedeki aşk insanın dili damağını kurutuyor ve konuşmayı bile unutturuyor insana. Lal kesilme makamı budur...

Ya da bir dil ki biz anlamıyoruz. Ancak Hak ve hakikat eri anlıyor bu lisanı. Kim bilir...

Aşkı biraz irdeleyelim de sonra bu sonucu bir daha gözden geçirelim ne dersiniz.

"Aşk, dörtnala giden at gibidir, ne dizginden anlar, ne söz dinler." diyen KONFÜÇYÜS bu konudaki ilk meçhul ufka girişi ve yol alışı anlatır... Kalbin her tik takı bu hususta gönül burakının bir nal vuruşu, bir kıvılcım çakışı, bir mesafe kat ediştir. Evet, bu koşuda söz dinlemez bir küheylan gibidir kişi, ya da yüreği. Onu hangi mantık, hangi akıl zincirler ve hangi fani, çelimsiz gölgeler durdurur ve yolundan vazgeçirir heyhat...

"Aşk, duyguların şiiridir." derken BALZAC da bu duygunun bir şiir gibi akıcı olduğunu ve uyumlu bir iklim ve sonsuz bir ritim taşıdığını anlatıyor. Evet, aşka düşen bu akışta aka aka durulur ve safileşir. Şiir gibi berrak ve derin bir hal alır...

Eğer âşık gerçekten bu ritme kendini bırakmazsa o zaman ya aşktan kopar ve sevdadan ırak düşer. Kalbi yanarken buzullarla kaplanır ve asla bir daha geriye dönüşü olmayan bir infialle sevgilisinden ayrılığa düşer ve bitkin ve bitap olarak yollarda tükenir gider. Bu bir bakıma hiçliğe yuvarlanmaktır. Bakın burada bu farklı dile nasıl kapı aralanıyor değil mi?

"Aşk, dünyanın en tatlı mutluluğu ile en derin acısından yaratılmıştır." diyen BAILEY belki bu kopuş acısını değil de aşkın insana verdiği çileyi kopmamak adına dayanma ve sabretme ızdırabını anlatıyor, işaret ediyor. Yoksa aşk insana ciddi elem verseydi ona aşk denmezdi. Belki âşık kalp tattığı kalbi ve ruhi lezzetin faturasını ödemekte ve karşılığı olan ızdırabını ve derin acısını çekmektedir ki bu aşkın lezzeti yanında devede kulak kadar bir çiledir başka değil...

Hatta bu konuda kimi şahıslar için deli olmak bile veliliğe ilk basamak olduğu için tadılan zevkin yanında bir kıl kadar minik kalır bu acı da... Anlaşılmaz dilin yakamozlarıdır bunlar...

Bu konuda "Aşkın gelişi, aklın gidişidir." diye söyler ANTONINE BERT. Akıl aşkı zabtedemez. Onun eritici tayfları başta da söylediğimiz gibi ne akıl ne mantık dinler. İlim, fikir, her şey ama her şey, aşkın kanatlarını dokunduğu yerlerde erir ve yok olur. Aşk, ateşin bakışıyla ve kordan pençesiyle her dokunduğu boyutu ve buudu ateşe boyar, alazlandırır, her engeli yakar geçer, kül eder...

Onun için gönül ferman dinlemez, derler halk arasında. Onun fermanı sevgiliden çıkmıştır ve kalbine bir ok gibi saplanmıştır, bir bayrak gibi dikilmiştir. Artık, onun kalbi sevgilinin bölgesidir, onun fethedilmiş zafer kalesidir... Belki de o bayrak bir lisan ay yıldızından oluşur. Gizemli bir renkten dokuludur, sırlı bir ibrişimle örülüdür.

SOKRATES, "Aşk, güzelliğin aracılığıyla çoğalma arzusudur." derken bir buud ve boyut arzusunu dillendiriyor. Bu çoğalma sevgili kadar olur. Zira âşık mahbupta fani olduğu için adeta o kesilecektir.

Âşık, sonsuz güzele meftun olunca ve ona secde edince, onun ikliminde eriyip yok olunca işte o zaman sınırsızlığa erer ve ebedi bir iklime girip kaybolur...

Kelimeler gibi cümleler gibi çoğalmaktır bunun aslı. Davudi bir seda gibi, dağlarda aksi ve vadilerde yankısı olan bir terennüm...

Ve bu kaybolma öyle bir derinlik ve öyle bir vus'at kazandırır ki kul Mevlana'nın.

"Aşk, öyle engin bir denizdir ki, ne başlangıcı ne de sonu vardır." sözlerinde olduğu gibi sınırsızlığa erer ve artık onun bakışlarında, yüz hatlarında, oturuş kalkışında bu sonsuzluk izleri ve çizgileri okunur, görülür, hissedilir. Bir kitaptır, onun her hali, her tavrı, sayfa sayfa hikmet ve sayfa sayfa güzellik ve umut fısıldayan bir kitap...

Onun için âşıkların kalemi, asla susmaz. Onların mürekkebi asla bitmez. Onların aksiyonları, dünya durdukça devam eder. Onun için onların sözleri, ebedi konuşmak şeklinde tezahür eder. Onun için Yunus gibi, çağları aşar ve bu zamana ulaşır ve daha da ötelere ulaşacak ve sonsuzlukta çın çın çınlayacaktır o güzide sesler ve nefesler... Bu ise aşkın dilinin hiçbir dile benzemediğinin ispatıdır... Zaman ve mekân ötesi bir ilan... Bu dilde çile mutluluk, ateş gülzar, çarmıha gerilmek zevk atlasında ruhu eritmek veya ilmek ilmek dokuma gibi manalar alır. Ne kadar faklı bir dil ve lisan değil mi?

"Aşk, mekânda mekânsızlığın, zamanda zamansızlığın en doğru şahididir. O, gökler ötesinden insanın kalbine salınmış ateşten bir zincir, bu zincirle bend olmuş kimseler de, aşkın azat kabul etmez bendeleridir. Yansalar da, o zincirle bend olmuş olarak yanarlar ve öleceklerinde de yine aşk oltasında ölmeyi düşlerler. Onlar, aşksız yaşamayı ömürden saymaz; aşksız geçen günleri de, heva ve heves rüzgârlarıyla savrulan hazan yaprakları gibi görürler. Aslında âşık öyle bir canla içli-dışlı olmuştur ki, gün gelir, baharlar hazana teslim olur. Renkler, siyahlara bürünür, ölüm türküleri söylemeye durur. Gençlikler iki büklüm olup gider, yaşlıların peykelerine oturur, bütün güzellikler, tıpkı duvarlardaki tablolar gibi matlaşarak, birer hatıra çerçevesine dönüşür, ama o can, bütün canlara can katar, hazanı alevden renklerle tutuşturur, yaşlılığa karşı gençlik iksiri olur ve çürüyüp giden canlara da hayat..."

Derken Fethullah Gülen Hocaefendi, bu buud ve boyut farkını ele alır. Zamanda zamansızlık, mekânda mekânsızlık ufkuna eren kişilerin ise bu hal ve keyfiyet her halinden anlaşılır. Evet, bu susuz yolcu önce çok acılar çekmiştir ve yüreğindeki oyuk belki de sınırsız bir hal almıştır. Bu hak için oyulan kalbe sınırsız mekâna, sonsuz zaman adına ab-ı kevser dolmuş ve sevgilinin ağız suyu girmiş veya öz bestesi yürümüştür. İşte bu deniz artık sınırsızlık denizi ve sonsuzluk ummanıdır ve yeri aşığın kalbindedir...

Acılar da onun artık tek istediği azıktır. O, ancak elem ve ıstıraplardan zevk alır ve onunla yatar, onlarla kalkar...

Ömür boyu, gençlikte, orta yaşlılıkta ve ihtiyarlıkta bile o hep sevgili için neşideler söyleyen bir bülbüldür. Ama bu bülbül, içinde büyük bir imanı, ihlâsı taşır ve onun için ebedi şakır...

Ve diriltici nefha olan bu iksir ile, nice çürük sineler, hayat bulur. Nice nefessiz kalmış olanlar, hayata ama ebedi hayata erer.

"Aslında, Allah'ın, Zâtına olan sevgisinin (muhabbet-i Zatî) tezahürüne bağlı olarak yaratılan insan, ancak böyle davranmakla yaratılış esprisine uygun hareket etmiş sayılır, yani Allah'ın, Zâtına ve sıfatlarına karşı olan muhabbeti, insanoğlunda O'na karşı aşk şeklinde tecellî edince, işte o zaman insan, yaratılış gayesiyle buluşmuş olur. Ve her şey de, gider, yerli yerine oturur." sözleriyle Fethullah Gülen aşıkın bu hamle ve aksiyon ile gerçek mahbup adına en zirveye tırmanmış sayıldığını vurguluyor. İsim ve sıfat eksenli bir yolculuk ve yanışla gerçek, reel olan, sanal olmayan dünyaya, taht kurduğunu belirtiyor. Dilini bilen zata, bir yükseliştir bu. Gurbetten sılaya, kendi gibi konuşanların ve halden anlayanların, melekler ve ruhanilerin iklimine bir uruçtur...

"Aşk, bütün varlıklar arasında insanoğluna ait bir iç kimliktir." sözlerinde olduğu gibi aşık artık kendi iç kimliğini yakalamış olur... Ve Allah'tan gelen ve O'na giden bir yolcu olduğu ve O'nun kulu olduğunu ve asla başkası değil bir abd olduğunu yakalar ve aşkı, ona asıl kimliğini okutur ve yüreğin gerçek kulluğu ve gerçek insan olma desenlerini, motiflerini dokutur...

Bu minvalde "Aşk kulluk kimliğini yakalama ve o kulluk rengine ve boyasına boyanmak ve bürünmektir", diyebiliriz... Öyleyse âşık en aziz bir varlık ve en çok hakkı zikreden bir abddir ki onun boyutunda başka varlıklar olacağı düşünülemez. Ancak âşıklar o bezmde bulunabilir. Işığın kardeşi ışık olur, karanlık değil. Işığın mayası, oyası, dostu, enisi her şeyi ışık ve nurdur. Ve ışık nuristanın sakinidir. Âşık da aşıkistanın sakini ve oranın saliki ve oranın seyyahıdır ki artık böyle yolcuları ancak mahbup ve bir de kendileri anlayabilirler. Zira dili farklıdır âşıkların, hissi, duygusu farklı olduğu gibi lisanı da farklıdır ve onların dili artık melek dili gibi, eşyanın dili gibi acib, sırlı bir hal ve keyfiyet arz eder.

Bu konuda bakın, Fethullah Gülen Hocaefendi, nasıl bir tespit ile konuyu sanki hitamı misk bir ufka ulaştırır. Burada âşıkın bitmez tükenmez aksiyonu ve ruh seyahatı ve seyr ü sülukları ele alınmıştır. Bu seyahat bir bakıma öğrenmek ve bir dili bütün dokularıyla ezberlemek ve bütün renkleriyle kalbine ve ruhuna nakşetmek ve bütün lügatiyle benliğine, kimliğine yerleştirmektir...

"O, bu kimlikle, çokluk içinde çokluğa takılmadan, güvenle hep öz kaynağına ve merciine yürür, her zaman gönlünde par par yanan aşkın ziyası sayesinde gözleri kaymadan, bakışları bulanmadan, sürekli hedefini gözetler-durur. Hatta o, her zaman ona kilitlenmiş gibidir; ne mânâların aşılmazlığı, ne de mesafelerin amansızlığı, onda katiyen bir duraklama ve inhiraf meydana getiremez. Gerçi aşk yolu oldukça çileli ve ızdıraplıdır ama, insan bir kere de o yola girdi mi, artık elemler birer birer lezzetlere dönüşür, rahmet, zahmetin önüne geçer; zehir de şeker şerbete inkılâp eder. Hele bir de, gönül gözleri tam açılıp da, bakıp gördüğü, temaşa edip gönlüne sindirdiği her nesnede O'na ait izler, işaretler, mesajlar, değişik tecellî dalga boyunda nurlar görmeye başlayınca, artık onun nazarında izafî bütün ışıklar söner gider; güneşler görünmez olur, aylar husufa uğrar, yıldızlar, bağı kopmuş tesbih taneleri gibi saçılıp, karanlıklara gömülür. "Arzın üstündeki her şey fena bulur gider; ancak azamet ve kerem sahibi Rabbinin Zâtı bakî kalır." (Rahman, 26-27) fehvasınca, gönül ufkunu sadece ve sadece kemiyetler ve keyfiyetler üstü O kaplar; O kaplar da, bu seviyeye ulaşmış bir gönül, bedenin küçük bir mazrufu iken genişler ve bir baştan bir başa bütün zarfını kuşatır; hattâ, istidadı ölçüsünde, topyekün kâinatları içine alabilecek bir istiaba ulaşır; ulaşır ve her şeyde O'nu duyar, O'nu hisseder, Beden ve cismaniyetinin yer yer araya girmesiyle maruz kaldığı ay tutulması türünden husufları bir ölüm ürperticiliğiyle karşılar ve müşahedesini devam ettirmek için, hep yeni bir lütuf rampasına koşar."

İşte başta söylediğimiz ve biraz açmak mecburiyetinde olduğumuz lal kesilme bu ufuk sonunda olur. Ve böylesine bir koşunun dili, gülü, tülü, bülbülü farklıdır ve farklı olmalıdır. Aşkın dilini onun için Haktan başkası ve âşıklardan başkası bilmez, bilemez.

Aşkın dilini yaşayarak, tadarak, duyarak, hissederek öğrenmek dileğiyle.

Yorumlar
Yeni Ekle RSS
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.
öykü  - s.a   |2007-04-03 20:45:40
aşkı o kdr güzel anlatmışsınızki...sizinle konuşmak isterim.aklımda olan bazı sorular var...dua ile
Adem CEYLAN   |2007-04-03 12:30:46
Hocam;Allah(c.c.) razı olsun.

3.20 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

Son Güncelleme ( 02.04.2007 )
 
< Önceki   Sonraki >
Foreign Policy'de Gülen Röportajı

Multimedya

Fethullah Gülen Belgeseli-1: Ümit Yolcusu

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-2: Sevgi Okulları

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-3: Hoşgörü ve Diyalog

Seyredin

İmanda Derinlik

Seyredin

Yıkık Yuvalar ve Ebedî Yetim Çocuklar

Dinleyin

Müzmin Müfteriler ve Müslümanca Mukabele

Dinleyin

Erzurum Vaazı - 19980

İndirin

Altın Nesil Konferansı - 1977

İndirin

İyi bir san’at eseri, onu meydana getiren unsurların mükemmeliyetiyle, unsurların mükemmeliyeti de onları teşkil eden cüz’ifertlerin mükemmeliyetiyle yakından alâkalıdır. Özün sağlam olmadığı bir yerde temiz bir duygu, temiz bir duygunun bulunmadığı bir yerde de hep canlı kalabilecek “kor” gibi eserlerin ve alevden ifadelerin meydana getirilmesi imkânsızdır.
Advertisement
Fethullah Gülen Web Siteleri