| Başbakanla Görüşmek... |
|
|
| Hüseyin Gülerce, Zaman | |
| 15.12.1994 | |
|
Fethullah Gülen Hocaefendi'nin Başbakan Sayın Çiller ile görüşmesi belli bir zihniyet tarafından mesele yapılmak isteniyor. Görüşmeyi gerçek amacından saptırarak değişik boyutlara çekmek için aslı astarı olmayan şeyler de yazılıyor, söyleniyor. Hem muhterem Hocaefendi, hem de Sayın Çiller, söz konusu görüşmenin spekülasyonlara yol açacağını, siyasi bir istismar vasıtası da yapılacağını elbette ki önceden düşünmüşlerdi. Hele muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi'nin nezaketini ve mahcûbiyetini bilenler, bu görüşmeye gitmenin Hocaefendi için ne tür bir sıkıntı ve fedakârlık olduğunu hemen tahmin etmişlerdir. Ne var ki, Terörle Mücadele Kanun Tasarısı, hem de bir hükümet teklifi olarak TBMM Adalet Komisyonu'ndan geçmiş Meclis Genel Kurulu'na geliyordu. Bu kanunun inananlara, rahmetli Özal tarafından kaldırılan 163. maddeden daha beter zulümler ve baskılar getireceği kesindir. Yurt çapında gösterilen tepkiler DYP teşkilatlarını ve yöneticilerini ayılttı. DYP milletvekilleri, "Bu tasarı Meclis'ten geçmez" kararlılığı sergilemeye başladılar. Ama SHP üstelik de "demokratikleşme" diyerek diretiyordu. (Hâlâ da diretiyor.) Sayın Çiller ise susuyordu. İşte böyle bir belirsizlik ortamında Başbakan'dan gelen ısrarlı bir daveti, tasarı kanunlaşacak diye uykuları kaçan ve sadece Türkiye için değil bütün İslâm Âlemi ve insanlık için sancı çeken, sorumluluk taşıyan bir Hocaefendi'nin geri çevirmesi, en basit nezaket kurallarını çiğnemek bir yana, taşıdığı sorumlulukla da bağdaşmazdı. Zira meseleleri en iyi bilen insanlardan biri olarak, söz konusu kanun tasarısının, ülkeye ve insanımıza getireceği zararları ilk elden Sayın Başbakan'a anlatmak bu sorumluluk çerçevesinde bir görevdir. Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi bu açıdan Sayın Çiller ile değil Sayın Başbakan ile görüşmüştür. Aslında bu görüşmenin şu veya bu şekilde istismar edilmesinin veya başka yönlere çekilmesinin, Türkiye'de siyasetin ve medyanın malûm seviyesi ve yapısı itibariyle yadırganacak bir tarafı da yoktur! Özellikle de belli gazete ve televizyonların Hocaefendi'nin bütün ikazlarına ve tekziplerine rağmen hâlâ "Fethullahçılar"dan bahsetmesi insana saygısızlık, İslâm'ı bilmemek ve "kara çalmak"tır. Evet bir defa daha gördük ki, Türkiye'de belli bir kesim, yazar-çizer takımı İslâm'ı ve Müslümanlar'ı anlamak ve tanımak konusunda at gözlüğü kullanmaya devam ediyor. Tarikatın ne olduğunu öğrenmek zahmetine bile katlanmayanlar "Nurculuk tarikatı", "Tarikat lideri" gibi yakıştırmalarla komik duruma düşüyorlar. İnanınız bu çevrelerin Sayın Çiller'i bugüne kadar nasıl etkilediğini bildiğimiz için, Başbakanın muhterem Hocaefendi ile görüşmesi, şu ülkede hangi Müslümanlar'ın yaşadığını anlatmak bakımından büyük fırsat olmuştur. Sayın Çiller'in görüşmeden sonra yakın çevresine muhterem Hocaefendi'yi "çok medenî, milliyetçi" diyerek övmesi de bunu gösteriyor. Terörle Mücadele Kanun Tasarısı'na gösterilen tepkilere kızacağınıza, siz de samimi bir diyalog arayışı içerisine girip tepki sahipleri ile adam gibi görüşmeyi deneseydiniz ne kaybederdiniz? Lâfa gelince diyalog ve hoşgörü, uygulamaya gelince karalama ve kabadayılık Türkiye'nin hiçbir meselesini çözmez. Biz Sayın Başbakanı cesaretinden, muhterem Hocaefendi'yi nezaket ve sorumluluk anlayışından dolayı tebrik ediyoruz. Bu görüşme inşallah hayırlara vesile olur. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







