| Senegal İntibaları: Ümit, Hüzün ve Beklenti |
|
|
| Hamdi İşcan, fgulen.com | |
| 11.04.2007 | |
|
Ümit vardı; çünkü daha henüz havaalanı binasından dışarıya ilk adımınızı atar-atmaz içlerindeki safvet ve samimiyetleri yüzlerine aksetmiş, gözlerinin içi sevgiyle parıldayan üç aydınlık sima fevkalade bir sıcaklık ve içtenlikle, mütebessim bir çehreyle sizi "hoş geldiniz" diyerek karşılıyordu. Türkiye'den 8-9 saatlik uçak mesafesi uzakta bulunmanıza; iklim, dil, kültür ve coğrafya itibarıyla daha önce hiç bilmediğiniz, sizce tamamen meçhul ayrı bir dünyaya ayak basmanıza rağmen sanki kendi memleketinizde bir şehirden başka bir şehre yolculuk yapıyormuşsunuz gibi bir iç huzuru ve emniyet duygusu ile kalacağınız yere intikal ediyorsunuz. Evet, Senegal'de ümit vardı. Zira yeryüzünün dört bir bucağında olduğu gibi, burada da, bu Batı Afrika'nın en uç sınırındaki Dakar şehrinde de bir avuç eğitim gönüllüsü, adsız, unvansız, beklentisiz bir şekilde, tarihî bir açılımın meçhul kahramanları olarak tam on yıldır insanlık adına yazılmış bir şiirin kafiyelerini dokuyorlardı. Kimisi üniversiteden mezun olduğu günden beri buradaydı. Kimisi bir dönem Orta Asya'nın soğuk bölgelerinde söylediği insanlık türküsünü, ikinci bir hicretle derinleştirip taçlandırarak bu sıcak iklimde yeni bir soluk, yeni bir heyecan ve yeni bir edayla devam ettiriyordu. Kimisi de uzun dönem kendi ülkesinde koşturmasına ve okula gidecek yaşta üç çocuğu bulunmasına rağmen eşiyle istişare edip; "eğer biz şu an bu mukaddes göçü gerçekleştirmezsek istikbalde, ihtiyarlık, hastalık, vb. engellerle karşılaşır, belki ihtimal o zaman nefsanî duygularımızı aşamaz, onlara takılıp kalır ve neticede bu semavî sofra ziyafetinden mahrum oluruz" endişesiyle, yolunu-yordamını bulup müracaatını gerçekleştirmiş ve henüz çiçeği burnunda bir delikanlı heyecanıyla ilk yurt dışı tecrübesini yaşıyordu. Evet, Senegal'de ümit vardı. Çünkü Alemlerin Rabbi; "Islahçılar yani yapmayı, inşa etmeyi, müspet hareketi kendilerine yol düsturu edinenler, karanlığa sövmek yerine küçük de olsa bir meşale tutuşturmaya, bir ışık yakmaya ve etrafını aydınlatmaya çalışanlar bir belde de var olduğu müddetçe Rabbin o beldeyi helak edecek değildir" müjdesini veriyor. İşte görüyoruz ıslah kahramanları yedi iklim dört bucakta dünyanın her yanında bulunuyorlar. O zaman yeryüzünün geleceği adına ümit var olabiliriz. Evet bu kutlu mesajı bize muştulayan sonsuz kudret sahibi Zat'ın inayetine itimat ederek, çil çil insanlık coğrafyasına serpilen huzur adacıklarının, bir emniyet subabı halinde vazife göreceğine ve bir deniz feneri misyonuyla huzur, barış arayan insanlığa sahil-i selametine giden yolları göstereceğine itikat edebiliriz. Başta ifade ettiğim gibi Senegal'de bir his halitası, bir his karışımı sözkonusuydu. Evet ümit vardı ama aynı zamanda hüzün de vardı. Çünkü dile kolay tam dört asır boyunca insanlık dışı muameleye tabi tutulan, alınıp satılan, bilmem kaç kez ama kaç kez aldatılıp arkadan hançerlenen, böylece ne kendisine ve ne de bir başkasına güveni kalmayan ve neticede asırlardır herhangi bir kültür ve medeniyet altyapısından mahrum kalan bu hüzün kıtasının mahzun sakinleri ayakları üzerine doğrulmaya çalışsa da ciddi bir fakirlik ve cehalet ile de karşı karşıya bulunuyor. Bu sebeple hem sizin haricinizde, sizin hiçbir dahliniz olmamakla birlikte başkaları tarafından birkaç asırlık bir süreç neticesinde meydana gelen ve gittikçe kalınlaşıp büyüyen olumsuz önyargı ve şartlı bakış açısı duvarlarını aşmanız gerekiyor ve tabii bunun için de daha çok imkân ve zamana ihtiyaç duyuyorsunuz ve hem de ulaşıp elinden tutabildiğiniz insan sayısı toplumun bilmem kaçta kaçı. Bu sebeple şimdiye kadar burada bir avuç insanın vesile olduğu insanlık adına yapılan bu hizmetleri göz yaşlarıyla karşılayıp gönül dolusu teşekkür ve minnetle yad etseniz de daha yapılması gerekenleri görünce hüzünlenmemek ve beklenti içerisine girmemek de mümkün değil. Mesela Dakar, Batı Afrika'nın en büyük limanına sahip. Atlas Okyanusu'na açılan bu liman şehrinden dünyanın dört bir tarafıyla ticaret bağlantısı kurabilir, ciddi manada kâr elde edebilirsiniz. Böylece hem kendi ülkenizin zenginleşmesine, onun küresel bir aktör olarak kendi mevcudiyetini hissettirmesine vesile olabilir hem de buradaki insanları aldatmadan, haklarını çiğnemeden, başkalarının yaptığı gibi yeni istismar şekilleriyle onları sömürmeden, doğru-dürüst ticaret yapmak suretiyle buradaki insanların zenginleşmesine vesile olabilirsiniz. Ama bakıyorsunuz yabancı birçok tüccar ve iş adamı bulunmakla birlikte, Türk işadamı ve müteşebbislerin sayısı iki elin parmaklarını geçmiyor. Niçin? Elbette ki bunun birçok saiki var. Ama insan şu soruyu kendi kendine sormadan edemiyor: "Acaba bu fedakâr öğretmen ve eğitimcilerimizde olduğu gibi iş adamları ve müteşebbislerimizin ruhunda hicret şuuru o ölçüde tutuşturulamadı mı, varlıklı insanların aklında-kalbinde bu mefkûre o kıvamda mayalanamadı mı ve bu meselenin ehemmiyeti kamet-i kıymetince anlatılamadı mı?" Çünkü arkadaşları dinleyince öyle anlaşılıyor ki, bizim insanımızda da o coğrafyaya karşı bazı önyargılar oluşmuş/oluşturulmuş ve bu önyargılar hicret ruhu ve şuuruyla rahatlıkla aşılabilecekken bazen gidip o engellere takılabiliyoruz. Mesela uçaktan inip Senegal topraklarına adım atar atmaz, fizikî ve zahirî şartlar açısından ilk intiba "burada nasıl yaşanır" şeklinde oluyor. Hâlbuki Türk eğitim kurumlarının, Türk kültür lokallerinin bulunduğu yerlerde bakıyorsunuz hemen tabii bir vaha, bir havza meydana gelmiş. O coğrafyanın dilini, kendi has şartlarını, kültürünü bilen ve hemen her sahada rehberlikte bulunabilecek bir birikim oluşmuş. Kısa zamanda o ülkede sizi seven, temiz, nezih bir çevre ile tanıştırılıyor ve böylece maddi-manevi huzur ve emniyet soluklayabileceğiniz bir atmosfer, bir sera içine alınıyorsunuz. Bu arada bir taraftan kendi kültür ve geleneklerinizi yaşıyor, diğer taraftan da mevcut şartlara intibak edebiliyorsunuz. Ama bütün bunları görebilmek için bir müddet kendi his, heves ve arzularınıza rağmen yaşamanız ve bu uğurda dişinizi sıkıp sabretmeniz gerekiyor. Elbetti ki, bu ifadelerle yurt dışının kendine has zorluklarını, meşakkatlerini küçümsemek, hafife almak, basit göstermek gibi bir kastım yok. Ama bilhassa Türk eğitim yuvalarının bulunduğu beldeleri nazar-ı itibare alınca, yurt dışında yatırım yapmanın, ticarî teşebbüslerde bulunmanın teklif-i malayutak ölçüsünde, insanın takatini aşkın, altında kalkamayacağı bir durum olarak görmek, bu sebeple korkup uzak durmak da kanaatimce ciddi bir yanlışlık. Hâlbuki sağlam bir irade ve kati bir kararlılıkla yatırım yapma azminde bulununca, zannediyorum nice işadamı ve müteşebbisimiz hem kendi kazanacak, hem ülkemizin zenginleşmesine vesile olacak, hem de oradaki insanların yüzünü güldürecek, çok faydalı hizmetlerde bulunmuş olacaktır. Senegal'deki ümit ve hüzün alaşımlı beklenti duygusu, tabii ki sadece ticarî hayatla sınırlı değil. Mesela insanın en çok hayıflandığı/hayıflanabileceği bir husus da kendimize ait bir hastanenin, doktor ve hemşire kadrosunun henüz burada mevcut olmaması. Hâlbuki ekonomik açıdan ciddi manada bir yük, bir masraf oluşturmayacak şekilde gönüllü sağlık ekipler vasıtasıyla burada sağlık sahasında çok güzel hizmetler verebilir, az bir emek ve gayretle insanların gönlüne taht kurabilirsiniz. Bu türlü bir yatırım Türkiye'nin, küreselleşen, küçülen bir dünyada kendisine tabiî müttefikler kazandırıp elini güçlendireceği gibi, bir mümin, kalp taşıyan bir insan olarak vicdanımıza karşı sorumluluk duygumuzu yerine getirme adına da önemli bir adım olacaktır. Zira insan, pratisyen hekimlik seviyesinde dahi olsa basit bir müdahalenin, tek bir aşının, bir tek kutu ilacın bir çocuk için ne manaya geldiğini buralara gelince çok daha iyi anlıyor. Dediğimiz gibi bu topraklar sizde hem ümit duygularınızı şahlandırıyor, hem hüznünüze hüzün katıyor, hem de beklenti duygularınızı tahrik edip tetikliyor. Bu sebeple üç günlük seyahatin arkada kalan, ruhta iz bırakan duygularını pratik bir faydaya dönüşür ümidiyle sizlerle paylaşmak istedim. Rabbimden ümit eder, diler ve dilenirim her ne kadar eksik ve kusurlu olsa da bu karalamalara böyle bir fonksiyon eda ettirsin! |
|
| Son Güncelleme ( 11.04.2007 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|



Geçen haftaki üç günlük Senegal ziyaretinde bir his karışımı, bir his yumağı halinde ruhumu saran, kalbimin derinliklerinde kendini hissettiren, gönül dünyamda "gel-git"ler yaşatan ve iniş-çıkışlar meydana getiren üç hâkim duygu vardı. Ümit, hüzün ve beklenti.



