| Geçmişe Hayalen, Geleceğe İmanla.. |
|
|
| Rasim Haner, fgulen.com | |
| 14.05.2007 | |
|
Esasen geçmişe sığınmak da geleceğe kanatlanmak da güzeldir. Fakat geçmişe dalmak kolaydır. Çünkü yaşanmış, olmuş bitmiş hadiselerin detayları içinde seyahate çıkılır, eski mekânlarda aram edilir ve zihinde tatlı bir gezinti yapılır. Zihnin yorulmasına gerek yoktur, zira her şey anlatıldığı şekliyle bilinir ve müdahale edip yeni bir şey katmaya gerek yoktur. Zaten müdahale edilemez de, çünkü her şey yaşanmış bitmiştir. Geçmişe gittiğimizde, olumsuz hadiseleri hatırlama yerine olumlu hatıraları yâd ederiz. Bu da, geçmişe yapılan seyahatin kolaylığının diğer bir sebebidir. Geleceği düşünmek ise, bir zihin çalışması gerektirir. Hayaller zorlanır. İman ve ümidin coşması, azmin kamçılanması gerekir. Bu ise ayrı bir cehd ve gayret ister. Vakıa, insanda iman varsa ümid de vardır. Ümid varsa azim olacaktır. Azim, ümid ve iman birleşti mi, ardından kararlılık gelecektir. Ve bu dört kelime, Hocaefendi'nin eserlerinde, özellikle de Çağ ve Nesil serisinin makalelerinde çokça üzerinde durulan hayati hususlardandır. Hocaefendi, sözlerinden hatırlayabildiğim kadarıyla bir yerde şöyle diyordu: "Ben geçmişe hayalen giderim, geleceğe iman, ümit ve azimle bakarım." Böyle dedikten sonra, geçmişe sığınmanın bir kolaycılık ve halden kaçma, geleceğe bakmanın ise biraz zor olsa da daha kârlı olacağını ifade ediyordu. Evet, kendi hayatları, bu meselenin açık misalleriyle doludur. Hayatını, pek çok güzelliklerin yanında, takiplere, karalamalara, iftiralara, hücumlara maruz kalarak geçiren Hocaefendi'nin elbette halden sıkıldığı çok olmuştur. Vakıa o, duygusu- düşüncesi uğrunda sıkıntılarla mücedele etmeyi, mücadele edip hayatının ve iradesinin hakkını vermeyi hedeflemiş birisidir. Böyle olmakla beraber, bir insan olarak "hal"den bunaldığı da çok olmuş ve bu durumlarda hep geleceğe gitmeyi tercih etmiştir. Yaşanan buhranların bir bir silinip gideceğini ümid etmiş, Hakk'ın vaad ettiği günleri soluklamış, etrafındakilere de hep ümit olmuştur. Hocaefendi belki bugünlerde de çok sıkılıyordur. Belki inziva hayatını dahi düşünüyordur. Cevabı defalarca verilmiş olmasına rağmen hakkında ortaya atılan asılsız iddialar karşısında belki dünyadan da çok bunalmıştır. "Ne zaman vuslat" diyordur belki de!. Ancak bütün bunlarla beraber, dünyada kalıp hizmet etmeyi, insanlığa hizmet adına geleceğe dair planlar yapmayı, istikbalin detaylı koridorlarında dolaşmayı tercih ediyordur. Bugün içinde bulunduğumuz sürece ait bazı gelişmeleri, kendisinin tahta kulübeciğinde düşündüğünü söylemişti. Arada belki de kırk yıl vardı. Kırk yıl öncesinin şahsi, ictimai, milli, ve ekonomik hayat şartlarında bugüne ait parlak bir gelişmeyi düşünebilmesi, ilk başta vehbî bir kısım kabiliyet ve özelliklere verilecek olsa da daha ziyade ciddi bir imanın, geleceğe ait ümitli bir dertlenmenin, azmini kamçılayıp iradi olarak planlar yapmanın ve kararlı bir duruşla meselenin üzerine gitmenin neticesidir. Daha doğrusu; kendisine verilmiş özellikleri bir kredi gibi, iman, ümit, azim ve kararlılık içerisinde kullanmasının neticesi. Evet, bugün, dünden planlanmış ve beklenmişse, yarın için yapılacak şey de aynıdır. Yoğun ve sıkıcı gündemlerin yaşandığı şu günlerde, bizim yapacağımız şey de çok farklı olmasa gerek. Evet, yapılacak şey, geleceğin güzel günlerini imanla ümid etmek ve üzerimize düşen vazifeleri büyük bir azim ve kararlılıkla yerine getirmektir. Allah, yâr ve yardımcımız olsun. |
|
| Son Güncelleme ( 14.05.2007 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|



Hocaefendi, yazı ve sohbetlerinde bazen, "hâl"in sıkıcılığından bahseder. Günlük yaşanan hadiselerin insanı sıkabileceğini, bu sıkıntılardan kurtulmak için insanın ya geçmişe ya da geleceğe sığınacağını ama daha çok da geçmişe gitmenin tercih edildiğini ifade eder.




