| Allah'ı (cc) Her Yerde Anabilirsiniz |
|
|
| Süleyman Sargın, Zaman Ailem | |
| 18.05.2007 | |
|
Aslında zikir daha şümullü düşünülmelidir; yani anma, unutan bir insanın hatırlaması olarak değil de hatırlamanın sürekli olması, her fırsatta O'nu bir kere daha yâdetme ve bunun insan tabiatının bir yanı haline gelmesi şeklinde anlaşılmalıdır. Bu sebeple zikir Allah'ı anmaktan ziyade Allah'ı unutmamanın adıdır. Zikir, hem dil, hem kalb, hem beden, hem de vicdanla yerine getirilen bir vazife ve bir kulluk borcudur. Cenâb-ı Hakk'ı o güzel isimleriyle, kudsî sıfatlarıyla yâd etmek, O'na hamd ü senâda bulunmak ve tesbîhlerle gürlemek, yerinde Kitab'ı okumak, yerinde de aczini, fakrını duâ lisânıyla ilân etmek... dil ile yapılan birer zikirdir. Allah'ın varlığına dair deliller üzerine düşünmek, değişik yollarla varlığın perde arkası sırlarını araştırmak; varlık kitabında sürekli parlayıp duran ve her an bize ayrı ayrı şeyler fısıldayan ilâhî isim ve sıfatları düşünmek ve basiret yoluyla uhrevî güzellikleri temâşâ etmek de bir kalbî zikirdir. İlâhî emir ve yasakları, kulluk adına yapılan teklifleri vicdanında hissederek, iştiyakla emirlerin yerine getirilmesi için koşmak ve derin bir mes'ûliyet şuuruyla yasaklardan kaçınmak da bedenî zikirdir. Zikrin belli bir yeri ve zamanı var mıdır? Zikir için herhangi bir hususi mahal yoktur. Kur'an-ı Kerim "Onlar kah ayakta, kah oturarak, kah yatarak Allah'ı zikrederler" (Al-i İmran, 3/ 190) dediğine göre, demek ki insan ayakta, rüku'da, otururken ya da yatarken de Allah'ı zikredebilir. Nitekim yatağa girdiğimiz veya uyumaya hazırlandığımız zaman, hadis-i şeriflerden anlaşıldığına göre, elimizi başımızın altına koyup, sağ tarafımız üzerine uzandıktan sonra dua okuyarak yatarken de O'nu zikretmiş oluyoruz. O an başka şeyler söylememize de hiçbir mani yoktur. Mesela, Peygamber Efendimiz'in, Hazreti Fatıma ve Hazreti Ali'ye tavsiye buyurduğu gibi 33 kere "Sübhanallah", 33 kere "Elhamdulillah", 34 kere "Allahu Ekber" dememiz de mümkündür ve bu da bir zikirdir. Bundan dolayı, Allah'ın azameti, ululuğu ve üzerimizdeki hakları açısından zikrin zeminini Kitab'ın ve Sünnet'in genişlettiği ölçüde geniş tutmak lazımdır. En faziletli zikir hangisidir? Değişik maniler ve engeller karşısında zorlandığımız ama her şeye rağmen hakkıyla yerine getirdiğimiz zikir, düz zikir diyebileceğimiz normal şartlar altında yapılanlarla mukayese edildiğinde on kat, belki yüz kat daha faziletlidir. Zikir atmosferini korumanın zor olduğu, insanın cismâniyet tarafından tehlike vadilerine çekildiği ortamlarda dimdik durup sürekli "Allah" diyebilmek, dil, beden ve kalble hep O'nu anmak çok daha önemlidir ve insana daha çok sevap kazandırır. Laubâliliğe, faydasız meşgalelere ve mâlâyânî şeylere açık yerleri bile Cenâb-ı Hakk'ı zikirle ve mahlukâtı tefekkürle süsleme, zikir ve fikirle oraları da nurlandırma pek faziletlidir. Mesela, herkes hacca gidemez, Arafat'a çıkamaz, Müzdelife bilemez, Mina göremez... fakat, herkes için objektif olan bir şey vardır; o da, insanın cismâniyet ve nefsi itibarıyla olumsuzluğa çekildiği bir yerde iradesinin hakkını verip amel-i salihe yönelmesi.. karanlık zeminleri, sisli atmosferleri ciddi ve samimi tavrıyla nurlandırması.. işte bu, bir yönüyle her yeri o insan için Arafat haline getirir; her yeri Kâbe'nin metâfına çevirir. Peygamber Efendimiz, tehlike anında hudutta nöbet tutan bir insanın bir saatlik nöbetinin bir sene ibadet hükmüne geçtiğini beyan buyurmuyor mu? Bir dakika şehitlik meşekkati çeken bir insan birdenbire en büyük velilerden biri olmuyor mu? Bir Arap atasözünde dendiği gibi "Maddî-manevî her türlü muvaffakiyet, maddî-manevî bir kısım mahrumiyetlerin arkasında gizlenmiştir." İşte Allah'a hakkıyla kul olmaya azmetmiş bir insan ne kadar mahrumiyete katlanır, ne kadar kendini sıkar ve ne kadar zorlanırsa, semere ve mükâfatı da o ölçüde kıymetli olur. HER YERDE OLMALI Zikir alanını olabildiğince geniş tutmak da önemlidir. Yolda yürüme, spor yapma ve araba kullanma gibi günlük işlerimizi de dâhil ederek mütemâdiyen Allah'ı zikretmek de mümkündür. Mesela; her gün bir saat araba kullanıyorsak ya da yarım saat-kırk dakika yürüyorsak; o yarım saat ya da kırk dakikalık zamanda bir günlük hizbimizi, belki yarısını belki de bütününü okuyabiliriz. Teybimizi açar, ya Kur'an dinler ya da bir ilahîye kulak verir ve onun içinden kendinize göre bir yol bulup O'na yürüyebiliriz.. kalbimizi işletip, ruhumuzu söyletebilir, nefsimizin burnunu kırıp şeytana ağzının payını verebiliriz. Yolculukta yanımızda bir yol arkadaşımız varsa, onun hâlini-hatırını da sorabiliriz; ama, bir müddet sonra bir şeyler okumaya başlayarak hüsn-ü misal teşkil etmek de görevlerimiz arasındadır. Böyle bir davranışı ille de yol emniyeti mülahazasına bağlamak da doğru değildir; zira, öyle bir düşüncede de nefsanîlik vardır. EN DOKUNAKLI SES Müslüman'ın önemli görevlerinden bir tanesi de, kendisiyle beraber olan insanlara her konuda güzel örnek olması ve onlara yapmaları gerekli olan şeyi telkin etmesidir. En dokunaklı ses her insanın kendi sesidir. Başınızı yere koyup "Rabbim" diye inleyen bir kul, kalbinden yükselen o nağmelerin denizler gibi buharlaşıp çiğ noktasına ulaştığını ve oradan dönüp yeniden teveccühler halinde kalbine aktığını hissedecektir. İşte öyle bir an ve o türlü bir mekanda evrad u ezkar mutlaka sesli okunmalıdır. Zikir açıktan ve sesli okununca başkaları da istifade ederler, hatta gafletten uyanıp belki de taklit etmek ve kendileri de aynısını yapmak isterler. İşte, arabanın içinde veya bir yolda yürürken yanımıza aldığımız bir insana bu mevzuda öncülük yapmak, onu da aynı hayırlı amele teşvik etmek ve alıştırmak demektir. Ayrıca, üzerine basıp çiğnediğimiz otların, dokunup geçtiğimiz yaprakların ve gölgesinde yürüdüğümüz ağaçların da bizim zikrimizle harekete geçmeleri de mümkündür. Kulların her fırsatta O'nu anmaları onların vafizesi, Allah'ın da hakkıdır. Bununla beraber, biz zikr u fikr ile yola çıkarsak, Allah bizi kesinlikle yolda bırakmaz, muhtemel kaza ve belaları def' eder. Emniyetle gider, emniyetle döneriz. Fakat zikir ve sair ibadetleri buna bağlayarak yapmamak lazım. O netice, Cenâb-ı Hakk'ın lütfunun bir çeşit tecellisi olarak amelimize terettüp etse de biz amelimizde öyle bir fayda gözetmemeliyiz. BEDİÜZZAMAN VE ZİKİR Bediüzzaman Hazretleri, onca mücadelesi ve meşgalesine rağmen evrâd u ezkâr mevzuunda hiç mi hiç kusur etmemişti. Üç cilt olan Mecmuatü'l-Ahzab'ı on beş günde bir hatmediyordu. Kitabının kenarlarına notlar düşmüş, "Ben bu duayı böyle anlıyorum, şunu da şöyle anlıyorum.." kayıtları koymuştu. Üstad Hazretleri, zikre hiç doyamamış; her fırsatı Allah'ı anma adına çok iyi değerlendirmiş. Zikri, eserlerinin içine, başka mevzuların arasına adeta içirmiş. Komşuları onu anlatırlarken "Şu çınar ağacının üzerinde sabahlara kadar arı gibi vızıldardı." diyorlar. Üstad, bir taraftan, sabahlara kadar bülbüller gibi sevda besteleri dinletmiş dört bir yana. Diğer taraftan da, ömür boyu hep koşmuş durmuş ve Efendimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) bu asırdaki bir izdüşümü gibi davranmıştır. Fethullah Gülen Hocaefendi diyor ki: Allah Resulü'nün dua atmosferli dünyasına girersek "Efendimiz bütün ömrünü adeta duaya vermiş, duadan başka hiçbir şey söylememiş." deriz. O diğer üstünlüklerinin ötesinde bir dua insanıdır. Peygamber mesleğinin arkadan gelen şehsüvarları da bu hususta ona benzemişlerdir, bundan sonrakiler de mutlaka Dua İnsanı'na benzemek zorundadır. Öyleyse, duaya karşı gevşek davrananlar, tembel ve kendini miskinliğe salmış kimselerdir. Öylelerinin başkalarına müessir olması da düşünülemez. Müessiriyet Allah'la irtibatın sıkı ve sıcak olması ölçüsünde müyesser olur. Duasızlar ve Cenâb-ı Hak'la ciddi bir irtibatı olmayanlar, çok şey yaparlar; fakat yaptıkları şeylerin bereketi olmaz. İşe bereket katacak yegâne iksir, Allah'la münasebetin sıcaklığı ve derinliğidir. Her an O'nu anma.. ömrün her karesini O'na ait hatıra ve O'na yükselen yakarışlarla doldurma çok önemlidir. İşte öyle arzu ediyorum ki, mü'minler arasında yeniden bir zikr ü fikir mülahazası canlansın, gelişsin.. bu devirde i'lâ-yı kelimetullah vazifesinin bütün vazifelerden önde olduğu; ama bu vazifenin, Allah'ı sürekli anmadan, O'na sığınmadan ve her gün bir kere daha evrâd u ezkârla dolmadan yapılamayacağı bilinsin.. gönüllerimizde bir kere daha zikir heyecanı uyansın.. ve sırlı bir yolculuktan sonra herkes "huzur-u kalb" ufkuna ulaşsın. |
|
| Son Güncelleme ( 18.05.2007 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|



Zikir yani Allah'ı (cc) anmak, kulluk yolculuğunda her Müslüman'ın mutlaka yanında bulundurması gereken bir azıktır. Hak dostları tarafından, Allah'ın ad ve unvanlarının teker teker veya birkaçının bir arada anılması ve tekrar edilmesi şeklinde anlaşılan zikir; anmak, hatırlamak, varlık âlemindeki hemen her nesneden Allah'a ait bir mesaj almak ve O'nu herkese ilan etmek demektir.