| Bahar Tadında Bir Kırım Gezisi |
|
|
| Hamdi İşcan, fgulen.com | |
| 23.05.2007 | |
|
Bilindiği gibi Karadeniz'in kuzeyinde tarihî bir yarımada üzerinde bulunan Kırım Ukrayna'ya bağlı özerk bir cumhuriyet. Tarihten Osmanlı Devleti ile Ukrayna'nın hep dost iki komşu ülke olarak münasebetlerini devam ettirdiklerini biliyoruz. Günümüze gelince görünen manzara bu kadîm tarihî dostluğun daha da ilerlediği, daha sağlam ve kalıcı bir hale dönüştüğü şeklindedir. Mesela bir THY yetkilisinin verdiği şu bilgi zannediyorum iki halk arasındaki münasebeti göstermesi adına dikkat çekici. "Şu an Ukrayna'nın beş ayrı noktasına seferimiz var, yakın zamanda ise bu rakamın yediye çıkartılması düşünülüyor." Ukrayna ile Türkiye arasındaki bu güzel münasebetin Kırım'da daha bir canlı, daha bir içtenlik ve sıcaklıkla kendisini hissettirdiğini söylemek zannediyorum yanlış olmaz. Bu tesbit yanlış olmayacağı gibi bu durumun beşerî/insanî hâlin tabiî bir neticesi olarak kabul edilmesi de yanlış olmasa gerek. Zira bir dönem aynı kültür ortamını paylaşan insanlar bugün, küreselleşmenin de bir sonucu olarak, mensup bulundukları devletlerin de ilişkilerinin iyi ve güzel olması dolayısıyla muhabbetlerini daha da bir ilerletmiş, dostluklarını daha da bir güçlendirmiş oldukları görülmektedir. Mesela tarihî/turistik yerleri görmek adına gittiğimiz Eski Kırım denilen bölgede, bir kahvaltı ortamı içinde "Ensar ruhu"nun günümüzdeki izdüşümü şeklinde ifade edebileceğim bir insanla tanıştım ki, gözlerinin içindeki Anadolu insanına olan o derin hürmet, muhabbet ve alakasını müşahade edip de etkilenmemek mümkün değildi. Zaten daha sonra arkadaşların o insan hakkındaki anlattıkları kalbî temayülümü tasdik edecek muhtevadaydı. Zira bu insan, eğitim gönüllülerinin oraya gittiği günden beri onlara hep kucak açmış, yanlarında koşturmuş, onlarla aynı dertleri paylaşmış, oralara gidip de ilk başta ev tutma imkanını bulamayan hicret kahramanlarını aylarca evinde misafir etmiş bir gönül insanıydı. Beni asıl etkileyen ise bu insanın 14-15 yıl boyunca aşk u şevkinden hiç bir şey kaybetmemiş olmasıydı. Çünkü oraya henüz bu sene başı itibarıyla göç etmiş yeni evli bir çift kalabilecekleri yer tamir durumunda olduğundan dolayı tam dört ay boyunca bu fedakar insanın evinde misafir olmuştu. Yazımıza "umumi diriliş" ve "bahar" temasıyla başlamıştık. Elbetteki maksadımız sadece maddî, görünür âlemdeki bir diriliş ve bahar değildi. Yaşadıklarımız-hissettiklerimiz içiçe geçmiş bir diriliş sürecinin, bir bahar atmosferinin sonucuydu. Evet doğru, birçok meyvenin yetiştiği Kırım'da ağaçlar çiçek açmış, meyve müjdesi vermeye başlamış ve bunun bir sonucu olarak içimiz bahar coşkusuyla kıpır kıpır hale gelmişti; ama zannediyorum bizi asıl sevince garkeden, ruhumuza inşirah salan husus buraya bir dönem ekilen/dikilen ilim-irfan yuvalarının da gün gelip çiçek açması, meyveye durmaya başlamasıydı. Bu durumu en güzel şekilde Bahçesaray'daki Türk müteşebbislerinin açtığı okulu ziyarete giderken ve ziyaret esnasında hissettim. Çünkü bizi o okula götürecek iki öğretmen de o okuldan mezun olmuş kişilerdi. Liseyi Türk kolejinde okumuş, üniversiteyi Türkiye'de bitirmiş ve şimdi gelip birisi bir kolejde öğretmenlik, diğeri de mezun olduğu okulda idarecilik yapmaya başlamışlardı. Her ikisi de bir taraftan öğretmenlik yapıyor, diğer taraftan lisanüstü eğitimlerine devam etmeye çalışıyorlardı. Okula gittiğimizde de o yörenin halkından olan güleç yüzlü müdür bey, eski öğrencisini görür görmez gözleri uzaklara daldı gitti, sonra kalkıp dolaptan eski bir klasör çıkardı, yanımıza geldi ve bizi getiren o öğretmen arkadaşın lise başlarındaki fotoğrafını gösterdi. Evet zaman akıp gitmişti. Daha dün binbir mahrumiyet, sıkıntı ve zorlukla okutulmaya çalışılan bu öğrenciler bugün öğretmen olarak müdürünün karşısındaydı. Tabiî ki meyveler sadece eğitim camiasında ortaya çıkmıyordu. Ertesi gün bir akşam yemeğinde beraber olduğumuz orta genç yaştaki insanlar o bölgenin ulusal ve uluslar arası prestijli şirketlerinde vazifeye başlamışlardı. İnsanın bu tabloyu görüp de heyecan debisinin artmaması, aşk u şevk hislerinin köpürmemesi ve geleceğe güçlü bir umutla bakmaması düşünülemezdi. Elbette ki o anki hissettiklerimi şu an satırlara dökebilmiş değilim. Zannediyorum insanın gönlünü coşturacak, içine inşirah salacak bu tabloyu gerçek manada duyup hissedebilmek için, içiçe baharların yaşandığı şu latîf günlerde böyle güzel beldeleri, böyle güzel beldelerdeki güzel insanları bizzat ziyaret etmek gerekiyor. Son söz olarak şunu söyleyebiliriz: Önden giden atlılara, o atlılara sahip çıkan koçyiğitlere ve dahi ülfete-ünsiyete takılıp kalmadan o ilk günkü aşk u şevk ve heyecanını koruyarak dur-durak bilmeden koşturup duran bütün ışık süvarilerine binler selam! |
|
| Son Güncelleme ( 23.05.2007 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|



Umumi manada dirilişin yaşandığı şu bahar günleri içinde, tabiat dokusunun bozulmadığı ve halk arasında "Yeşilada" diye isimlendirilecek ölçüde yeşilin kendisini hissettirdiği bir güzel beldeye yapılan seyahat, insan dimağında hakikaten bahar tadı bırakıp öyle ayrılıyor.



