Geçmiş Derken.. Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 8
Kötüİyi 
Rasim Haner, fgulen.com   
28.05.2007

Rasim HanerBugün, geçmişin üzerinde kurulduğu gibi, gelecek de bugünün üzerine inşa edilecektir. Bu açıdan bakıldığında, bugünkü olumlu ya da olumsuz hallerine, çalışmalarındaki performanslarına bakarak insanlar şahsî ve ictimaî geleceklerini tahmin ve hayal edebilirler.

Gelecek düşüncesi, itikadî açıdan tehlike oluşturduğu düşünülerek her ne kadar mülahazaya alınmasa da, insan olmanın gereği ve itikaden mahzur teşkil etmeyecek yönlerinin de olması yönüyle her zaman canlı tutulması gereken bir husustur. Evet, yapılan hizmetlerin neticesini görme beklentisi, itikadî açıdan bir mahzur oluşturur ve ücret yeme manasına gelir. Ancak, geleceğe dair hayaller olmadan da bugün istikrarlı bir adım atmak zordur. Öyleyse olması gereken herhalde şudur: Bugün iman ve ümitle adımı atmak, o adımın neticesini bütün zamanların Sahibi'ne bırakmak.

Konumuz esas bu mesele değildi. Geçmişe gidecek ve geçmiş vurgusu yapacaktık. Geçmişin geleceği olan şu yaşadığımız zaman dilimi, her yönüyle geçmişin bir devamı ve sürgünü olduğundan dolayı gelecek mevzuuna da bir atf-ı nazarda bulunmuş olduk.

Geçmiş, köktür demiştik. Meyve dala, dal gövdeye, gövde de köke bağlıdır. Meyve almak isteyen köke yatırım yapacaktır. Köke itina, köke itimat, kökü ıslah, meyveye sanki dolaylı yollardan tesirini gösterecektir. Gövdede bir kusur yoksa, bu çalışmalar meyvede belki de aynen veya doğrudan tezahür edecektir. Tıpkı bir ağaç gibi, insan ve toplum da bütün şubeleriyle geçmişin bir tezahürüdür. Olumlu ya da olumsuz başa gelenler, geçmişin neticesidir.

Geçmiş deyince aslında sadece kökü nazara almak, kökte bulunanın meyveye nasıl yansıyacağını bilememe neticesini doğurur. Dolayısıyla da kökün üzerindeki gövdeyi de mutlaka değerlendirmek gerekir. İşte bizim, geçen hafta biraz temas ettiğimiz mesele, kökün üzerinde sürgün veren bu gövdeyle alakalıydı.

Gerek, Allah'a, ahirete iman gibi inanılması gereken temel meseleler, gerekse bu ana unsurları hazmetmiş, yaşayarak hayatına mal etmiş ilk nesil (Sahabe nesli), bizim için bir kök ve kaynak mesabesindedir. Bu kaynakların sağlamlığı müsellemdir. Hem bizatihî (veya her şeyiyle varıp Allah'a dayanmasıyla) müsellemdirler, hem de inanılması ve itimat edilmesi durumunda pratikte faydalarının ortaya çıkmasıyla sağlamlıkları tecrübe edilmiştir. ("Fayda" kelimesi burada biraz garip kaçabilir, ama itikadımızı kuvvetlendirme adına başvurduğumuz usullerden biri de imanî mevzuların pratikteki görünüşleri ve faydalarıdır. Dolayısıyla kısacık da olsa bir göz kırpması ölçüsünde bu meseleye temas etmiş olduk.) Bizatihi güzel, bizatihî sağlam, zatında güvenilir olan böyle bir kaynağın alınıp kullanılması, ilk birinci asırdan sonra gövde mesabesindeki ikinci ve üçüncü asra aittir. Sahabe neslinin yeri apayrıdır ve o kutlu nesil, Kur'an ve Sünnet'te takdir ve tebcil edilmiştir. Bu yönüyle de o asrı ayrıca ele almak gerekir.

Sahabe neslinin takipçisi olan tabiîn ve tebe-i tâbiîn dönemi ise bizim için her yönüyle ele alınması gereken bir zaman dilimidir. Esasen, sahabe neslini yorumlayan da bu iki nesildir. Hoca-talebe, baba-oğul, halef-selef münasebetleri çerçevesinde bu üç nesil birbiriyle çok iyi yoğrulmuş, ilmî, iktisadî, ictimâi, şer'î, idarî v.s. alanlarda muazzam bir beyin sancısı yaşanmıştır. Her şeyleriyle Allah'ın rızasını kazanmaya, O'nun kelamını ve Allah Resulü'nün sünnetini anlamaya ve yorumlamaya yoğunlaşmış bu mübarek nesiller, yoğunlaşmanın da tesiriyle ilham yağmuruna tutulmuş ve akıl, fikir, his, şuur, irade ve kalplerini bütünüyle bu yolda sarf etmişlerdir. Aklın sınırlarını zorlayan bir gayretle "kendini verme"nin yaşandığı bu dönem, bizim için en bereketli bir dönem olmuştur. Buradan hareketle demiştik ki, zamanımızda yapılacak yeni yorumlarda fikrî, amelî gayretin yanında ilhamın da eşlik etmesi zaruri görünmektedir. Bu da başka türlü değil, - Allah'ın izniyle - sebepler dairesinde, dini hassasiyetle yaşamayla ve çalışmalara yoğunlaşmayla erişilecek bir mazhariyettir.

Bu mazhariyeti doruk noktada yaşayan ilk üç nesil, aslında farkında olmadan gelecek zamanların, kıyamete kadar yaşayacak nesillerin de tohumunu atmış, rotasını çizmiş oluyordu. Çizmiş oluyordu ama onların gayesi bu değildi. Dediğimiz gibi, bütün gayeleri Allah'ın rızasını aramak, O'nun kelamından esas maksadını anlamaktı. Bu yüzden Bediüzzaman Hazretleri'nin 27. Söz'de belirttiği gibi, "selefin içtihadât-ı sâfiyâne ve hâlisânesiyle, bütün zamanların hâcâtına dar gelmeyen efkârları" önemlidir. Yani, "selef-i salihîn" dediğimiz o mübarek dönemin büyükleri, kendilerini tamamen dini yaşamaya ve yorumlamaya vererek öyle aşkın fikirlere ve yorumlara ulaşmışlardır ki, bu yorumlar ve ictihadlar bugünü dahi kapsayacak enginliktedir. Ancak, şu kadar var ki, o zamanki yorumların da adaptasyon manasında yeni bir yorumunun gerekliliği söz konusudur ki, belki de bugünkü büyüklerin ihmal edilmiş dediği kısım burasıdır. Bu büyüklere göre, ilk üç asrın yorumlarının gelecek asırlara içirilmesi ve hazmettirilmesi meselesi, ilk beş asırdan sonra ihmale uğramış bulunuyor.

Hele, geçtiğimiz üç asır, maddî manada da zayıflama dönemi olması itibariyle, ilmî gelişmelerin tamamen durma noktasına geldiği/getirildiği bir süreçtir. İşte bu yüzden, bugünün sırtında öyle bir hamûle vardır ki, aksiyon açısından olduğu gibi, ilmen ve kalben de ciddî bir yoğunlaşmaya ihtiyaç hissettirmektedir.

Allah, iradelere fer, gönüller derman, kalplere kuvvet, sinelere ilham, dimağlara velûdiyet bahşetsin.

Yorumlar
Yeni Ekle RSS
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.

3.20 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 
< Önceki   Sonraki >
Foreign Policy'de Gülen Röportajı

Multimedya

Fethullah Gülen Belgeseli-1: Ümit Yolcusu

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-2: Sevgi Okulları

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-3: Hoşgörü ve Diyalog

Seyredin

İmanda Derinlik

Seyredin

Yıkık Yuvalar ve Ebedî Yetim Çocuklar

Dinleyin

Müzmin Müfteriler ve Müslümanca Mukabele

Dinleyin

Erzurum Vaazı - 19980

İndirin

Altın Nesil Konferansı - 1977

İndirin

İyi bir san’at eseri, onu meydana getiren unsurların mükemmeliyetiyle, unsurların mükemmeliyeti de onları teşkil eden cüz’ifertlerin mükemmeliyetiyle yakından alâkalıdır. Özün sağlam olmadığı bir yerde temiz bir duygu, temiz bir duygunun bulunmadığı bir yerde de hep canlı kalabilecek “kor” gibi eserlerin ve alevden ifadelerin meydana getirilmesi imkânsızdır.
Advertisement
Fethullah Gülen Web Siteleri