Sinsi Düşmanlarımızdandır Dünyevîleşmek Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 11
Kötüİyi 
Rasim Haner, fgulen.com   
09.07.2007

Rasim HanerDünyevileşme adına söylenecek sözler çok olsa da biz Fethullah Gülen Hocaefendi'nin yazılarından bir derleme ile bu faslı bitirelim. Hocaefendi'ye zaman zaman ulaşan aile problemleri, İslam dünyasındaki boşanma oranlarının artışı, yakından veya uzaktan müşahede edilen dünyevileşme tabloları, kendilerini, yazılarında sık sık bu konuya temas etmeye zorlamış ve Sızıntı dergisinin Nisan 2005 sayısının başyazısını tamamen bu konuya ayırmasına vesile olmuştu. Başyazının adı Sefahet. "Zevk u safâ düşkünlüğü, hafif meşreplik ve bunaklık" diye tarif ettiği sefaheti, öz ifadelerle, halimizi yansıtır tarzda, efrâdını câmî, ağyârını mani bir şekilde izah etmiş.

Özellikle aile içerisinde yaşanan sefahetin diz boyu olduğu günümüzde, aile fertlerinin ve özellikle de karı-kocanın birbirlerine karşı tavrını irdeleyip eleştirirken aslında olması gereken hali de resmetmiş oluyor Hocaefendi. Mesela dünyevilerin ebedi hayat adına yürekler parçalayan halini anlattığı şu ifadelere bakalım: "...düşünmezler yuvayı, anne-baba olmayı, millete faziletli evlât yetiştirmeyi. Siz, kadına değerler üstü değerler atfeder, analığıyla Cennet'i onun ayaklarının altına indirirsiniz; hayat arkadaşı olarak onu ötelerde ebedî refîkayı hayat pâyesiyle sarsılmaz bir tahta oturtursunuz; kızınız görür, gözünüzden aziz bilirsiniz; "bacınız" der, üzerine tir tir titrersiniz.. Bu önemli hususların hiçbiri onların nazarında bir şey ifade etmez; onlar bu muallâ varlığı sadece hayvanî iştihalarına göre değerlendirirler."

Yazıda tenkit, tebliğ ve tashihin yanında yakalanması gereken seviye de beyan ediliyor. Evet, kadın için de erkek için de çocuk sahibi olmak, millete faziletli nesil yetiştirmek, hem fıtratın gereğidir hem de bir vazifedir. Anne-babanın bu vazifeyi müdrik olarak aile hayatına atılması ve yuvayı bir cennet köşesi haline getirmeleri bir hedeftir. Anne, cennet ayaklarının altına serilecek kadar aziz bir varlıktır. Baba, evde dağ mehabetinde saygı uyaran, bir liman gibi güven veren ve kucak açan sığınaktır. Hanım, ebedi arkadaştır, ona göre kendisine vefa gösterilmelidir. Çocuklar, evin neşesidir. Cennetin çocukları gibi evde şakır dururlar.

Bediüzzaman Hazretlerinin dediği gibi, annenin en büyük neşesi, eğlencesi, çocuğudur. Onunla meşgul olur, onu bir büyük insan olarak yetiştirmeye çalışır. Büyük derken de, paşa, kaymakam, vali demek istemiyoruz. Onlar da büyüktür ama esas büyüklük, dine, imana, millete hizmet etmeyi kendine gaye edinmiş faziletli insan olmaktadır. İşte böyle bir nesil yetiştirmek özellikle de annenin hedefi olmalıdır. Bütün annelerin böyle olduğunu düşünelim, sokakların, toplumun, devletin ve bütün insanların derdi bir anda bitecektir Allah'ın izniyle.. Fakat anne olacak kadınlar bugün çoğunluk itibariyle sefalete girdiği veya itildiği için onlardan böyle bir nesil beklemek ve bu nesille problemlerin beş on yılda biteceğini ümit etmek elbette mümkün görünmüyor.

Yazıda, bugünkü yuva görünümlü ızdırap ocaklarının resmi çiziliyor: "Dünyaya müteveccih ve geniş imkânlar içinde olmalarına rağmen, ne yuvada mutluluk, ne aile fertleri arasında sıcak bir münasebet ne de yarınlar adına bir saadet vaadi; bomboştur onların yürekleri, hisleri ve iğretidir o sûrî beraberlikleri. Birbirinden kopacak gibi dururlar yan yana durduklarında; birer düşman tavrı alırlar, ayrılıp hevâ ve heveslerine göre ayrı ayrı yollara girdiklerinde. Onca beraberliğe rağmen zerresi yoktur vefanın üzerlerinde ve endişe duymazlar arkada bıraktıkları yetimlerinden. Azıcık olsun bunun aksi söz konusu olsaydı bugün en zengin ve en medenî gibi görünen ülkelerde boşanan aile ve yıkılan yuva nispeti yüzde altmışlara hiç ulaşır mıydı?.."

Bütün bu bahsedilen olumsuzluklar, bizden ziyade batılı ülkelerde bulunsa da bizim içimizde de çoktan tehlike sinyalleri çalmaya başlamıştır. İşte Hocaefendi, makalenin orta kısımlarında sözü, bu sinyallerin sineleri delercesine çaldığı bizim dünyamıza getirerek şöyle diyor: "Bizim dünyamız da dahil, şayet insanlık bu konudaki yanlışlarını görüp hatalarını düzeltmezse, bu ölçüdeki bir izmihlâl ahlâkı daha uzun yıllar devam edeceğe benzer. Bugün İslâm ülkesi görünümündeki yerlerde bu tür bir ruh sefaleti çok geniş alanlı görünmese de, çaresine bakılmazsa, aynı sefâhet seylâplarının bu dağınık coğrafyayı işgal etmesi de kaçınılmazdır. Daha şimdiden bazı çevrelerde hayâ, iffet ve utanma hissi bilmem kime emanet.. haram-helâl mülâhazası modası geçmiş telâkkiler gibi.. dinî esaslar ve ahlâk, insanın elini-kolunu bağlayan birer zincir, fazilet de anlamsız bir lüks âdeta."

Bunlar genel bir tasvirden ibaret. Devamındaki paragrafta meselenin vehametini daha derinleştirerek anlatıyor: "Bu tür mülâhazalarla tamamen kendini salmış bu insanlar, yerinde en rezilâne davranışların bile müdafaasını yapabiliyor; fazilet-rezalet ayrımını, hayır-şer farklılığını bir telâkki ürünü gibi görüp gösteriyor ve ahlâkî hiçbir endişe taşımayabiliyorlar, taşımadıkları kadar orman komşuları. Bu tam bir fecâat ve fezâat ama, -maalesef- onlar bunu hissetme yeteneğine dahi sahip değiller. Heyecanla çarpan sineleri var ama şehvet duygusuyla; her anları ayrı bir his tufanıyla geçiyor ancak nefsanî zevkler hesabına. Öyle bir gaflet ve dalâlet içindeler ki, onların yanında Nuh kavmi, Ahkaf şaşkınları, Semûd sergerdanları, Sodom, Godom sefilleri, Pompei rezilleri çok hafif kalır. Ne ar, ne hayâ, ne iffet ne de evrensel insanî değerler, silinip gitmiş hepsi. Hakk'a karşı vefasızlar; saygıdan haberleri yok; işleri-güçleri yalan, hıyanet ve her davranışları apaçık riya.."

Bu olumsuzluklar sahnesini, bütün aktörleriyle açıklayan Hocaefendi, en son sözü iman ve irfana getirerek, yegâne çareyi söylüyor: "Evet, bugün insanlığın en önemli problemi imansızlık ve irfansızlık problemidir. Hayatın hemen her alanında olumsuz tesirleri görülen bu problem halledileceği âna kadar da insanoğlu kendini kahreden bu ruh sefaletinden ve her çeşidiyle sefâhetten sıyrılamayacak, kat'iyen kalıcı bir mutluluğa eremeyecek ve dağınıklıktan kurtulamayacaktır. Zira, "Bu hissizlikle cem'iyyet yaşar derlerse pek yanlış/ Bir millet göster, ölmüş mâneviyatıyla, sağ kalmış." (M.Akif)

Yorumlar
Yeni Ekle RSS
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.
davut   |2007-07-11 12:08:44
MUHTEREM HOCAM,
YAZMIS OLDUGUNUZ BU YAZININ EDEBIYAT LITERATURUNDE ISMINI BILMIYORUM.ANCAK OZELLIKLE BENIM GIBI HOCAEFENDININ YAZDIKLARINI BIR
CIRPIDA ANLAYAMAYANLAR ICIN ZANNEDIYORUM BU TURDEN YAPACAGINIZ CALISMA COK FAYDALI OLACAKTIR.SIZE TESEKKUR EDIYORUZ,
mustafa   |2007-07-11 07:46:34
hocam inanın çok güzel konulara değinmişşiniz Allah inşallah cümlemize dinini gereği gibi yaşayıp ona göre yaşamını geçirmeyi nasip
eylesin Allaha amanet olun saygılarımla.

3.20 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

Son Güncelleme ( 09.07.2007 )
 
< Önceki   Sonraki >
Foreign Policy'de Gülen Röportajı

Multimedya

Fethullah Gülen Belgeseli-1: Ümit Yolcusu

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-2: Sevgi Okulları

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-3: Hoşgörü ve Diyalog

Seyredin

İmanda Derinlik

Seyredin

Yıkık Yuvalar ve Ebedî Yetim Çocuklar

Dinleyin

Müzmin Müfteriler ve Müslümanca Mukabele

Dinleyin

Erzurum Vaazı - 19980

İndirin

Altın Nesil Konferansı - 1977

İndirin

İyi bir san’at eseri, onu meydana getiren unsurların mükemmeliyetiyle, unsurların mükemmeliyeti de onları teşkil eden cüz’ifertlerin mükemmeliyetiyle yakından alâkalıdır. Özün sağlam olmadığı bir yerde temiz bir duygu, temiz bir duygunun bulunmadığı bir yerde de hep canlı kalabilecek “kor” gibi eserlerin ve alevden ifadelerin meydana getirilmesi imkânsızdır.
Advertisement
Fethullah Gülen Web Siteleri