Ruhumuzun Heykelini Dikerken Üzerine Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 17
Kötüİyi 
Rasim Haner, fgulen.com   
16.07.2007

Rasim HanerRuhumuzun Heykelini Dikerken adlı eseri okurken, geçmişini iyi okuyup hazmetmiş, zamanının şartlarını kavramış, geleceği sağlam kriterlerle değerlendiren ve ileride gerçekleşeceğine inandığı büyük rönesansın sancısını çeken bir ruhun ızdıraplarını müşahede ederiz. Yaşadığı fikir çilesiyle, bir açıdan bin yıllık diğer açıdan da iki-üç bin yıllık bir tarihin hamulesini beyninde taşıyan bu yüce ruh, bugün yüz binlerin okuduğu bu eseriyle, geçmişin bütün varidatını, hazmedilmesi kolay bir süt gibi ruhlarımıza içirmekte, geleceğin fikir işçilerine ruhunun ilhamlarını boşaltma heyecanı yaşamaktadır.

Eserde de sürekli vurgulandığı gibi iki-üç asırlık bir yıkık-dökük dönemden sonra bugün dünya yeniden bir diriliş muştusuyla çalkalanmaktadır. Her şeyin yerinden oynadığı, değerlerin alt üst olduğu bu uzun zaman diliminden sonra şimdi sıra, her şeyi yerli yerine koymak ve insanlığa bir değerler mecmuası sunmadadır. Pek çok plan ve projenin yapıldığı ve defalarca insanlığın aldatıldığı asrımızda artık aldanmayan ve aldatmayan bir nesil yetişmektedir. Bu nesil şimdilerde, Allah'ın izni ve inayetiyle, dünyaya sunacağı yeni bir bahar sevinciyle hummalı çalışmalarla oturup kalkmaktadır. İşte bu hummalı çalışmanın dünyaya vaadettiği semere, sancısı şimdiden çekilen yeni bir rönesanstır. Manasıyla, muhtevasıyla, şivesi ve deseniyle tamamen fıtrî, sulhü esas alan, kafa kadar kalbe, onun kadar da ruh ve vicdan hürriyetine önem veren, hep insanın yanında, Hak karşısındaki konumunun farkında olanların omuzunda, insan, kainat ve Yaratıcı münasebeti üzerine kurulmuş bir rönesans.. kamil imanın, varlığa duyulan derin bir aşkın, akıl mantık ve şuur sacayağında oturan ilmin, hür düşüncenin, kolektif çalışmanın, riyazî bakışın ve terakkinin ruhu olan sanatın temellerini oluşturduğu bir rönesans.. Böylece eserde gelecekte en üst seviyede yaşanacak olan ve daha şimdilerde horozlarının öttüğü bu büyük değişimin temelleri verilmekle beraber aynı zamanda o değişime giden yolların da kilometre taşları belirlenmiş oluyor.

Ruhumuzun heykelini dikerken kitabı, geçmişi geleceği ve hali beraber nazara alan, özelde bizim dünyamızı genelde de bütün insanlığa hitab eden bir mahiyete sahiptir. Sık sık geçmişe atıfların yapıldığı bu güzide eserde, bir sarraf titizliği içerisinde tarihin sayfalarında ilham ve tecrübe avcılığı yapılarak, elde edilen birikimler bugüne taşınmakta, devrin şartları içerisinde yoğrularak geleceğe yapılacak yatırımların planları sunulmaktadır.

Evet, ebatı küçük fakat mana ve muhtevası mücelletler alacak, fikir çilesiyle yazılmış bu kitapta, bütün dünya için çekilen bir sancı vardır. Mükerrem bir varlık olan insanın değerinin tekrar ortaya konması ve onun Yaradanıyla irtibatının, vahyin getirdiği esaslar çerçevesinde bir kere daha sağlam zemine oturtulması gayreti söz konusudur. İlim ve bilimin yan yana oturduğu, akılla kalbin barışık bulunduğu, mantığın ruha heyecan kattığı, insanın hayat ve kainatla iç içe mütalaaya alındığı bir muhteşem dünyanın heyecanı mevcuttur. Kitaptan konuşacak olursak, bu kainat medeniyetinde; "Mevlânâ, Taftazânî ile yan yana gelecek, Yunus, Mahdum Kulu ile aynı seccade üzerinde oturacak, Fuzûlî, Akif'i kucaklayacak, Uluğ Bey, Ebû Hanife'ye selam çakacak, Hoca Dehhanî, İmam Gazali ile diz dize gelecek, Muhyiddin Ibn-i Arabî, Ibn-i Sina'ya gül atacak, Imam Rabbani, Bediüzzaman'ın bişaretiyle coşacaktır."

Geçmişe bu kadar gidilmesinin elbette bir sebebi vardır: zira gelecek geçmişte yatmaktadır ve bizler, millet olarak birkaç yüzyıldan beri tarihimizden ve manevi dinamiklerimizden koparılıp köksüz bir ağaç gibi bırakılmışızdır. Böyle bir ağacın yaşaması mümkün olmadığı gibi, geçmişine kapalı bir milletin de ayakta durmasına imkan yoktur. Evet, geçmişimiz, milli ve manevi değerleriyle bizim için bir sermaye, yaşanmış hadiseleriyle şuur altımızın gizli bir hazinesidir. Gerçek manada geleceğe açılmamız da bu hazinenin farkına varıp onu kullanarak gerçekleşecektir.

Yukarıda kısaca değindiğimiz bazı hususlar, aslında beklenen yeni dünyanın fikir işçisi ve aksiyonerlerinin sıfatlarıdır aynı zamanda.. Eserde bazen topluca verilmiş bazen de satır aralarına serpiştirilmiş, kutsilere ait bu sıfatları, akılda daha fazla kalıcı olması açısından, bir küçük liste halinde şöyle belirleyebiliriz:

  • Kamil iman: Önce Hakk'a sonra da O'ndan ötürü, kendisi hak yolları da meşru olan her meselenin gerçekleşeceğine inanmak.. Ancak böyle bir iman sayesinde büyük yükler omuzlanır. Marifetullahla bezenmiş, muhabbetle yoğrulmuş, ruhani zevklerle hazza ermiş bir imanın ve böyle bir imana sahip olan insanın önünde duracak hiçbir engel yoktur ve bu insan tek başına kainata ve hadiselere meydan okuyabilir.  Eserde bu meseleye özel bir vurgu yapılmaktadır.
  • İmandan ötürü insanlara ve bütün varlığa duyulan derin bir aşk. Buna hakikat aşkı da diyebiliriz. Yani varlığın perde arkasını merak etme, insanın sırrını anlamaya çalışma, Yaradan'dan ötürü ilgi duyulan mevcudatın esrar perdesini aralama.. Bu sıfatla, herhalde kucaklanmayacak insan, el uzatılmayacak bir varlık kalmayacaktır. Hizmet gönüllüleri için diriltici bir iksir olarak, Kur'an ve Sünnet kaynaklı aşk meselesi de böylece dikkatlerimize arz edilmektedir.
  • Gelecekte insanlığın bütün kuvvetiyle kendisine yöneleceği ilim. Kökü Kur'an ve Sünnete dayanan, gövdesi asırların tecrübe ve ilhamlarıyla rasanet kazanmış, meyveleri ahir zaman insanının zihin ve dimağını doyuracak lezzette bir ilim. Evet, ilim sayesinde varlık didik didik edilecek, kainat kitabı kendine layık bir şekilde okunacak, Kur'an-kainat iç içeliği bir kere de ilim gözüyle keşfedilecek ve kainat ve insandan beklenen semere en son şekliyle elde edilecek..
  • Tekrar gözden geçirilmesi gereken; kainat, insan ve hayat mülahazamız. İnsan nedir, kainat ne ifade etmektedir, hayattan gaye nedir gibi soruların Kur'an ve Sünnet perspektifiyle tekrar düşünülmesi gerektiği, düşünce ve aksiyon insanlarına hatırlatılmaktadır.
  • İradenin önemli bir derinliği ve insanın kendini keşfinin sihirli bir kapısı olan hürriyet. Hakk'ın da halkın da hakkını düşünen, Sonsuz İrade'nin tecellisinde ayrı bir renk olarak bulunan kendi varlığını duyabilmeyi, kendini rahat ifade edebilmeyi, hür düşünebilmeyi, ilme ve yeni keşiflere açık olmayı vs. içine alan bir hürriyet. Kur'an ile kainat arasındaki bağlantıları sezip, ortaya çıkarmada yaşanan hürriyet.. işte bu hürriyet sayesindedir ki, insanlık yeni bir bahara uyanacaktır. Ancak, insan, kainat ve ilimlerin hürriyet düşüncesiyle yeninde yorumlanması meselesi, birkaç insanın altından kalkacağı bir iş değildir. Bu işi bir topluluğun yapması gerekmektedir. Eser, aynı zamanda bu topluluğun sıfatlarını açıklamaktadır.
  • Az önce ifade edilen "topluluk" meselesi, günümüzün can alıcı hususlarından biridir. Zira, Yapılacak işlerin çokluğu ve kompleksliği ölçüsünde fikir birliğine, kolektif şuura ve istişareye ihtiyaç duyulmaktadır. İlimlerin dallanıp budaklandığı, çarpık düşünce ve hezeyanların her yandan fırtına gibi estiği, aklî, kalbî, rûhî, zihnî, ailevî ve ictimaî ihtiyaçların sürekli arttığı bir dönemde, ancak ehil insanların oluşturduğu bir istişare heyetiyle meselelerin üstesinden gelinebilir. Bu husus, her zamankinden daha elzem vaziyette önümüzde durmaktadır ve hizmet insanlarının her daim hatırlarında tutmaları gerekmektedir.
  • Riyazî düşünce. Bu, matematiği bilmek değil, matematiğin kanunlarıyla kainata bakabilmek, insanla varlık arasındaki münasebetleri bir de bu açıdan değerlendirmek demektir. Ayrıca dikkat edilmesi gereken bir şey de riyazî çalışmaları tasavvufi düşünceyle beraber ele almak ve götürmektir. Zira bu ikisi birlikte değerlendirilmediği taktirde, kainattaki araştırmalardan tatmin edici ve doğruya götürücü bir netice almak mümkün değildir.
  • Terakkînin ruhu sanat. Sanat, bir milletin olmazsa olmaz şartlarındandır. Bizim geçmişimiz, sanat telakkilerinin en kıvamlı şekilde işlendiği bir yapıya sahiptir. Bu yapıda, ruhtaki incelik, gözdeki zevk, kulaktaki ahenk, kalpteki ritim, duygudaki zariflik, insana değer verme, varlığa saygı duyma gibi hususlar en zarif şekilde maddeye yansıtılmış ve cisimler adeta nakış nakış mânânın tercümanı olmuştur. Evlerin ihtiyaç ve mana endeksli yapılışından, sokakların açıldığı meydanın lahutîliğine, oturma odasındaki estetik yapıdan, bahçelerin zarif görüntüsüne, resmî kurumların halkı şefkatle bağrına basan girişlerinden sokakta duyulan ve bir anda insanı alıp en kutsi düşünceler alıp ötelere götüren müziğine, tecrid esaslı çizimlerinden ebediyet edalı yazımlarına kadar her şey bu mübarek dünyada üstün bir sanat ruhuyla ele alınmış ve sanat, insan ve Yaradan içindir esprisiyle akılları hayrette bırakan gayretler sergilenmiştir. Bu gayretlerin semerelerini bugün canlı olarak ülkemizde görüyoruz.
  • Tarih şuuru. Eserde, pek çok defa geçmişe gidilerek, rasyonel bir şekilde tarihin muhasebesi yapılmakta, alınacak ibretler ve ilhamlarla bugünün değerlendirilmesi ortaya konmakta, ardından da geleceğin mutlaka tarih şuuruyla beslenmesi gerektiği vurgulanmaktadır.
  • Akıl-kalp beraberliği. Bu husus da pırlanta takipçilerinin çok aşina oldukları bir değerdir. Bir değerdir, çünkü bu zamana kadar yaklaşık on asırdır kalp ile kafanın izdivacı sağlanamadığından dolayı gerçek manada bir ilerleme kaydedilememiş, ilmi seviye ileri taşınamamış ve bu on asır boyunca olan biten her şey 7. 8. ve 9. asırdaki ilim, araştırma ve ibadet aşığı nesillerin o akıllara durgunluk veren çalışmaları üzerine bina edilmiş, Rönesanslar ilhamını o dünyadan almıştır. Eğer gelecekte yeni bir rönesanstan bahsedilecekse bu da onların ortaya koyduğu gayretlerin güç kaynağı sayılan kalp kafa izdivacı sayesinde olacaktır. Kalp dinin ruhunu hazmetmek ve dini ilimlerle doymak, kafa ise mübet ilimlerle (bilimle) aydınlatılmak suretiyle tatmin olur. Bir hakikatin iki yüzü olan bu iki unsur tam bir ittifakla ele alındığında geleceğimize tebessümler yağdırabiliriz. Kalp kafa izdivacını madde ve manayı kavramada denge olarak da düşünebiliriz. Bu hususu ayrı olarak arz etme yerine bu konu içinde ele alınması gerektiğini düşündük.
  • Gaye vesile dengesi. Hocaefendi'nin en çok üzerinde durduğu meselelerden biri de budur. O'na göre, nice halis çalışmalar vardır ki, başta çok iyi bir çıkış sağlanmasına rağmen, ilerleyen safhalarda vesileler birer gaye gibi algılanmaya, gaye gerilerin gerisine atılmaya başlanmasından dolayı, o güne kadar olan her şey yerle bir olmuş, zaferler yerine hezimetler yaşanmış, ümit yerini inkisarlara bırakmıştır.  Dolayısıyla da gaye makamında bulunan "Hak rızası", hep o makamda görülecek, nazarlar bir an olsun kaymaya başladığında hemen iradi olarak oraya bakılacak ve yollardaki bütün her şey birer basamak, birer atlama taşı olarak idrak edilecektir. Bu dengenin korunduğu çok az zaman dilimleri vardır. Bunun için de yukarıda bahsedilen tarih şuuru daha bir önem arz etmektedir.
  • Kendimiz olmak ya da ümmîlik. Eserde üzerinde önemle durulan, hatta başlıklarda sıkça gördüğümüz bir husus da budur. Kendimiz olmak, manevi ve millî değer ve kaynaklarımıza sahip çıkmak, hayat ve hareket tarzımızı her zaman onlara göre ayarlamak şeklinde ifade edilebilir. Bu hususta iki büyük kaynak vardır ki, bizim dünya ve Ahiret saadetimiz için bunlar asıldır: Kur'an ve Sünnet. Bir de yüzyıllardır bu iki kaynağı engin ufuklarıyla yorumlaya yorumlaya, her iklimi ve herkesi kucaklayan enfes bir hayat tarzı koyan bizim milli tarihimiz vardır. Kendimiz derken, tamamen yerli olma, pek çok kültür içli-dışlı olunsa da yabancı kültürlerin tesiri altında kalmama (ki, bu aynı zamanda ümmîlik ruhudur), her yerde herkesle beraber fakat hep kendimiz olarak arz-ı endam etme kastedilmektedir. Evet, millet olarak bizim dünyaya sunacağımız çok şey vardır. Başkalarında olmayan fakat bizde asırlardır yaşana yaşana demimize damarımıza işlemiş değerlerdir bunlar. Bu mevzu da eserde daha doğrusu Muhterem Müellif'in düşünce dünyasını yansıtan bütün eserlerde genişçe yer tutmaktadır. Ayrıca, selefe saygıyı da Hocaefendi'nin düşünce dünyasında ve bu eserinde genişçe görmek mümkündür. Allah'ın bir lütuf olarak o zatlara bahşetmiş olduğu varidat ve keşifleri alıp kullanmak ve birer vesile olarak onlara teşekkür etmek boynumuzun borcudur.
  • Sulh esastır. Buna bir manada müsbet hareket etmek de diyebiliriz. Ya da diğer bir adıyla emniyetin temsilcisi olmak. Kargaşaya karşı çıkmak, düşmanlığı düşman bellemek, kine nefrete kapalı kalmak da bu işin diğer ifade tarzları olarak düşünülebilir. Bilinen bir mevzu olduğundan dolayı üzerinde çok durmuyoruz.

Ruhumuzun Heykelini Dikerken'i okurken, siz daha pek çok meseleyi vurgulu olarak müşahede edeceksinizdir. Biz, genel bir bakış açısı oluşturması açısından bu kadarla iktifa ediyoruz.

Yorumlar
Yeni Ekle RSS
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.
Arif Durmus  - MAHYA   |2007-07-22 14:04:07
MAHZUN YUREKLERE MAHZ OLMUS..
ELINIZE SAGLIK

3.20 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

Son Güncelleme ( 16.07.2007 )
 
< Önceki   Sonraki >
Foreign Policy'de Gülen Röportajı

Multimedya

Fethullah Gülen Belgeseli-1: Ümit Yolcusu

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-2: Sevgi Okulları

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-3: Hoşgörü ve Diyalog

Seyredin

İmanda Derinlik

Seyredin

Yıkık Yuvalar ve Ebedî Yetim Çocuklar

Dinleyin

Müzmin Müfteriler ve Müslümanca Mukabele

Dinleyin

Erzurum Vaazı - 19980

İndirin

Altın Nesil Konferansı - 1977

İndirin

İyi bir san’at eseri, onu meydana getiren unsurların mükemmeliyetiyle, unsurların mükemmeliyeti de onları teşkil eden cüz’ifertlerin mükemmeliyetiyle yakından alâkalıdır. Özün sağlam olmadığı bir yerde temiz bir duygu, temiz bir duygunun bulunmadığı bir yerde de hep canlı kalabilecek “kor” gibi eserlerin ve alevden ifadelerin meydana getirilmesi imkânsızdır.
Advertisement
Fethullah Gülen Web Siteleri