| Yağmursuzluk ve Bizim Teveccühümüz |
|
|
| Rasim Haner, fgulen.com | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| 23.07.2007 | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
Demir perdenin yıkılmasından sonra gidilen memleketlerinden biri de Moldova idi. O günlerde bir hadise yaşanmıştı. Bu hadise, oldukça önemli ve önemli olduğu kadar da ülkemizin ve yakın coğrafyanın içinde bulunduğu kuraklığın nirengi noktasını ele veriyor. 93-94'lü yıllarda Moldova'ya gidildiğinde, orada bizdekine benzer kuraklık vardır. Halk, protestolara hazırlanmaktadır. Okulların açılması konusunda bir yetkili şahısla görüşmeye gidilir. Gidilir fakat ortalık hiç müsait görünmemektedir. Yetkili şahıs oldukça gergindir. Zor da olsa, bir fırsatı bulunup okul açma isteği dile getirilir. Adam hiç oralı olmaz. Üstelik, ülkenin perişan halini nazara verir, binanın önünde protesto için toplanmakta olan halkı gösterir ve sinirli bir şekilde "bunlar varken siz benden okul açmamı mı istiyorsunuz" der. Geleceğin ve eğitimin güzelliğinden bahsedilir. İkna konuşmaları yapılır. Fakat adam, en son şunu der: "Eğer inandığınız o Tanrı, gerçek bir Tanrı olsaydı, bizi düşünür ve böyle aç susuz bırakmazdı." Tam inanmış olmanın tevekkülüyle gönül erleri, eğer okul açılmasına yardım edilir ve güzel insanlar yetiştirmek için adım atılırsa, Allah'ın yağmur göndereceğini ve mutlaka kullarına yardım edeceğini anlatırlar. Konuşma bu minval üzere devam ederken, sıcağın kavurduğu o dakikalarda, semada bulut emaresi yokken birden bulutlar toplanmaya başlar, ardından şakır şakır, dolu büyüklüğünde yağmur yağar. Yağmurla beraber ortalık heyecana, şaşkınlığa boğulur ve tabi kalpler birden yumuşayıverir. Adam, hemen pencereye koşar.. heyecanla rahmeti seyreder.. sevinçle bizimkilere döner ve şöyle der: "Siz az önce benden ne istemiştiniz!?" Apar topar dışarı çıkar misafirlerle beraber. Onları yağmurun altında sokak sokak dolaştırır. "Hangi binayı istersiniz, bunu mu, şunu mu" diye, onlardan binalardan bina beğenmelerini ister. O gün yağmurla beraber, bereket ümitlerinin yanında okul açma ümitleri de yeşeriverir. Ve işin kerameti daha bitmez: Bu hadiseden sonra ne zaman Moldova'ya okullar için bir misafir gitse, o günlerde yağmur yağar. Hakikaten biz gittiğimizde yağmur yağmıştı.. Sözü şuraya getirmek istiyoruz: Ülkemizde bir yağmursuzluk imtihanı yaşanıyor. Göller kuruyor, nehirler yavaş yavaş suyunu çekiyor.. bu olanlara dair medya vasıtasıyla aldığımız haberlerden dolayı da ümidimiz kesiliyor.. Fakat, küfür sıfatı olan ümitsizliği bir tarafa bırakarak, şunları düşünelim.. Allah, Rahmeti Sonsuz'dur. Hem her şeye kadirdir. Ol der oluverir. Ve Allah, böyle bir inanmışlık ruhuyla kendisine yönelen kullarını mahcub etmez, etmemiş de.. hatta o yöneliş hürmetine (Moldova'da) yağmurlarını on dört senedir kesmemiş. Evet, işin hakikati, O'na yönelmektir. Yağmursuzluk da zaten O'na yönelmemiz için verilmiş bir vakittir. Bediüzzaman Hazretlerinin ifadesiyle "Yağmur namazı ve duası bir ibâdettir. Yağmursuzluk, o ibâdetin vaktidir." Tıpkı akşam namazının vakti gibi.. Demek ki o vakitte o duayı yapmaz ve o namazı kılmazsak, vazifemizi yapmamış oluyoruz. Enteresandır, Üstad hazretlerinin bu tespiti, iman bahsi olan 23. Sözde geçiyor. Buradan şunu anlayabiliriz: Dua bir iman işidir, imana bağlıdır. İnsan, inandığı ölçüde dua eder. Fethullah Gülen Hocaefendi'nin de bu meseleyi şerh eden şu sözlerine rastlıyoruz: "Musibetler zamanında okunacak hususî dualar var. Bunların musibet kalkıncaya kadar okunması lâzımdır. Fakat burada en önemli şey arkadaşlardaki dua heyecanıdır" "Dua, sebep ve vasıtaları aşarak, hem Allah'ın kudretine itimadı, hem de beşerî zaafı ilândır" "Halis ubudiyet ifade etmesi açısından dua, çok namaz kılmadan, çok oruç tutmadan daha önemlidir. Çünkü dua, sebepleri ve şartları nazar-ı itibara almadan, bütün sebepleri yaratan Zat'tan, tasavvurları aşan ve sebep- netice prensibine bağlanamayacak şeyleri isteme demektir." Dua, bir itimadın eseridir ve aynı zamanda Allah'a olan itimadımızı da arttırır. Yani dua, Allah'a itimattan doğar ve Allah'a itimadı arttırır. Hocaefendi'nin bu konuda şöyle bir duası vardır: "Allah'ım, Sana ve dualara itimadımı artır; sebeplere riayeti de bir vazife şuuru olarak vicdanıma duyur!" Ancak, yağmur duasında dikkat çekilen bir husus vardır: Duayı, yağmuru yağdırma niyetiyle yapmamak. Yani, "ben dua ediyorum, şimdi yağmur yağar" düşüncesiyle dua etmemektir. Çünkü denildiği gibi, yağmursuzluk bir dua vaktidir. Biz o vakitte duamızı yapmış, kulluk vazifemizi yerine getirmiş oluyoruz. Yağmuru yağdırıp yağdırmamak Allah'ın bildiği bir iştir. Yağdırmak isterse yağdırır, yağdırmamayı dilerse yağdırmaz. Yağmuru yağdırmamak suretiyle Allah, adeta bizimle konuşur ve der ki: "Daha ibadet vaktiniz bitmedi, duaya devam!" Sırf yağmur yağması için dua etmenin sakıncasını Bediüzzaman Hazretleri şöyle açıklıyor: "Yoksa o ibâdet ve o dua, yağmuru getirmek için değildir. Eğer sırf o niyyet ile olsa; o dua, o ibâdet hâlis olmadığından kabûle lâyık olmaz."[1] Hocaefendi de, bu meseleyi şöyle izah ediyor: Aslında dualarımızla biz, beşerî isteklerimizin gerçekleştirilmesinden daha çok, Rabbimiz'e saygımızı, güvenimizi ve O'nun gücünün her şeye yettiğini itiraf eder; son noktayı bazen bir sükûtla, bazen de -esbâba tevessül mülâhazası mahfuz- her şeyi O'ndan bekleme durumunda bulunduğumuzu vurgulama adına: "Ne hâlimiz varsa hepsi de Sana ayân/Dua, kapı kullarından miskince bir beyan.." mânâsına hâl-i pür-melâlimizi dile getiririz.[2] Nasıl bir halet-i ruhiye ile dua edilecek derseniz, bunu da yine Üstad Hazretlerinden öğrenelim: Yağmursuzluk bir musibettir ve cezay-ı amel (amellerimizin cezası olan) bir azaptır. Buna karşı, ağlamakla ve hüzün ve kederle, niyaz ve hazinâne yalvarmakla ve pek ciddî nedamet ve tevbe ve istiğfar ile karşılamak ve sünnet-i seniye dairesinde, bid'alar karışmadan, dinin tayin ettiği tarzda dergâh-ı İlâhiyeye iltica etmek ve dua ve o hale mahsus ubudiyetle mukabele etmektir. Hem böyle umumî musibetler, ekser nâsın hatâsından geldiği cihetle, o insanların ekseri (kısm-ı âzamı, çoğunluğu) tevbe ve nedamet ve istiğfar etmekle def olur.[3] Evet, vakit dua vakti.. Sıkıntılı zamanlardayız, dua gerekiyor.. Yağmursuzluk var, dua bekleniyor.. gergin günler arifesindeyiz.. ciddi bir "Hakk'a yöneliş" ortaya koymamız icab ediyor.. Evet.. tıpkı akşam vakti girdiği gibi, dua vakti girdi.. ve şimdi dua zamanı.. [1] Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, 23. Söz, Şahdamar Yayınları
3.20 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved." |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| Son Güncelleme ( 23.07.2007 ) | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|



De ki: "Söyleyin bana: şayet suyunuz çekilir, yerin dibine giderse, o akan tatlı suyu, kim getirebilir size?" (Mülk Suresi, 67/30)




