| Dert ve Tek Çare |
|
|
| Mehmet Erdoğan, fgulen.com | |
| 23.07.2007 | |
|
Yani bizler bir feryadı işittik şu an. Bir içten kavruluşu duyduk ve yaşadık. Bir katre gözyaşı gibi ama Tarık yıldızı gibi delip geçti sinemizi bu seda. Evet delip geçti ve ruhumuza bir meteor gibi düştü ve yaktı kalbimizi, özümüzü... Yakmadıysa zavallığımızdandır, gerçeğe kapalı oluşumuzdandır... Şanlı bir mazi var arkamızda ve bizler o mazinin filizleriyiz. Ama onlarla irtibatımız bitmiş, tükenmiş. Bu yüzden çiçeklerimiz solgun, yapraklarımız ölgün. Biz o kaynaktan su alıyoruz ve besleniyoruz. Ve bu kuruluk ve solgunluk da o kaynak ile kopukluğun işaretidir. Bir bitki solmaya yüz tutuyorsa elbette onun toprağı sudan, yaprağı ışıktan mahrumdur da ondan bu haldedir. Bu durum hasta bir bünyeye sahip olmaktan daha beter bir zavallı tavırdır. Zira hastalık belki mücadele ile geçer gider ama bitkinliği ve gıdasızlığı ve susuzluğu geçirecek ilaç sadece besindir kut ve gıdadır... İşte böyle bir bahtsızlık taşıyor bu gün kıtamız. Doğu kıtası böyle bir talihsizlik içinde kıvranıyor... Bir devlet ki üç kıta yedi denize hâkim olmuş ama bu gün dürülmüş ve iki büklüm bir halde yerde yatıyor. Bir mağaraya çekilmiş Eshab-ı Kehf gibi bir diriliş bekliyor. Emr-i İlahi'nin gelmesini ve soluğun kalbine değmesini temenni ediyor. İntizarı bu yöndedir, ihtiyacı bu istikamettedir... Gözyaşları tükenmiş bir kuru çöl gibi duruyor devlet karşımızda. Gözyaşları tükenmiş bir insan gibi ve suları çekilmiş bu vadide artık gerçek aşk fidesi ve sevgi bitkisi ve ümit gülleri sevda ve azim nilüferleri bitmiyor. Deve dikenleri vs... İşte bu çorak ülkeyi ve bu bitkin devleti yeniden tamir gerek. Milleti bu zavallı durumdan kurtarmak gerek... Bir tımarhane görüntüsü veren bu ortamdan kurtulması gerek insanımızın.. Evet, maddenin dar ve sıkıcı cidarını terk etmesi gerek ve cennet-asa bir ruh iklimine kanatlanması gerektir insanımızın. Susuzluk böylece bitecek ve ab-ı hayat yürüyecek ruhlara, kalblere... Bunda şüphe yok.. Ama oturanlar kalkmalı, yürüyenler koşmalı. Bitip tükeninceye kadar mesafeler aşmalı bu işin işçileri ve ameleleri. Bırakmalı makam ve mansıp derdini, bırakmalı laf ebeliğini çalışmalı ve çabalamalı. Ve gecesi kumrular gibi zikir ile güvercinler gibi ezkar ile geçmeli gündüzü kartallar gibi mazlumu kurtarmak için pençe atmakla ve çile vadilerinde kanat çırpmakla... Bu bitkinliği kim düzeltebilir ve bu susuzluğu kim ve hangi reçete ilaçlarıyla tedavi edebilir. Bu yılgın bakışları güleç bakışlara ve ümitli akışlara ve sevdalı yakışlara kim çevirebilir. Bir birinin yakasını tutanlar ve birbirinden hesap soranlar kendi nefsini unutmuşa benzer. Birlik gitmiş ve beraberlik rafa kaldırılmış.. Bir tufan yaşanıyor ortalıkta. Herkes birbirinin kuyusunu kazmakta. Sanki gözü yaşsızlığı ve çölleşmeyi başkasından biliyor. Gözyaşı akmıyorsa, kalbi kasvet varsa, imanda zafiyet bulunuyorsa bu kimin suçu. Elbette kendinin. Sonra dünyevi zevkler açtı bu iftirakı aramıza. Makam mansıp derdi vurdu kılıcını bu birlikteliğe. Ve bizleri birbirimize düşman etti. Bu gün İslam Âleminin bir minik gücün karşısında bile oyuncak olmasın temelinde bu hantallık ve bu çakırkeyflik ve bu özünü bulamama ve kendini aşamama ve dünyayı boşayamama yatmaktadır. Birbirini bitiren tüketen deniz dalgaları gibi içten içe yiyip bitiriyor bu durum herkesi, bütün doğu blokunu.. Evet, bu gün düşman dıştan gibi görünse de onun olmadığı yerde başka husumetler ve başka entrikalar oluyordu. Evet, bu bela boşuna değil başımızdaki. Birleşin çağrısı ve bir araya gelin vurgusu ve terennümü ve ikazıdır bütün çekilenler.. Binlerce insanın ölümü bir ikazdır, Rabbin şefkat tokadıdır, başka değil. İşte bu birlik ve beraberlik İslam bayrağı altında olacaktır. Ne ırk ne başka bir şey birleştiremez bu milletleri. Bir tek yumruk olmanın yegâne çaresi manevi birlik, kelime-i tevhid bayrağı altında birlik ve kenetlenmedir. Bu bir yaraya ilaçtır. Bu bin bir yarayı taşıyan ve cerahati bütün bünyeyi sarmış olan müthiş bir hastalığa bir tiryaktır.. Bunu böyle bilmek gerek. Eğer başka çare aranıyor ve aratılıyorsa biliniz ki sizi yanıltan birileri var. Ve tabipler başka odalara çekiliyor ve hastalar yalnız bırakılıp ölüme terk ediliyor. Bu da son muacelede düşülen çakırkeyf ve ahmakça bir haldir ki akıllı hekimler ve hazık doktorlar buna mani olurlar ve gideceği kişileri ve geçeceği odaları ve alacakları ilaçları çok iyi bilirler vuracakları neşterleri de ezelden ebede kadar tatbik edilmiş olanlardan seçerler. Günü birlik muacele mücadele pusulası ve rotası değiştirmezler. Mademki dert birlik olmamaktır. Öyleyse bir iman zafiyeti vardır. Bu iman zafiyetini ihlâs azlığını tedavi etmek şarttır ve sonra bir birine kenetlenme gelmelidir ve sonra da güçlü bir şekilde dünyaya son kez sesini ve soluğunu duyurma... |
|
| Son Güncelleme ( 23.07.2007 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|



"Azametli, bahtsız bir kıtanın, şanlı talihsiz bir devletin, değerli sahipsiz bir kavmin reçetesi: İttihad-ı İslam'dır." sözünü Bediüzzaman'a söyleten elbette bir çile ve ızdırabtır. İçten içe yanan ve kavrulan bir ruhun seranatıdır bu cümle. Zira kalbi millet için ağlamayan ve inlemeyen bir kişi asla böyle bir ruh acısı ve sızısı hissedemez. Bir çıra gibi yanmayan ve bir kandil gibi yağını tüketmeyen ve ışığa durmayan bir vicdandan südur etmez böyle bir cümle.




