| Edep Ya Hu |
|
|
| Fethullah Gülen | |
|
Kur'an'ın edep çağrısı bizim için de geçerlidir. Rabbimiz'e, Peygamber Efendimiz'e, anne-babamıza, alimlere, Hak dostlarına, Hak yolunda olan idarecilere, bütün vatandaşlara ve hatta bir manâda bütün insanlığa karşı saygı ve edep çerçevesinde hareket etmemiz Müslüman olmamızın gereğidir. Enbiyâ-ı izamın, Ashab-ı kiramın ve Selef-i salihinin hayatları bizim için birer edep tablosudur. Bizim de saygı duymamız ve karşılarında edep sınırlarını asla aşmamamız gereken muallimlerimiz, mürşidlerimiz ve rehberlerimiz ya da şöyle böyle kendisine çok borçlu olduğumuz insanlar vardır. Onlara karşı edep de, nezdi uluhiyette sevap getirici ve Allah'ın rızasını kazandırıcı vesilelerdendir. Hele bu edebimiz Allah'tan ötürü ise, yani, mahlukâtı Allah'tan ötürü sevdiğimiz gibi insanlara karşı da Allah'tan ötürü edepli davranıyorsak, o zaman gerçekten kazanma yolunda yürüyoruz demektir. Her meselede olduğu gibi, edebi de insan tabiatının bir derinliği haline getirmek gerekir. İnsan işleye işleye, düşüne düşüne, üzerinde dura dura edebi tabiat haline getirebilir. Dolayısıyla birine karşı edepli davranırken riyakârlık yapmamış ve sadece karakterini sergilemiş olur. Böylece, riyadan, süm'adan ve başkalarına kendini satmaktan uzak kalır. Ayrıca, tabiî olmayan şeylerde her zaman inkıtâlar meydana gelebilir; sun'î davranışlar zamanla insana bâr olmaya başlar ve iradeyi zorlar. İnsan, irade gücünü her meselede ortaya koyamayabilir, her an iradenin hakkını veremeyebilir. Fakat, bir şey tabiat haline getirilirse, onun rüzgarı da arkaya alınır ve o işe inkıtasız devam edilir. Bizim terbiye sistemimizde edep herkesin tabiatının bir yanı olmuştu. Biz birbirimize hitap ederken "efendim" derdik; hatta en küçük kardeşlerimize bile "efendi" diye seslenirdik. Öyle ki, annem ve babam, belki çocukken beni ismimle çağırmışlardı ama belli bir yaştan sonra bana asla sadece adımla hitap etmemişlerdi. Bir anne-baba, oğlu paşa da olsa, yine "Ahmet gel, Mehmet kalk" diyebilir. Fakat annem bana hep "Hacı Efendi" derdi. Kardeşlerim de birbirlerine "Efendi" diye seslenir ve hep saygı ifade eden bir üslupla konuşurlardı. Bizim dünyamızda, herkes muhatabını "zat-ı âliniz" sözüyle taltif ederdi; bir teklifte bulunacaksa "lutfedin" derdi. Bir büyük karşısında, tek kişi söz konusu ise, "bendeniz" ve "halâyıkınız"; birkaç kişiden bahsedilecekse "bendegân" ve "köleleriniz" denmeden söze girilmezdi. O gün herkes, dediği, ettiği ve ortaya koyduğu her şeyde gayet içten ve ince bir tavır sergiler, hep edeple oturur-kalkardı. Bu nezaket, o toplumda tabiat ve ahlâk haline gelmişti. Bu nazik ifade ve üslup düşünülmeden ortaya konurdu ve milli terbiyemizin gereğiydi. Bu üslupta bir zorlanma, bir inkıta ve bir riya olmazdı. Bugün de insanlığın o terbiye sistemine, o edebe ve o nezakete ihtiyacı var. "Bîedeb mahrum bâşed ez lûtf-i Rab – Edepten mahrum olan Allah'ın lütfundan da mahrum olur" kaidesine mâsadak olmuş beşer öyle bir edebe muhtaç. Alabildiğine kabalaşmış, olabildiğine hoyratlaşmış, –çok afedersiniz– "lan, hişt, hey, moruk..." demekten utanmayan yırtık ağızlara edep öğretme, onları güzel konuşma usulü ve uygun hitap üslubuyla tanıştırma çok önemlidir. Bazıları "sayın, bey, efendi" gibi ifadelerin samimiyeti bozduğunu düşünürler. Şahsen ben bu düşünceye katılmıyorum; bu bir üslup meselesidir ve bizim güzel üslubumuz her zaman korunmalıdır. Eskiden tekke ve medreselerin kapısında "Edep ya Hû" yazılıydı. Bu söz, "Ey insan edebe dikkat et!" demekti. Daha kapıdan girerken karşılaşılan böyle bir ikaz o dergahların töresiydi. Ona benzer şekilde, hemen her yerde, her durumda ve her konumda insanlara edep telkin edilirdi. O edep, Kur'an'ın insanda görmek istediği bir özellikti. Hazreti Mevlânâ'nın, "Efendi bil ki, Allah kelâmı olan Kur'ân âyet âyet edeptir. Akıldan sordum: 'İman nedir?' Akıl kalb kulağına 'iman edeptir' dedi" sözleriyle nazara verdiği hal, tavır ve söz güzelliğiydi. (İkindi Yağmurları, s. 62-64) |
|
| Son Güncelleme ( 14.08.2010 ) |
| Sonraki > |
|---|



