| Mütefekkirin Garipliği |
|
|
| Abdullah Fakiroğlu, fgulen.com | |
| 02.11.2007 | |
|
İnsan olup da dertsiz olmak mümkün değildir. Çünkü ona düşünme kabiliyeti verilmiş ve "düşünmez misiniz" denilmiş. Düşününce de insanın neyi düşüneceği bellidir. Başımız, sonumuz, ne olduğumuz, ne olmadığımız, olmamız gerektiği gibi olup olmadığımız, ana-babamız,evladımız, milletimiz, insanımız, insanlığımız..vs. hep bunları düşünürüz. Düşünmek insan olmanın gereği; sistemli düşünmek, düşünceyi meyvelendirmeyi becerenlerin işi; derin, geniş düşünüp bütün insanlığı ilgi alanının içine almak, büyük kafaların özelliği; doğru düşünüp doğru yorumlamak, ciddi inanmışların mahiyeti. Düşüncelerini seslendirmek insanî bir ihtiyaç, bu seslendirmeyi vaktine, ortamına, şahsına göre yapabilmek ayrı bir fazilet. Hele düşüncelerinin gerçekleşmesi, belli bir vakte bağlı olmasından dolayı, dişini sıkıp bir ömür beklemek, aktif bekleyişe geçmek, çalışarak beklemek ve "zamanın çıldırtıcılığına karşı sabretmek" apayrı bir büyüklük. Dert, düşünceden doğar. Düşünce, kalbin, beynin, dimağın ve ruhun hareketidir. Düşünceyle harekete geçen bu latifeler, bir gün pratik hayatta mecrasını bulmak ve kendini ifade etmek ister. Kendini ifade edemeyecekse, o zaman insanın dertten bir dönme dolap haline gelmesinin bir manası yoktur. Düşünceyi de derdi de değerli kılan, onu sistemli bir uygulamanın takip etmesidir. Uygulaması olmayan, pratiği düşünülmeyen, insanı harekete zorlamayan bir dert ve düşüncenin, insana boş yere ızdırap vermekten başka bir fonksiyonu yoktur. Dil, göz başta olmak üzere, bütün uzuvlar, insanın derdine tercüman olmak üzere hizmete amade kılınmışlardır. Düşüncelerin harekete geçmesinde, fikirlerin aksiyona akmasında önemli bazı unsurlar vardır. Kendine dert ortağı bulmak, bunlardan biridir. Yani istişare edebileceği arkadaşlar edinmek, onları fikrine destek ve ortak kılmak, onların fikirlerinden istifade etmek. Eğer yoksa böyleleri, bu insanları kendi yetiştirmek. İnsan yetiştirmek ise bir ömürlük iş. İşte burada yine düşünce, insanı harekete geçirir ve bir ömürlük işin altına girmeye sevk eder. Girebiliyorsa, düşüncelerine sadık demektir. Fikrin şahsiyetini, onurunu koruyor demektir. İlhamlara saygı duyuyor demektir. Fikri, düşünceyi, derdi ortaya dökerken, etrafı kırıp dökmemek de önemli bir husustur. Alınmamak, gücenmemek, küsmemek, tekrar tekrar anlatmak, bir daha bir daha yapmak ve hep müsbet düşünmek.. Evet bunlar, ne kadar da zor işler.. Çocuklarımıza, iş arkadaşlarımıza, komşumuza, eşimize ne kadar katlanıyoruz? Rical-i devlete, yanlış giden memleket işlerine, göre göre yapılan yanlışlıklara, kendini bir kuyuya atarcasına düşülen boş sevdalara ne kadar tahammül edebiliyoruz? Ama düşünen ve düşüncelerinin hayatta yer bulmasını isteyen insan, bütün bunlara katlanmayı göze almış demektir. Hem de bir ömür boyu ızdırap yudumlaya yudumlaya.. İşte, Fethullah Gülen Hocaefendi'yi bir de bu açılardan değerlendirmek gerektiği kanaatindeyim. Son zamanlarda yapılan, değişik dünyalara ait insanların katıldığı konferanslarda, katılanların yaptıkları şey esasen Hocaefendi'yi anlama çabasıdır. Onlar anlamaya çalışıyorlar. Acaba biz ne kadar anlıyoruz, ne kadar anlamaya çalışıyoruz elimizdeki bu fikir insanını, dertli mütefekkiri! Düşünmemiz gerek! |
|
| Son Güncelleme ( 24.03.2008 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|



Fikir, bir değerdir. Fikir, düşünmekten doğar. Düşünmek, insanın en belirgin vasfıdır. Düşünen insanın fikri vardır, planları vardır, ideali ve ufku vardır. Ve düşünen insan dertlidir. Bu dert, kısmen düşüncelerinin karşılığını bulamamasından dolayı olsa da esasen, derdin kaynağı insan olmaktır ve bütün dertler insanlık içindir.



