Allah'a, Hakikate, Eğitime, Sulh ve Islaha Adanmışlar Hareketi (2) Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 16
Kötüİyi 
Musa Hûb, fgulen.com   
07.11.2007

Musa HûbFethullah Gülen Hocaefendi'nin sevenlerini tanımlayan en güzel beyanlardan birisi de, hiç şüphesiz "Gönüllüler Hareketi" ifadesidir. Mütebâdirü'l-ma'nâ olarak akla da, kalbe de gayet hoş ve güzel gelmektedir. Elbette ki gönüllülerin üstlendiği kutsî bir hamûledir bu. Bu hayırlı yolda fiilen ve fikren bir zorlama, bir icbar ve ilhah yoktur. Aklın ve kalbin bu işe yatması esas alınmıştır. Kervana katılanlar ve omuz verenler bunu gönüllerinden geldiği için yapmaktadırlar. Buraya kadar "eyvallah, ehlen ve sehlen!". Ne var ki bu gönüllülük meselesi, içinde hiçbir zorunluluğun olmadığı, tamamen özgürce, isteyenin istediği gibi, istediği zaman ve istediği şekilde katkıda bulunduğu –İngilizce- "voluntary" manasında da değildir. Katiyen kişinin boş vakitlerinde, mecbur olmaksızın yerine getirdiği tatlı bir uğraşı, hoş bir hobi de değildir. Belki yeri geldiğinde vakitlerini de boşaltarak, belki bütün cebini, alnındaki terini ve gözündeki yaşını uğruna sebil ettiği bir kutsal hizmettir. Bu bakımdan o "Gönüllüler Hizmeti"dir.

Gündelik meşgaleler, ev ve iş hayatının zorunlulukları arasında bu hizmete destek çıkan ensarullah misali esnafullah vardır. Ne var ki bu mukaddes atıyyenin matıyyeleri olan fedâkâr o insanlar, üzerlerine düşen vazifeleri can ü gönülden yerine getirmeleri bakımından 'voluntary/gönüllü' olsalar da, –keyfîliği çağrıştırır biçimde- bir 'gönüllü" olarak değil, belki sorumlu birer staff (memur) olarak, belki de bu işlerin doğrudan sahibi, işin patronu ve âmiri misali sahiplenerek yerine getirirler. Bu işi ayakta tutabilmek için bütün varlıklarını ortaya koyarlar, her şeylerini bu şirket-i maneviyenin ikame ve bekası adına feda ederler, edebilirler ve yeri geldiğinde etmişlerdir de. Dolayısıyla bu intisap ve fedakarlık, ilk anda akla gelen gönüllülük çizgisinin çok çok üstünde seyreder diyebiliriz.

Öbür taraftan bu adanmış ruhlar, "Eğer bir gün bu kervandan ayrılmaya kalkışırsam, beni bana/nefsime bırakmayın; sürüye sürüye de olsa cebren dairenin içine taşıyın, içinde tutun!" diyerek hayırhahlarından söz aldıkları için, "Eğer bir gün bu güzel insanlardan ayrılmayı düşünürsem; Allah'ım daire dışına atım atmazdan önce alıver canımı, ne olursun!" diye dua ettikleri için, bu insanlara "Gönüllüler Hareketi" demek, gönüllerinde taşıdıkları adanmışlık hakikatinin hakkını tam vermemektir, zannındayım. Çünkü adanmışlıkta gönüllülüğü de aşan bir irade kavgası, bir sadakat duruşu bulunmaktadır.

Onlar ki "Sevgili!" diyerek adına kurban olduklarını ilan ettikleri Habib-i Kibriyâ Hz. Muhammed Mustafa aleyhi ekmelü't-tehâyâ Efendimiz'in emirleri doğrultusunda, "tav'an/gönüllü, isteyerek" de olsa, "kerhen/gönülsüz" de olsa, itaate kilitlenmiş sahabe ruhlu ahirzaman mü'minleridir. Sadece içlerine ve kafalarına yattığında gönüllü olarak değil, belki akıllarına yatmadığında da, gönülsüz de olsa itaat ederler, itaat emrini veren Hz. Muhammed Mustafa'yı bihakkın imtisal ederler. Yunus Emre'mizin:

Dövene elsiz gerek
Sövene dilsiz gerek
Sen derviş olamazsın;
Derviş gönülsüz gerek!

şiirini hayatlarında fiilleriyle gösterdikleri gibi, aklî ve kalbî fedâkârlıklarıyla da izhar ederler; onlar ahirzaman dervişleridirler.

Dünyalık hiçbir şeye gönülleri meyletmeden, ve hiç kimseye gönül koymadan, gönül konulmaya hak edenleri gönüllerine koymadan, gönlünde bir yerlerde saklı tutmadan, hepsini gönül mezarlığına gömebilen "gönülsüzler"dir onlar. Bu bağlamda onlara "Gönülsüzler Hareketi" bile denilse sezadır. Fakat hem gönüllüler, hem de gönülsüzler hareketi ifadelerini telif ederek, her iki manayı da içerecek biçimde onlara "Adanmışlar Hareketi" denilmesi, daha hakikattâr durmaktadır. Çünkü adanmışlıkta hem gönüllü oluş vardır, hem de o ahd ü peymana, o biate –bazen gönülsüz de olsa- sadık davranma manaları birlikte bulunmaktadır. Evet, adanmışlık!..

Nasıl ki Allah'ın farklı tecellilerine göre farklı isim ve sıfatları vardır; benzer şekilde Rasulullah'ın da onlarca ism-i mübareki bulunmaktadır. Öyle de, bakış açılarına göre, bu hareketin can damarında akan kan sayabileceğimiz adanmışlık hakikatini esas alarak "Adanmışlar Hareketi" diyebiliriz. "Adanmışlar Hareketi" ifadesi, İslam ehlince Hz. İbrahim'den Hz. Muhammed'e bütün peygamberlik davasının çilekeş mirasçılarını akla getirmesi bakımından da daha tercihe şayan olabilir. Çünkü isimlere antipati duyanların en azından bu damarlarına dokunmamaktadır.

Hem hani derler ya: "Büyük adamlar fikirlerle, ortancalar hadiselerle, küçük kimseler de kişilerle ilgilenirler." Burada üç derece var. Bu sebeple "Gülen Hareketi" kişilere tekabül ederken; "Gönüllüler Hareketi" hadiselere; "Adanmışlar/Adanmışlık Hareketi" ifadesi ise o gönüllülerin gönüllerindeki hakikati dillendirmesi bakımından "fikirler"e tekabül etmekte, dolayısıyla da işin özündeki fikri/zikri/hakikati önceletmek bakımından daha münasip düşmektedir denebilir. O hakikat ki adına "adanmışlık" derler.

O adanmışlık ki… mü'minin kendi için yaşama ferdî/insânî seviyesinden, başkaları için yaşama küllî, meleğ-i insanî mertebesine mi'raç yapması ve urûcunun ucunu sonsuzluğa salmasıdır, Hz. Sonsuz'a yolculuk yapmasıdır. Allah rızası istikametinde sadece kendi şahsı için ubudiyet ve ibadet hayatı yaşamaktan vazgeçip, yine Allah hoşnutluğu adına umumî ve küllî bir niyetle başkalarının hidayet ve ıslahı için yaşama ufkuna pervaz etmesi ve bir ömür, "istisnasız fedakarlıklar" prensibine sadık kalarak nefes nefese, hırz-ı can etmesidir.

Adanmışlık, Hakk'a kâmilen iman etme, kalben olduğu kadar aklen, vicdanen ve hissen itikat etme, sonra da o kâmil imana yakışır sâlih ameller ortaya koymadır. O yakinî imanın lazımı ve gereği olarak, hâlisâne ubudiyet ve ihlaslı ibadet etmedir. Farzları, vacipleri ve sünnetleri yapıp, haramlardan ve şüpheli şeylerden kaçmadır. Bu hâlis ibadet ve ubudiyeti "iman" temelli "İslam" binasının üzerine kurulmuş, onun çatısı mahiyetindeki "ihsan" tacı ile zirveye taşımaktır. Başına ihsan tacını giymiş bir kul olarak, artık ferdîlikten çıkıp külliyet kesbetme yoluna girmek suretiyle bütün varlığıyla beraber kendi öz canını ve cananlarını Allah'a vakfetmedir, O'nun ve Rasulü'nün yoluna her şeyini hibe etmedir, bağışlamadır.

Dolayısıyla da bu, "Allah'a, Hakikate, Eğitime, Sulh ve Islaha Adanmışlık Hakikati ve Adanmışlar Hareketi"dir!..

Bu cümle ile yazımızı bitirdikten sonra, aynen pişmiş aşa soğuk su katmak gibi olacak ama, akla gelen bir uyarıya ve cevabına yer vermezsek, olmaz. Nihayet-i kelamda kadirşinas ve hakperest bazı erbâb-ı kelam kalkıp şöyle diyebilirler:

Müslüman dünyanın tarihî, dinî ve kültürel hafızaları, birikimleri ve tedaileri itibariyle "Adanmışlar Hareketi" ne kadar oturaklı bir adlandırma olsa da, hâlihazırdaki Batı dünyasında tarihî 'background'u bakımından bu ifade ilk etapta aşırı uçları, militanist anlayışı çağrıştırabilir, propagandacı bir yaklaşımı imgeleyebilir. İslam ve Müslüman imajının haksız ve hakikatsiz olarak terörizmle kirletilmek istenildiği bir modern yüzyılda "Adanmışlık Hareketi" ifadesi, zihinleri kirletilmiş ve hisleri korkutulmuş bazı Batılı müsteşriklerce veya Doğulu müstağriplerce adeta Yahudilikteki "Tapınak Şövalyeleri"ni zihne davet eder bir niteliği hâiz olabilir. Bu bakımdan da nisbeten daha hafif, daha sevimli ve daha sıradan bir tesmiye yoluna gidilebilir; Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri ve talebelerinin teşkil ettiği hâleye, soy ismine nisbetle "Nur Hizmeti/Hareketi" denildiği gibi, M. Fethullah Gülen Hocaefendi ve talebelerinin oluşturduğu hâleye de "Gülen Hizmeti/Hareketi" denilebilir ve denilmiştir de… Bundan daha doğal ne olabilir?!.

Elbette ki bu sözleri yabana atmak mümkün değildir. Eğitim Hizmetleri'nin dünya literatürüne "Gülenizm veya Gülen Hareketi" olarak girmesinden ya düşmanları rahatsız olur, ya da en duyarlı ashâbı! Birinciler rahatsızlıklarını düşmanlıklarından izhar ederler, ikinciler ise sevgi ve saygılarından ihfâ eder, gizlerler ve hatta unutur giderler. Fakat onların unuttuklarını şeytan unutmaz, unutturmaz ve istediği tarafa çekebilmek için binbir türlü entrika çevirmeye devam eder. Binâenaleyh bu isimlendirme, aklını aşkına satmış âşıklar için değil rahatsızlık kaynağı, belki sevinçten nârâ atma sebebi olsa da, aşkını aklıyla dizginlemiş realitelere riayetkâr idealistler için ise, şüpheli topraklara yaklaşılmıştır, temkin, teyakkuz ve dikkat lazımdır. Şahısların değil, o şahısları harekete geçiren dinamiklerin ismi önceletilmelidir.

Ortada oryantalist batılılar ve modernist doğuluların zihnî rahatsızlıklarına emanet edilemeyecek kadar ciddi bir husus vardır ki, o da tevhidî iman ve itikadı ilgilendirmektedir. İmajların değişkenliği vardır; medyanın gücünü kullanarak kendini doğru tanıtmaya bakar ve düzelirler; galat ise bir meşhur olmaya görsün, doğruyu bile unutturur, hatta öyle ki doğrudan bile daha doğru kabul edilebilir. Boşuna mı demişler: "Galat-ı meşhur, lügat-i fasihten evlâdır." deyu. Evlâ oluyor, sırf daha meşhur oldu diye. Şöhretin zararlarından biri de bu işte.

Biz daha başta lügat-i fasih meşhur olsun istiyoruz, hepsi bu… Galat-ı meşhurlar, bilmana lügat-ı fasihi ifade ediyorsa ve edecekse, önünde zorla durmanın da bir anlamı yok hiç şüphesiz… Fakat ya galat-ı meşhur lügat-i fasîhi kuşatmıyorsa? Üstüne üstlük bir de diyânetin takvâ ufkunda ve vicdânın tevhid burcunda bazı problemler içeriyorsa? Ya istikbalde işin mahiyetini bulandırabilecek itikâdî bir dalalet sızıntısını içeri alacak bir çatlağa dönüşecekse? Allah muhafaza… Yok, bu, Hareket'in imajını 'Gülen'le pekiştirmek meselesi ise, "Eyvallah!" deyip, hakkı teslim etmeyi yeğlerim, ve geçip giderim...

Kalemlerimiz ve kelamlarımız iyi niyetlerimize emanet… Hepsi de, hepimiz de Allah'a emanet!..

Yorumlar
Yeni Ekle RSS
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.

3.20 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

Son Güncelleme ( 09.11.2007 )
 
< Önceki   Sonraki >

Multimedya

Temsil Öncelikli Tebliğ

Seyredin

Sahâbe Efendilerimizin Hizmet Düşüncesi

Seyredin

Hizmet Mâzeret Değil!..

Dinleyin

Kalb Kasveti ve İnşirah Vesileleri

Dinleyin

Altunizade Vaazı - 1980

İndirin

Berlin Konferansı - 1977

İndirin

İnsan, Allah'a yürekten ihtiyaç hissetmeli, acz u fakrıyla Allah'a yönelmeli ki, Cenâb-ı Hak da ona icabet etsin. Cenâb-ı Allah, Zâtına karşı müstağni davrananlara teveccühte bulunmaz.
Advertisement
Fethullah Gülen Web Siteleri