| "İşte Ben Bu Hareketi Şimdi Anladım" |
|
|
| Erkam Tufan Aytav, gyv.org.tr | |
| 08.11.2007 | |
|
Gözüme bir köşede masaya ilişmiş, harıl harıl elindeki kâğıda bir şeyler yazan bir şahıs ilişti. Daha önceden tanıdığım bu şahıs Ümraniye'de orta ölçekli bir konfeksiyon dükkanını işleten bir esnaftı. "Hayrola başını kaldırmadan neler karalıyorsun?" diye sorarak yanına yaklaştım. Elindeki kağıtta Sibirya Tuva'da eğitim yapan bir okulun öğrenci listesi vardı. Her ismin yanında pantolon, gömlek, etek, kravat yazmış ve bazı isimlerin karşılarına da çarpı işareti koymuştu. Meğerse Ümraniye'deki konfeksiyoncuları tek tek gezerek Sibirya Tuva'daki Türk Okulunda okuyan çocukların üniformalarını tedarik etmeye çalışıyormuş. Buna benzer milyonlarca örnekten bir tanesi de Prof. Thomas Michel anlatmıştı. Güneydoğu'daki bir demircinin kazandıklarından Afrika'da bir okula gönderdiğini öğrenince demircinin yaptığı bu fedakârlıktan çok etkilendiğini söylemişti. Bu fedakâr insanlara "hiç Sibirya'ya, Afrika'ya gittin mi? O talebeleri gördün mü?" diye sorsanız, kesinlikle "hayır" cevabı alırsınız. Bu ülke insanı sırf inandığı için dişinden tırnağından arttırıp dünya insanının yardımına koşmakta. Bu mesele, bu topraklara yabancı bir insana kolay izah edilebilir durum değildir; bu nasıl bir motivasyondur, nasıl bir adanmışlıktır? Bir gün bir grup akademisyen ve yazarla Tanzanya'ya gitmiştik. Tanzanya'da fedakâr öğretmen ve işadamlarının yaptıklarını yerinde görme fırsatı elde edecektik. Heyeti en çok etkileyen neydi biliyor musunuz? Okulun bahçesindeki kabir. Üstü güllerle donatılmıştı. Heyettekiler gibi ben de şaşırmıştım. Bir kabrin okulun bahçesinde ne işi olabilirdi? Peki bu kabir kime aitti? Okulun müdürünün "burada yatan, sponsorlarımızdan biriydi" cevabı her şeyi açıklıyordu. 15 gün önce burada bu ağacın altında birlikte oturmuşlar, sanki öleceğini bilmiş gibi "buralarda ölürsem, beni okulun bahçesine; bu ağacın altına gömün" demiş, Erkan Çağıl. Evli ve iki çocuk babası bu hizmet gönüllüsü, buraya, Tanzanya'ya Türkiye'deki işini bozmuş da gelmiş. Araba tamir işi yapıyor, kazandıkları ile de okula sahip çıkıyormuş. Okulun bir ihtiyacı için bir yere giderken trafik kazası geçirmiş. Hastaneye kaldırmışlar. Ancak komadan çıkamamış. Son anlarında bile hep okulu soruyormuş. Kabrin başında bütün bunları müdür bey bizlere anlatırken heyetten birisi kulağıma eğilip "işte ben bu hareketi şimdi anladım" demişti. Geçenlerde Fethullah Gülen, yaptığı bir açıklamada "Allah'ın inayetine inanmayan ve milletin himmetini bilmeyen kimseler, bundan sonra da "Değirmenin suyu nereden?" deyip duracaklar. İstiklal Mücadelesi'ndeki fedakârlıkları anlayamayanların bu hareketin gönüllülerini anlamaları da mümkün değildir!" diyerek bu konuya parmak basmıştı. Her şeyden önce Allahın inayeti tabiî ki. Sırf yapılan fedakarlıklarla da konunun izahı aslında çok mümkün değil. Ortada büyük bir başarı söz konusu. Sebep sonuç ilişkisi içerisinde yapılanlara bakarsanız büyük bir orantısızlık görürsünüz ve "bu sebepler bu sonuçları doğurmaz" dersiniz. Küçük ve orta ölçekli işadamları ve genç eğitimci kadrosu gibi amatör sebeplerle profesyonel neticeler elde etmek için denkleme büyük bir gücü ilave etmeniz gerekir. Allah'a ve inayetine inancınız yoksa, bu büyük gücü yeryüzündeki birtakım güç odaklarında aramak zorunda kalırsınız. Evet, anlamak için öncelikle Allahın inayetine ve sonra da bu milletin neler yapabileceğine inanmak gereklidir. Yoksa yapılanları bir takım güçlere havale ederek izaha çalışmak Allah'a ve bu millete yapılmış çok büyük bir saygısızlık olacaktır. |
|
| Son Güncelleme ( 10.11.2007 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|



Bir gün arabamın tamiri için sanayiye gitmiştim. Arabam tamir edilirken servis sahibi ile bir taraftan sohbet ediyor, bir taraftan da çayımızı içiyorduk.



