| Derdiyle Yanan Ruhlar |
|
|
| M. Ali Şengül, Zaman Avrupa | |
| 12.11.2007 | |
|
Böylesine ufku kararmış, maddi-manevi dünyaları ve hayalleri yıkılmış, enkaz haline gelmiş, mazisinden, kökünden koparılmış, tarih sayfalarından silinmeye çalışılan bir millet... Bu şanlı millet, düşürüldüğü kuyunun farkına varmış, rahat döşeğini terk etmiş, kararmış dünyasını aydınlatmak, kendine yakışır bir şekilde yeniden engelleri aşmaya, tünelleri geçmeye azmetmiş görünüyor. Bu azmini gerçekleştirme adına, enerji ve gücünü vahiy soluklu meleklerden, nebiler sultanı Efendimiz'den -sallalahu aleyhi vesellem- ve İslâm; hayatlarına hayat olmuş sahabe efendilerimizden -radıyallahü anh- almışlardır. Onlar ki; on dört küsur asırdan bugüne, hayatlarını davalarına adamış fedakâr, hasbi, vefa ve sadakat örneğini seleften alarak, engellere takılmadan yollarına devam ederek, azim ve kararlarından, ihlas ve samimiyetlerinden bir şey kaybetmezlerse, gelecek nesillerin yolunu açmış, onlara güzel bir dünya bırakmış olacaklardır. On dört asır evvel insanlığın iftihar tablosu aleyhissalatü vesellem Efendimiz'in diliyle müjdelenmiş kutsiler, hasbiler ve muhacirler, kendilerine yüklenen mesuliyetin hakkını 'gelecek nesilleri nefislerine tercih eden sahabe efendilerimiz gibi' verirlerse, onları her türlü sıkıntıları aşmaya Allah muvaffak kılacaktır. Bu mesuliyet ve sorumluluğun idrak ve şuuru içinde olan, gözümüzün nuru, gönlümüzün süruru yavrularımıza örnek teşkil edeceğine inandığım bir vakayı burada ifade etmem gerekiyor. Memleket ve milletimizin ba'sü ba'del mevtinin gerçekleşmeye başladığı günlerde, bahar çiçeklerinin açması gibi ilim-irfan yuvalarında boğaz tokluğuna vazife ve sorumluluk yüklenen kutsilerden birisi, bin bir zorluklarla elde ettikleri evlerindeki eşyalar, hanımların küpe ve bilezikleriyle meydana getirilen müesseseler kendini amorti edememektedir. İdareci arkadaşımız öğretmenlerine yarım maaş verip kendisi hiç almamaktadır. Onun için evine, çocuklarına ekmek götüremediğinden çocuklarını memleketine gönderir, kendisi de günde bir defa bekâr arkadaşlarının çorbalarına iştirak etmekle yetinmektedir. Bir gün ziyaretine gelen abisini, evine yemeğe davet eder. Sofrayı serer, tabak, kaşık ve çatalları sofraya kor ve yemek için 'buyurun' der. Ama sofrada ekmek yok, yemek yok, kısacası hiçbir şey yok. Bir sessizlik olur o ortamda. Yönetici, oldukça etkileyici, unutulmayacak şu sözleri söyler: "Siz şerefli misafirime, ağabeyime ikram edecek ne ekmek, ne de yiyecek hiçbir şeyim yok. Bir dilim ekmek ve bir tabak tarhana çorbası bile.. Çocuklarımı memlekete gönderdim." diyor halini arz ediyordu. Bu manzarayı gören misafir duygulanıyor ve cüzdanından bir sarı lira altın çıkarıp ona uzatıyor. "Kardeşim, bunu al bozdur, sonra git aileni getir.. Ben gerisini hallederim.. Sen bu sarı liraya benden daha layıksın, der. Sarı lira hadisesini şöyle anlatır kendisine: Kardeşim, ben bir tarihte inancımdan dolayı hırsız, şâki gibi kovalanıyordum. Zor şartlar altında işlerimi götürmeye çalışıyordum. Bazan 250 gr peynir bile alamıyordum. Evime, işyerime gidemiyor, tuttuğum bir depoda gizli kalıyordum. Zaman zaman bir dostumun annesinin evinde ailem ve çocuklarımla gizli görüşebiliyordum. Bu tabloyu öğrenen ev sahibesi nene bir gün, "Evladım sen zor günler yaşıyorsun. Yetmiş yıl evvel ben gelin olurken, bu sarı lirayı annem bana takmıştı. Ben de onu, hatıra olarak bu güne kadar sakladım. Bunu al, sıkıştığın an bozdurur çocuklarına harcarsın." deyince, "Nene, ben onu alamam. Senin çocukların, torunların o hatıraya benden daha layıktır." dedim. Nene, "Evladım ben onlardan helallik aldım, lütfen bunu kabul et." demişti. Kendisine bu hatırayı anlatıp, "Şu an sen benden bu sarı liraya daha layıksın." deyip zorla sarı lirayı ona vermiştim. Sıkıntılar, zorluklar.. Sıkıntı ve bu zorluklara rağmen fedakârlıklarla Allah bu günlere bizleri getirdi. Getirildiğimiz şu noktadan sonra yanlışlarımız olmamalı, ihlâs ve samimiyetimiz devam etmeli. Sevk edildiğimiz şu hizmet içinde kusurlar, eksiklikler aranmamalı, varsa kusurlarımız düzeltilmeli. Hizmet aşk ve şevkiyle gerilim kazanan ruhlarımız, haşyet duygusu ile bütünleşmeli küfür ve dalalet içinde kıvranan nesillerin imdadına sevgi, şefkat ve merhametle kucak açarak, Mevla'nın hoşnutluğu ve rızası kazanılmaya çalışılmalıdır. |
|
| Son Güncelleme ( 12.11.2007 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|



Gaflet uykusuna dalmış bir kısım insanların bulunduğu dünyamızda, kurtlar, çakallar iş başında, ortalığı yakıp yıkıyorlar. Buna mukabil, kaderimiz deyip ne yapacağını bilemeyen maddî-manevî, kalbî ve rûhî dinamiklerini kaybetmiş, sefalet ve zillete mahkûm, kendi derdini bile teşhisten âciz, ayaklar altında ezilen, cehaletin kurbanı, inancını bile rahat yaşama hakkından mahrûm, birbirine düşürülmüş, gelişen dünya şartlarına ayak uyduramayan, halleri yürekler acısı bir âlem-i İslâm tablosu ile karşı karşıyayız.



