Sivil Anayasa ve İçimizdeki Evrensellik Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 4
Kötüİyi 
Leyla İpekçi, Zaman   
20.11.2007

Leyla İpekçiİlk kez katıldığım ve sivil anayasa taslağının tartışıldığı Abant toplantısında beni öncelikle meşgul eden taslağın ruhuna dair tartışılanlar oldu. Taslağı hazırlayan profesörlerden Yavuz Atar, bireyi ön plana aldıklarını belirterek bireyin kutsanmadan esas alınmasının dinlerde de karşılık bulduğunu söylediğinde Ali Bulaç gibi bazı katılımcıların itirazına maruz kaldı. Dinin cemaatlere hitap ettiği, oysa böyle bireyci bir yaklaşımın toplulukların hassasiyetlerini gözden kaçırma riski taşıdığı söylendi.

Yasin Aktay'ın da altını çizdiği gibi, her vakit namazında okunulan Fatiha Sûresi'nde mümin kişinin ağzından hep 'biz' sözü dökülür. Mümin, her duasında kendisi için istediklerini başkaları için istemeden imanın eksik olacağını bilir. Gelgelelim, denildiği üzere, Rabbin kalpteki tecellisi biriciktir: Bir kalpte iki farklı şekilde tecelli etmediği gibi farklı kalplerde aynı biçimde de tecelli etmez.

Yani insanın sırrı kalbindedir. Ve kalbine koskoca bir kâinat sığdırma mahareti vardır. Eşsiz bir tekillikten, biriciklikten söz edebiliriz kısacası. Bireyin her türlü sosyal, hukuki haklarını devletin veya çeşitli kurumların karşısında güvence altına almakla yükümlü sivil anayasalar da benzer bir biriciklik yaklaşımını benimserken bunun adını 'bireye önem vermek' olarak koyuyorlar. Ve kişiyi beşeri bir imkân olarak tanımlıyorlar. Ama: Birey (isterse bu dünyayla birlikte öte dünya algısını kendi içinde kodlamış bir mümin kalp olsun) insan eliyle yazılan anayasa metnini hakikate nispet oranında yorumlayacağının bilincinde değil midir zaten?

Birey tanımını bugün daha ziyade sosyolojik bir kavram olarak kullanıyor ve cemaat ile sanki iki zıt kavrammış gibi ele alıyoruz. Birey ile topluluğu birbirinden soyutlayan böyle bir algı ise 'dünya' tasavvurumuzda bir yarılmaya tekabül etmez mi?

Bireyi ön planda tutan bir anayasa metni, dünyanın doğusundan veya batısından, geçmişinden veya bugününden pek çok müşterek değeri 'evrensel değerler havuzu'nda bulabilir ve kullanabilir. Örneğin hürriyet gibi bir kavram, batıdan da gelse, eğer hakikate değiyorsa kaynağı birdir, sorgulanmasının çok da anlamı yoktur. Son Osmanlı şeyhülislamının meşrutiyet ilan edildiğinde bunun garp usulü olduğunu söyleyerek itiraz eden ahaliye "hakikatin menşei bağımsızdır" demesi (aktaran Prof. Mehmet Aydın) buna bir örnektir.

Burada asıl risk, daha ziyade Batı'da üretilen -ve her farklılığı kendisine benzetme eğilimi gösteren- bugünkü küresel değerlerin tamamının adeta evrensel değerler olarak görülme riskidir. Locke'dan, Hobbes'dan veya Mill'den esinlenilerek oluşturulan bir anayasa maddesinde, diyelim bir Farabi'nin, Maturidi'nin evrensel değerlere bugün bile en az dünkü kadar katkıda bulunan yaklaşımlarını dışlayabilirsiniz. Zaten Bulaç'ın haklı bir itirazı da bu noktadaydı.

Evrensel değerlerin ölçüsünü en adaletli olarak ancak hakikat ile tartmak mümkündür diye düşünüyorum. Hakikat ölçüsünün öncelikli birimi ise 'içimizdeki evrensellik' değil midir? Dönüp kendi içimize baktığımızda, hakikate nispetle yaptığımız her tanımın perdelerini kaldırmaya başladığımızda, ezeli tabiatımızda varolan'a yaklaşabiliriz kuşkusuz. Başkalarından öğrenilemeyecek şeylerle kendi dikey yolculuklarımızda karşılaşmıyor muyuz? Doğu ile Batı'nın, geçmiş ile bugünün, kutsal ile sekülerin birlikte kuşattığı o kıyısız okyanusta?

"Cemaatleri oluşturan bir nevi gönüllü birlikteliktir." diyen Atar'ı dinlerken 'fethedilmiş kalp'in anlamını yeniden düşündüm. Dinî cemaati oluşturan bireyleri tanımlayan en güçlü bağ, onları kalplerinden bağlayanı değil midir sahiden? Bu bağ ise her türlü etnik kimlik ayrımcılığını da, cinsiyet, sınıf, ırk ayrımcılığını da dışlamaz mı?

Atar'ın "topluluk hakları, müşterek olarak kullanılan bireysel haklardır" sözünün farklı açılımlarını bu yüzden hem dinî hem seküler dağarcığımızda 'bir bütün halinde' bulabildiğimizi düşünüyorum. Ve toplumsal bir sözleşme üzerinde düşündüğümüz bugünlerde sivil bir anayasanın ruhunda hep birlikte 'çoğalmak' adına bu yaklaşımın önemine inanıyorum.

Yorumlar
Yeni Ekle RSS
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.

3.20 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

Son Güncelleme ( 20.11.2007 )
 
< Önceki   Sonraki >

Multimedya

Hicret, Ric'at ve Mukaddes Hüzün

Seyredin

Efendimizin Din'e Hizmet Edenlere Alakası

Seyredin

Bizi Birbirimizden Koparamazlar!

Dinleyin

Fethullah Gülen Belgeseli-1: Ümit Yolcusu

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-2: Sevgi Okulları

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-3: Hoşgörü ve Diyalog

Seyredin

Salihli Vaazı - 1979

İndirin

Kur'ân ve İlim Konferansı - 1976

İndirin

Kuvvet, hikmetin insanlığın hizmetinde kullanılması istikametinde ne kadar yardımcı oluyorsa o ölçüde kıymet kazanır. Kuvveti birilerinin üzerinde baskı kurmak ve tahakkümde bulunmak için istemek –en hafif ifadesiyle– bir zorbalıktır.
Advertisement
Fethullah Gülen Web Siteleri