Bürokratik Vesâyetten Kurtulmak Şart Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 2
Kötüİyi 
Prof. Dr. Levent Köker, Zaman   
20.11.2007

Abant Platformu'nun düzenlediği "Yeni bir anayasa" konulu toplantı, 16-17 Kasım günlerinde İzmit Kartepe'de yapıldı. Siyasî gündemin ön sıralarına maalesef "terör" ve "savaş" sözcükleriyle belirlenen konuların yerleşmeye başladığı bugünlerde, Abant Platformu'nun yeni bir anayasa konusunu masaya yatırması gerçekten ilgi çekmesi gereken bir tavır oldu.

Takdir edilmelidir ki, toplantının tek meziyeti kaba güncellikten sıyrılarak, Türkiye'nin uzun vadeli gelişme dinamiğini tayin edecek önemde bir mesele olarak anayasa konusuna eğilmesi değildi. Toplantı, yeni anayasanın yapılmasına ilişkin yöntem sorunlarından anayasanın olması gereken içeriğine dek birçok konuda birbirinden çok farklı görüşlerin dile getirilmesine imkân sağlamasıyla da dikkat çekiciydi. Farklılıklara saygıyı beşerî olanı anlama ihtiyaç ve gayretinin ön şartı kabûl eden Abant Platformu, bu toplantı ile birlikte, yeni anayasanın nasıl olması gerektiği konusunda da kamuoyuna ihmal edilmesi mümkün olmayan bir tecrübe de sunmuş oldu. İki gün boyunca devam eden toplantıda, açılış ve değerlendirme konuşmaları dışında, anayasanın yapılma yöntemi, hak ve özgürlükler, siyaset-asker ilişkileri, cumhurbaşkanlığının konumu, yasama, yürütme, yargı ilişkileri bağlamında bilimsel tebliğlerin sunulduğu dört oturum yapıldı. Bu yazı, toplantıda öne çıkan bazı görüşleri özet olarak aktarmayı amaçlamaktadır.

Yeni bir anayasa herkesin talebi

Yeni anayasaya ilişkin ilk mesele, anayasanın yapılma yöntemiyle ilgilidir. Bu bağlamda, tartışma gündemine getirilmek istenen görüşlerden biri, bugünkü TBMM'nin anayasa yapamayacağı yolundadır. Aslında Türkiye kamuoyunda da pek taraftar bulmayan bu görüşe karşılık, Abant Platformu'nda, TBMM'nin, mevcut anayasaya göre yeni bir anayasa yapma yetkisine sahip olduğu görüşü ağır basmıştır. TBMM'de grubu bulunan siyasî partilerden üçünün (AKP, MHP ve DTP'nin), Türkiye'nin demokratik siyasî düzeninin nasıl olması gerektiği konusunda bazı temel noktalarda zıt fikirlere sahip olmalarına rağmen, yeni bir anayasaya olan ihtiyaç üzerinde hemfikir oldukları bilinmektedir. Dahası, AKP ve MHP, yeni bir anayasa yapma niyetlerini seçimlerden önce, halkın önünde bir vaat olarak dile getirmişlerdir. Bu partilerin aldıkları oyların, bu vaadin onaylanması anlamına geldiği, bir diğer deyişle mevcut yasama organının hukuken zaten sahip bulunduğu yeni bir anayasa yapma yetkisini siyaseten de meşru bir zemine oturtmuş olduğu söylenebilir. Buna karşılık, toplantıda, TBMM'nin anayasa yapma konusunda izlemesi gereken yol konusunda iki farklı görüş dile getirilmiştir. Bunlardan biri, anayasa yapmanın hukuk tekniğine ilişkin "uzmanlık" boyutundan önce, halkın anayasa meselelerini anlayıp sindirmesine imkân verecek bir sürecin yaşanmasına imkân verilmesi yönündedir.

AK Parti'nin öncülük ettiği yeni "sivil" anayasa girişiminin askıya alınmasını öneren bu görüşün yanı sıra toplumsal mutabakatın temini bakımından zorluk yaratacak tartışmalı sorunları da içeren ayrıntılı bir "anayasa yazımı"ndan önce, Türkiye toplumunun üzerinde mutabakat sağlamasının daha kolay olabileceği bazı temel ilkelerde anlaşma sağlanması yoluna gidilmesinin yerinde olacağı görüşü de dile getirilmiştir. Nihayetinde TBMM tarafından gerçekleştirilecek olan yeni anayasanın Türkiye'deki vatandaşların sahip çıkacağı, "benim anayasam" diyeceği bir düzenlemenin oluşması bakımından önemli gibi görünen bu görüşlere karşılık, Türkiye'nin bugünkü anayasa meselelerini neredeyse 1982'den beri tartışmakta olduğu da söylenmiştir. Özellikle 1990'lardan bu yana geçen on yedi yıllık süre içinde, bugün tartışılmakta olan özgürlük ve demokrasi ile ilgili birçok sorun hakkında, artık neredeyse söylenmedik hiçbir söz bile kalmamıştır, çok sayıda anayasa önerisi ortaya atılmıştır. TBMM, bu birikime dayanarak çağdaş demokratik ilkelere uygun bir anayasa yapabilecektir. Asıl sorun, belki yöntemde değil de, içeriktedir. Bu ikisini birbirinden ayırmak pek mümkün olmasa da, yeni anayasanın AK Parti tarafından seçim beyannamesinde de dile getirildiği üzere, "sivil" bir anayasa olması gerektiği vurgusu, içerik tartışmasını da çağrıştırmaktadır. Zira, yeni anayasanın sivil niteliği, sadece Türkiye Cumhuriyeti'nin bundan önceki anayasalarının olağanüstü koşulların veya askerî darbe dönemlerinin ürünü olmayıp, demokratik seçimlerle oluşmuş bir yasama organı tarafından yapılmasıyla sağlanamayacaktır. Mevcut TBMM'nin hem seçimlere katılım oranı (% 84'ten fazla olması) ve hem de temsilde adalet (oyların % 85'inden fazlasının sandalye karşılığının olması) bakımlarından sahip olduğu demokratik meşrûiyetin, aynı meclis tarafından bir siyasî mutabakat ile yapılacak anayasaya da aynen yansıyabileceği iddia ve kabûl edilse bile, bu böyledir. Nitekim, Abant Platformu'nun toplantısında yeni anayasanın sivilliği ile ilgili olarak birbirini tamamlayan üç belirleme gündeme gelmiştir. Bunlardan birine göre sivil kelimesi "(vatandaşlardan oluşan) topluma ait" demektir. Öyleyse sivil anayasa, vatandaşların anayasası demektir ki; bu da, sivil kelimesinin bir diğer anlamına bağlanarak, yine anayasanın uygar bir anayasa olacağına işaret etmektedir. Bununla kastedilen de, elbette uygar ("medenî") memleketlerdeki demokratik hukuk devleti ilkelerini içeren bir anayasadır. Yeni anayasa, bu iki anlamda sivil, yani vatandaşlara ait, demokratik hukuk devleti ilkelerini kurumsallaştıran bir anayasa olacaksa, bu düzende siyâset de "sivilleşmiş" olacak, yani siyaset ile asker arasındaki ilişki, Türkiye'de var olan ve demokratik devlet anlayışına göre "atipik" olan niteliklerinden arındırılacak, yani siyasî rejim de "sivilleşmiş" olacaktır.

Bu bağlamda, yeni anayasanın Abant Platformu toplantısında üzerinde neredeyse oybirliği sağlandığını belirtebileceğimiz muhteva özelliği de belirginleşmiş olmaktadır: 1924 Anayasası'nda olmayan; ama 1961 Anayasası ile Cumhuriyet'in siyasî pratiğine fiilen giren, 1982 Anayasası ile hukukî olarak pekiştirilen bürokratik vesâyet mekanizmalarının tasfiye edilmesi, yeni anayasa için bir zorunluluktur. Parlamentarizmden vazgeçmeden uygulanması mümkün görünen ve en azından Avrupa'da çok sayıda örneği bulunan cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi ile yetkilerinin azaltılarak "sorumsuzluk-yetkisizlik" dengesinin doğru kurulması, bu hedef doğrultusunda atılacak en önemli adım değildir. Bundan daha önemli olan hususlar arasında, Milli Güvenlik Kurulu'nun sistem içindeki yeri ile özellikle yargının bağımsızlığı ile tarafsızlığının sağlanması öne çıkmaktadır. Keza, egemenliğin, "yetkili organlar eliyle" değil de "yasama, yürütme yargı organları tarafından kullanılacağı" yönündeki düzenleme de bu yönde bir adımdır.

Yeni anayasa ve kronik sorunlarımız

Yeni anayasanın içeriği ile ilgili olarak toplantıda en çok tartışılanlar arasında, Türkiye Cumhuriyeti'nin demokratik çoğulculuk ilkelerine uygun bir biçimde yapılanmasını doğrudan etkileyen konular olarak, "vatandaşlık" ve "din ve inanç özgürlüğü" öne çıkmıştır. Vatandaşlık ile ilgili olarak, üç yaklaşımın dile getirildiği belirtilmelidir. Bunlardan birincisi, mevcut düzenlemenin muhafaza edilmesidir. İkinci yaklaşım, 1924 Anayasası'ndaki düzenlemeden esinlenen, AK Parti için hazırlanmış olan taslak metinde yer verilen, "Türkiye Cumhuriyeti'ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkese, din, dil ve ırk farkı gözetilmeksizin Türk denir" düzenlemesinin benimsenmesidir. Konuyla ilgili üçüncü yaklaşım ise Türkiye'de etnik ve dinî inanç temelli çoğulculuğun kabûlü anlamında düşünülen bu düzenlemenin özellikle Kürt sorununa bir çözüm getirme yeteneğinden yoksun olduğunu dile getirmiştir. Bu düşünce uyarınca yer verilen bir öneri, yeni anayasada vatandaş tanımına yer verilmemesi yönünde olmuştur. Bu görüşe göre, Türkiye'de yaşayan ve vatandaş olan herkesin kendisini siyasî ve kültürel olarak ifade edebilmesi imkânına sahip, bu anlamda dinamik ve açık bir anayasa yapılması daha yerinde olacaktır. Din ve inanç özgürlüğü bağlamında çözülmesi gereken sorunlara gelince, bunlardan biri on yıllardır devam etmekte olan "başörtüsü sorunu" ile ilgili olarak, Anayasa Mahkemesi'nin ve AİHM'nin konuyla ilgili içtihatlarının bu konuda daha özgürlükçü bir düzenleme için engel oluşturmadığı, ancak konunun bir anayasal düzenleme ile çözülmesinin gerektiği üzerinde geniş bir görüş birliği sağlanmıştır.

Netice itibarıyla Türkiye'nin bugün arayış içinde olduğu yeni bir anayasanın yapılması sürecinde, Cumhuriyet'in hemen öncesinde başlamış olan bir ayrımın yeniden gündemde olduğu, Abant Platformu'nun bu toplantısıyla açığa çıkmış olmaktadır. Bu ayrım, 1920'deki Büyük Millet Meclisi'nde dile getirildiği gibi, Türkiye'de "halkın kendi mukadderatını bizzat ve bilfiil eline alması"nı mümkün kılacak bir yeni düzen ile bugün "bürokratik vesâyetçilik" diye dile getirilen "memurin tahakkümü" arasındadır. 1920'den bu yana geçen 87 yıllık Türkiye tecrübesi ile dünya toplumlarının ekonomik, kültürel ve siyasî birikimi, yeni anayasal düzen için, her türlü toplumsal farklılığın siyasî ifadesini öngören eşit saygı ilkesine göre biçimlenmesi gereken günümüz demokratik çoğulculuğuna dayanan bir yönün tercih edilmesi gerektiğini göstermektedir. Abant Platformu'nun "Yeni bir anayasa" toplantısı, daha demokratik bir Türkiye'nin sadece bir gereklilik değil, aynı zamanda bir imkân olduğunu da gösterebilmiştir.

Prof. Dr. Levent Köker, Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi.

Yorumlar
Yeni Ekle RSS
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.

3.20 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 
< Önceki   Sonraki >

Multimedya

Mü'min Ufkunda "Çevre"

Seyredin

Hicret, Ric'at ve Mukaddes Hüzün

Seyredin

En Önemli Vazife

Dinleyin

Fethullah Gülen Belgeseli-1: Ümit Yolcusu

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-2: Sevgi Okulları

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-3: Hoşgörü ve Diyalog

Seyredin

Salihli Vaazı - 1979

İndirin

Kur'ân ve İlim Konferansı - 1976

İndirin

Küçük bir şey başarınca her şeyi başaracağını zannetmek şeytanî bir vehimdir.
Advertisement
Fethullah Gülen Web Siteleri