| Muş-Diyarbakır Hattında İki Gün |
|
|
| Ahmet Taşgetiren, Bugün | |
| 20.11.2007 | |
|
Diyarbakır üzerinden Muş'a gittim. Oradan tekrar Diyarbakır'a döndüm, Diyarbakır'dan Urfa'ya geçtim ve İstanbul. -Diyarbakır uçağının yarısı, İstanbul'dan giden iş adamlarıyla doluydu. Bu iş adamları Fethullah Hocaefendi'nin "Bölgede kardeş şehirler, kasabalar, köyler, aileler edinin" çağrısı istikametinde bir şeyler yapabilmek için yola çıkmışlardı. Daha önce, iş adamı kuruluşu BUSİAD tarafından Bursa ile Van, kardeş şehir ilan edilmişti. Demek, ikinci adım Diyarbakır'dan başlamaktaydı. -Muş'ta, "İslam ve Rahmet toplumu" konulu bir konferansım vardı. Seçkin bir toplulukla buluştum. Muş Muradiye Kültür Vakfı, konferansı bez afişlerle ve bilbordlarla duyurmuştu, sıcak, samimi bir topluluğa hitap ettim. Akşam Muş'a yakın bir beldeye götürdüler. Orada bir kahvehaneye davet edildim. Oyun oynanmıyordu. Beldede tanınan bir kişi beni takdim etti. Kalkıp üç-beş kelime söylemem gerekti. Kalktım, üç-beş kelimeyi aşan bir konuşma yaptım. Masalar döndü, her yaştan insan gözlerini dikti, sevgiyle dinledi. "Bu beldenin her evinde Kur'an okuyan insanlar var" denilmişti. Ben de onlara İslam'ın aile ve toplum hayatımıza taşıması gereken güzellikleri anlattım. Oradan muhabbetle kucaklaşarak ayrıldık. Akşam otelde haberleri dinliyorduk. DTP'li bayan milletvekilleri ile ilgili haberler vardı, bize refakat eden yaşlı bir emekli din görevlisi "Bunlar bizim Kürtler değil" dedi. "Bizim Kürtler dindardır." -Muş'a gelirken yol üzerinde Veysel Karani'nin türbesi var, onu ziyaret için durmuştuk. Veysel Karani'nin türbesi genç-yaşlı, kadın-erkek ziyaretçilerle dolup taşıyor. -Diyarbakır'da, misafir olduğumuz evde Diyarbakır'ın ileri gelen insanlarından bir grupla beraber olduk. Birisi Aksaray'da başından geçen bir olayı anlattı. "Bir kahvehaneye oturmuştuk. Etraftan birisi bana "Nerelisin?" diye sordu. Önce cevap vermedim. Sonra ısrar etti. "Diyarbakırlıyım" dedim. Gözleri açıldı, "Diyarbakırlısın ha!" diye tekrarladı. İlk defa Diyarbakırlı olduğumu söylediğimde böyle bir tepki ile karşılaştım." -Diyarbakır'da, Şarkiyat Derneği, çoğunluğu akademisyenlerden oluşan bir toplulukla sohbet düzenlemişti. Dernek iki yıl önce kurulmuş. Bir kültür hareketinin ilk nüvesi. 1 milyon 41 bin kitaplık bir kütüphane kurmayı hedefliyorlar. Çok mutlu oldum. Sohbette süremiz kısıtlıydı. Kısa bir sunuş yaptım. İnsanın Yaratan'la ilişkileri, dünya misyonumuz, İslam, kavmiyet gerçeği, kavmiyeti ideoloji haline getirmeme, her kavmin iyileri ve kötüleri bulunabileceği, öte dünyada verilecek hesap açısından insani durumumuz çerçevesinde bir sunuş oldu bu. Bu sunuşa ilk tepki, bil ilahiyatçı öğretim üyesinden geldi. Konuşmam "çok soyut" bulunmuştu, oysa somut gerçekler vardı. Ve somut gerçekler çok güzel değildi. Bölgedeki sancıdan bahsediyordu, adaletsizliğin, yanlış devlet politikalarının altını çiziyordu. Sonra gelen sorular, değerlendirmeler hep "sorun"un varlığı ve boyutlarını işaretliyordu. İslami duyarlılığı bulunanlar ağırlıktaydı, benim hassasiyetlerimi paylaşan insanlardı ama "sorun"un varlığı da görülmeliydi. Kimlik, dilin kullanımı gibi talepler nasıl anlaşılmazdı? İhmal edilmişlik sorunun kaynağı idi. Devlet bölgeye yatırım yapmalıydı, ekonomi özel sektöre bırakılamazdı. Hafta içinde askerlerin slogan atarak yürütülmesi ne demekti? "İslam kardeşliği" teması gerçekte neydi, bu işte yanlış kullanılmakta mıydı? Bir dokun bin ah işit türünden bir toplumsal zemin söz konusu idi. Hükümete bakış umutla kaygı arasında gidip geliyordu. Asker itirafları bir "umut" açılımı olabilir mi idi? DTP ve PKK'nın Kürtler'in temsilcisi olmasından rahatsızdılar. Ama İslami bir çizgi eksikliğinin de altını çizmekteydiler. -Bu arada görüştüğüm İlahiyatlı öğretim üyeleri, bölge için İlahiyat Fakültesi'nin önemini anlattılar ancak bu öneme karşılık yaşanan zaafı ifade ettiler. Ben de onlara bu gerçeği Sayın Cumhurbaşkanı'na ve Başbakan'a anlatma yolunu bulsanız dedim. Devlette Doğu-Güneydoğu ve İslam arasındaki ilişkide jetonun henüz düştüğü söylenemez. AK Parti hükümetinden çok şey bekleniyor. Bir geniş açılım olacaksa, bunun içinde eğitimin ve İslami ilimler alanında bölgesel bir merkez olma projesinin bulunması kaçınılmaz. -Bölge en hassas günleri yaşıyor. Bana şu söylendi: Bölgede hiçbir dönem, son birkaç ay içinde olduğu kadar kırılgan hale gelmedi. İnsanlar ilk defa Türkiye'nin farklı yerlerinde Kürt olarak bulunmaktan endişe duyar hale geldiler. İşte en büyük tehlike bu. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|



Bugün, bir küçük Doğu-Güneydoğu enstantanesi sunmak istiyorum. Cumartesi-Pazar günleri Diyarbakır-Muş-Urfa güzergahındaydım.



