Mü'min Muvazene Unsurudur Yazdır E-posta
Fethullah Gülen   

Bizim asıl gaye ve hedefimiz, ne mücerred manada dünya hâkimiyeti, ne de dünya hâkimiyeti vesilesiyle dâhilî huzur ve sükûnun teminidir. Belki bunlar, bizim asıl gaye ve hedefimize terettüp eden semerelerdir. Asıl gayemize gelince o, yeryüzünde Cenab-ı Hakk'ın yüce ve yüksek adının şehbal açmasıdır. Fakat bu neticeye ulaşabilmek için güçlü, kuvvetli ve önüne çıkan manileri ortadan kaldırabilecek kapasitede olmamız şarttır ve bir zarurettir. Esasen bu iki şeyi birbirine karıştırmamak gerektir. Biz güç ve kuvveti Hakkın emrinde kullanmak için isteriz. Yoksa Müslümanın duygu ve düşüncesinde tagallüp ve tahakküm için güç ve kuvvet talebi yoktur.

Kendisi mezellet içinde kıvranan bir milletin yüce hakikatleri temsil etmesi mümkün değildir. Hele onun eliyle takdim edilecek hakikatlerin başkalarınca kabullenilmesi imkânsızdır. Bu açıdan da, bir milleti ayakta tutan bütün ana rükünlerde en ileri seviyede güç ve kuvvetimizi ispat etmemiz gerekmektedir. Ordumuz en modern silahlarla mücehhez olmalı; maarifimiz, en yeni buluş ve bilgilere beşiklik yapmalı; emniyet kuvvetlerimiz, üç-beş sergerdana teslim olmak bir yana, adı anıldığında bütün dünya anarşistlerinin kalplerine korku salacak derecede güçlü olmalı ve başka devletler dahi altından kalkamadıkları anarşiyi bizlerle bertaraf etmek için müracaatta bulunmalıdır. Maliyemiz, başkalarına ulûfe dağıtacak seviyeye yükselmelidir. Dünya hâkimiyeti için bunlar şarttır. Yüce hakikatleri temsil edebilmemiz için de dünyaya hâkim olmamız, ayrı bir şarttır. Bu şartın yerine gelmesi ise, ancak cihadla mümkün olacaktır.

Dünyanın neresinde olursa olsun ortada bir zulüm varsa, mü'min o zulmü ortadan kaldırmak zorundadır. Çünkü mü'min yeryüzünün muvazene unsurudur. Bunun için de, önce yakın daireden işe başlamalı ve gücü nispetinde bu daireyi genişletmenin çarelerini araştırmalıdır. Bu mevzûda himmetini öyle âlî tutmalıdır ki, perspektifine bütün cihanı almalı ve sistematiğini ona göre akord etmelidir.

Mü'min, alabildiğine şefkatli ve mürüvvetlidir. Onun başkalarının kurtuluşu için çırpınıp durmasının manası da budur. Hatta o, bu uğurda başını kaldırım taşı gibi muhatabının ayaklarının altına kor ve ondan gelecek her türlü hakarete sabır ve müsamaha ile mukabelede bulunur. Fakat, içte anarşi ve huzursuzluk çıkaran mütecavizlerin karşısına da tunçtan bir abide gibi dikilir ve ölümü pahasına da olsa her türlü tecavüze sed çekmeye çalışır. Kur'ân onu bu vasfıyla tebcil eder ve "Kâfirlere karşı alabildiğine onurlu ve izzetlidirler" der. Mü'min gerektiği zaman bu izzet ve onurunu maddî cihada harç yapar ve kadınıyla, erkeğiyle, ihtiyarıyla, genciyle, hatta gerektiğinde çocuğuyla devletin yanında yer alarak iç bünyeyi saran fesat şebekesini ortadan kaldırıncaya kadar cihad ve kavgasını devam ettirir. Çünkü mü'min, ferasetiyle de bilir ki, bugün kobralaşmış ve insanlık sıfatını başka yerlerde bırakmış bir anarşiste veya teröriste en küçük taviz vermek, yarın ardı arkası gelmeyen taleplere kapı açma olacaktır. Bugün birinden, küçük dahi olsa bir talepte bulunan ve bu talebinin kabul edildiğini gören anarşist kat'iyyen bununla tatmin olmayacak ve her geçen gün çok daha başka tavizler koparmaya çalışacaktır. Her taviz, bir başka talebe davetiye demektir. Eğer bir gün ırz, namus ve vatan dâhil, bütün mukaddeslerimiz pazarlık masasına getirilirse, bu verilen ilk tavizin acı fakat gerçek bir neticesi olacaktır. Öyle ise mü'min işin başında taviz vermemeye çok dikkat etmeli ve bu mevzûda alabildiğine kararlı davranmalıdır. Meselâ, anarşistler "Bugün dükkânlar kapanacak, kepenkler çekilecek" diye ültimatom gönderseler, mü'min, o gün bir başka mazeretinden dolayı dükkânını kapatacak dahi olsa, her türlü mazereti bir tarafa atacak ve gidip dükkânında oturacaktır. Bunu yapmak, onun için cihadların en büyüğüdür. Bu, zulmün karşısına dikilip, fiilen zalimin yüzüne tükürmek demektir. Bu, onun için açılan şehâdet kapısıdır. Zira Allah Rasûlü, "Malını müdafaa ederken öldürülen şehiddir" buyurmaktadır. Diğer taraftan, bir anarşist elinde silâh kapına dikilse ve anarşi hesabına senden bir arpa tanesi dahi istese, vermemek için diretecek, canını verecek, fakat o bir arpa tanesini vermeyeceksin. Çünkü, onun ilk talebini yerine getirdiğinde bileceksin ki, aynı şahıs bir başka zaman yine kapını çalacak ve seni ömür boyu yere baktıracak taleplerde bulunacaktır. İşte o zaman, ilk kapın çalındığında ne pahasına olursa olsun diretip ölümü tercih etmediğine bin pişman olacaksın. Bu mezellete meydan vermemenin çaresi, yine sensin. Sana ahirette ebedî bir saadet ve mutluluk temin edecek olan şehadeti, üç günlük dünya hayatına, hem de zillet içinde geçecek olan dünya hayatına tercih edeceksin. (İ'lâ-yı Kelimetullah veya Cihad, s. 99-102)

Fethullah Gülen: ABD Sohbetleri: Kuvvet Dengesi ve Strateji
Son Güncelleme ( 14.08.2010 )
 
< Önceki   Sonraki >
Kuvvetin hakimiyeti gelip geçicidir; bâki olan, hak ve adaletin hakimiyetidir. Bunlar, bugün olmasa bile, çok yakın bir gelecekte mutlaka galip geleceklerdir. Onun içindir ki, en büyük siyaset, hak ve adalet taraftarlığında aranmalıdır.
Fethullah Gülen Web Siteleri