Anayasaya Abant Ayarı Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 2
Kötüİyi 
Aksiyon   
26.11.2007

Anayasaya Abant AyarıTürkiye son aylarda şiddetle yatıp terörle kalkıyor. Gündem, sınır ötesi harekât. Askerî stratejiler, Kuzey Irak haritaları havada uçuşuyor. 22 Temmuz seçimleri sonrasının ana gündem maddesi 'sivil anayasa' meselesiyse buzdolabında. Yaz aylarının fırtınalar kopartan gündemi artık basından eski ilgiyi görmese de, ülkenin en renkli ve iddialı fikir platformu Abant toplantıları, 15. buluşmasında bu hayati konuyu tekrar gündeme taşıdı. Hükümetin bile 'rölantide' olduğunu açıkladığı konu, iki gün boyunca enine boyuna tartışıldı Kocaeli Kartepe'de. Hem de bütün tarafların katılımıyla…

15. Abant Platformu'nun en önemli özelliği anayasa tartışması değildi aslında. Toplantıyı esas önemli kılan, Türkiye için hayati bir konuyu ilk kez bu kadar geniş, renkli ve sivil bir ortamda tartıştırmasıydı.

Neden Yeni Bir Anayasa?

Sivil anayasa maddelerini tartışmaya geçmeden önce, eskisinin neden değişmesi gerektiğini ortaya koymak lazım öncelikle. Bir darbe metni olduğunu, askerî inisiyatifle hazırlandığını ve topluma dar geldiğini herkes biliyor; ama bu fiyakalı ifadelerin açılımını da yapmak lazım biraz. Dr. Ümit Kardaş'ın tarifi önemliydi bu açıdan: "Mevcut anayasa toplumsal mutabakata dayanmak yerine, topluma bir dayatmadır ve toplumu cendereye almaktadır. Yapılış biçimiyle bir anayasa olduğu bile tartışılır. Ruhu olmayan tutarsız bir metindir." Sivil anayasayı hazırlayan 6 kişilik bilim kurulunun başkanı Prof. Dr. Ergun Özbudun ise çeşitli dönemlerde yapılan 15 değişikliğin bile 12 Eylül anayasasının özündeki devletçi, vesayetçi ve otoriter zihniyeti ortadan kaldırmaya yetmediğini vurguluyordu.

Nasıl bir anayasa ile yönetiliyoruz sorusuna en iyi cevabı, bilim kurulu üyesi Doç Dr. Serap Yazıcı verdi. Ona göre 82 Anayasası'nın üç önemli özelliği var: Yasakçılık, otoriterizm ve vesayetçilik. Hazırlayıcıların temel hedefi, 1961 Anayasası ile bireyin lehine dönen ibreyi tekrar devlet tarafına çevirebilmekti ve bu fazlasıyla sağlandı. Oysa bu, evrensel anayasa prensiplerine aykırıydı. Uzun sözün kısası, yapılan müdahalelerle bir tür yamalı bohçaya dönen; ama yine de otoriter kimliğini korumayı başaran bu anayasanın yenilenme zamanı geldi. Şimdi soru şu: Nasıl bir sivil anayasaya ihtiyaç var?

Güncel meseleler dururken toplantıda anayasanın gündeme alınmasını anlamlı bulan Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, "Burada şu mesaj veriliyor, terörün de, sosyal ve ekonomik problemlerin de, zaman zaman yaşadığımız insan hakları ihlallerinin de çözümü, daha demokratik bir anayasadan geçer." diyerek, konu seçiminden duyduğu memnuniyeti dile getiriyordu. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat ise partisinin anayasa çalışmasının, toplumun siyasi partilere yüklediği misyonun bir sonucu olduğunu vurgulayarak, bunun sadece bir seçim vaadi olmadığının altını çizdi: "AK Parti kurulduğundan beri programında Türkiye'nin 82 Anayasası ile idare edilemeyeceğini söylüyoruz. 22 Temmuz öncesi bunu açık ve net olarak halka taahhüt ettik ve seçime gittik. İnsanlar buna oy vermiştir. Bu AK Parti anayasası değildir ve olmayacaktır; ancak toplumu harekete geçirmek için üzerimize düşen bir görev vardı. Tüm halkı kucaklayacak bir anayasa yapmak için yola çıktık. Şu andaki taslak özgürlükler açısından asgari şartları gösteriyor. Bunun üstüne özgürlükleri genişletici ve sosyal bir hukuk devletinin yapılanmasında her türlü katkıya açıktır. Tek şartımız var, hâlâ demokrasi ile bu ülkenin yönetilemeyeceğini düşünenler hukuk devleti ötesinde bir kanun devletinin yeterli olduğunu düşünler buna katkı sunamaz." Fırat, bilim kurulundan kendilerine gelen taslağı neden açıklamadıklarını da net bir dille ifade ederek, her kesimden gelen katkılardan faydalanabilmek için beklediklerini belirtti ve ekledi: "Abant toplantısından çıkacak fikirler de taslağın şekillenmesinde etkili olacaktır."

Yeni anayasanın temel nitelikleri neler olmalı sorusu, Abant platformunda en fazla tartışılan konu oldu. Konuşmalardan, en fazla bu sorunun cevabına hazırlanıldığı da ortaya çıkıyordu aslında. Bakan Şahin, yeni anayasayı tarif ederken, toplumun gerisinde kalmayan, hatta ondan bir adım öne geçebilen bir metin istediklerinin altını çizdi. Bakan'ın dikkat çektiği bir husus ise tartışmanın en can alıcı noktasıydı. Ne güvenlik kaygıları ile özgürlüklerden vazgeçen ne de özgürlük adına güvenlikten vazgeçen bir anayasa olmalı. Peki, bu nasıl olacak? Hem özgür olacağız hem de çok güvende dediğiniz anda mayınlı bir alana da girmiş oluyorsunuz. Ancak Bakan Şahin'e göre bu dengeyi sağlamak, büyük devletlerin işi olabilir ve Türkiye devletiyle, milletiyle bu güce sahip.

Yeni anayasa sürecinde belki de en büyük sıkıntı, ilkeye göre değil kişiye göre tavır almak… Maalesef anayasa tartışmaları bu çizgide devam ediyor. Prof. Mümtaz'er Türköne, bunun Türkiye'nin önünü nasıl kapatacağını bir fıkra ile izah etmeye çalıştı anayasa toplantısında:

"AK Partililere sormuşlar, Meclis gündemine bir kanun geldiği zaman neye göre oy veriyorsunuz diye. Onlar, 'Biz Salih Kapusuz'a bakıp ona göre oy veriyoruz' demiş. Bu kez aynı soru CHP'lilere yöneltilmiş. Onlar da, 'Biz de Salih Kapusuz'a bakıp oy veriyoruz' demiş. Fıkranın da gösterdiği gibi buradaki tehlike neye göre değil, kime göre tavır alma konusudur. Neyin savunulduğu değil kimin savunduğuna bakarsak, yeni anayasa için en büyük tehlike bu olur." Mümtaz'er Hoca ayrıca anayasanın nasıl yapıldığının, içeriğinden daha önemli olduğunu da vurguladı konuşmasında.

Sipariş Mi Değil mi?

Toplantıdaki tartışmalar, anayasa çalışmasının bir sipariş olup olmadığı noktasında odaklandı. Prof. Dr. Ergun Özbudun, sürekli bu konudaki eleştirilere ve yorumlara cevap vermek zorunda kaldı. Büyük Birlik Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Destici'nin yaptığı kıyaslama ise bilim kurulu üyelerini kızdırdı: "1982'de konsey birilerine anayasa yaptırmıştı, bugün de iktidar bir taslak hazırlaması için bir bilim kurulu oluşturdu. Milletin değil AK Parti'nin anayasası olacak endişesi var."

Destici'ye cevap veren Serap Yazıcı, kimseden sipariş almadıklarını vurguladı. AK Parti'nin sadece süreci başlattığını vurgulayarak, "Bize hiçbir yönlendirme yapmadılar. Biz 6 kişi, bugüne kadar ideal anayasa ile ilgili ne savunduysak, bu düşünceler metne yansıdı. Yazılı eserlerimiz, sözlü açıklamalarımıza bakarsanız yıllardan beri savunduklarımızı yansıttığımız görülecektir. Ben sipariş ifadesini reddediyorum. Metin okunmadan açıklama yapılıyor." sözleriyle rahatsızlığını dile getirdi.

Tam bu tartışma yatışmışken bu sefer de devreye Ali Bulaç girdi. Bilim kuruluna yönelttiği soru, ateşe kömür atmaktan farksızdı: "Askerler yerine sivil iktidarın bir grup bilim adamına anayasa hazırlatması, anayasayı sivil yapar mı? Bu ancak bilim adamları anayasası olabilir."

Bu sefer cevap vermesi gereken Özbudun hocaydı elbette. Her zamanki sakin; ancak güven veren üslubuyla, görevi Başbakan'ın isteği üzerine kabul ettiklerini; ama bundan hiçbir zaman rahatsızlık duymadıklarını vurguladı. AK Parti'nin bu ülkenin partisi olduğunu ve elinde tuttuğu Meclis çoğunluğu ile bu görevi üstlenmesinin normal bir gelişme olduğunun da altını çizerek, "Sipariş lafını sevmiyoruz. Çünkü partiden tek bir yetkili isim bile çalışmamızı yönlendirecek en ufak imada bulunmadı. Sipariş olsaydı tavırları daha farklı olurdu." diyerek, tartışmayı bitirdi. Ancak hoca, 'Asker yerine parti görevlendirince sivil mi oluyor', ifadesine içerlemişti: "Temsil sıfatı olamayan bir askerî otoritenin görevlendirmesi ile yapılan çalışmayla bunu kıyaslamak büyük haksızlık. Bu bir partinin projesi; ama geniş bir toplumsal tartışma sürecine açılıyor ve bunun neticesinde değişiklikler olabileceğini yine AK Parti taahhüt ediyor. Bu metnin, yüzde 85 temsil oranına sahip bir mecliste görüşülecek olması önemli. Mukayese bile insaflı olmaz."

Şunu Meclis'ten Geçiriverin!

Başlangıcından bu yana Abant toplantılarının vazgeçilmez isimlerinden Prof. Dr. Burhan Kuzu, bu kez Meclis Anayasa Komisyonu başkanı sıfatıyla müzakeredeydi. Renkli ve sempatik üslubuyla ortamı hareketlendirmekte gecikmedi. En ilginç anekdotu ise kendisine gönderilen anayasa taslaklarıydı. Bazı vatandaşların meseleye çok kafa yorduklarını, hatta üşenmeyip kitapçık bile hazırlattıklarını aktardı: "Bazıları o kadar iddialı ki bana gelip 'şunu meclisten geçiriverin, tartışma bitsin' diyorlar."

Burhan Kuzu'nun yönettiği oturum her zamanki gibi Ali Bulaç'a takıldı. Bulaç yine en zor soruları müzakerecilere yönelten katılımcıydı. Yeni taslağın getirdiği, kendi tabiriyle "üç illetten" bahsetti gazeteci-yazar Bulaç. Birincisi, saf liberal söylemden yola çıkması ve grup haklarını göz ardı etmesi. Kant, Mill, Locke gibi düşünürlere sürekli atıf yapılırken, Farabi, Gazali, Ebu Hanife gibi İslam âlimleri ve filozoflarının göz ardı edilmesi. İkinci illet, metin hazırlanırken AB yol haritasının belirleyici olması; hatta süreci domine edici rol üstlenmesi. Üçüncü illet ise aktüel meselelerin, anayasa metninde temel ilkelerin önüne geçmesi.

Bulaç'ın eleştirileri, Abant gündeminde önemli bir etki yaptı ve kulis sohbetlerine kadar yansıdı. Ona cevap vermek de Prof. Egun Özbudun'a düştü ister istemez. Liberal paradigmanın metinde belirleyici olduğunu kabul etti hoca; ama grup haklarını göz ardı etmediklerini söyledi. "Kendine Gazali'yi, Ebu Hanife'yi referans alanlar da tartışma sürecine katılabilir" dedi, bir tür davet de yaparak. AB'nin süreçte rol oynadığını da inkâr etmedi; ama insan haklarının Avrupa'ya özgü olmadığını da ekledi. Aktüel konulara gelince… Onları çözmeden temel meselelere geçilemeyeceğini özellikle vurguladı Özbudun Hoca: "Askerin siyasetteki ağırlığı aktüel değil mi, Kürt meselesi aktüel değil mi? Bir anayasa yapıcısı kendini bunlardan soyutlayamaz. Bunları bırakıp fildişi kulede anayasa taslağı yapmak mümkün değil. Mümkün olanın yapılmasına çalışılmıştır."

Taş Düşebilir, Ayı Çıkabilir!

Abant toplantılarına ilk kez katılan AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat, iktidar mensubiyetine rağmen sözünü sakınmayan üslubuyla herkesin dikkatini çekmeyi başardı. Aslen hukukçu olan Fırat, artık neden kendini hukukçu diye tanımlamadığını Kastamonulu yaklaşımıyla anlattı: "Kastamonulunun dediği gibi, taş düşebilir, ayı çıkabilir, tomruk inebilir bir sistemde hukukçu olmanın anlamı yok. Ben siyasetçi olmayı tercih ettim." Sivil anayasadan kastın uygarlık olduğunu da belirterek, "Ne siviller gördük beyinlerini uygarlaştıramamışlar. Biz uygar bir anayasa yapmaya çalışıyoruz." dedi.

Sipariş tartışmasını da algılamakta zorlanıyordu tecrübeli siyasetçi. Sahi 5 anayasa hukukçusu bir araya gelip bir anayasa metni yazabilir; ama 5 siyasetçi bu işi becerebilir mi? Elbette bu işi bilenler öncü bir metin yazacak. Ancak asıl önemlisi bu metnin arkasına bir siyasi irade koyabilmek. Fırat da bu noktanın altını çizdi zaten. Yoksa siyasi irade olmazsa yazılan metinler kütüphaneleri zenginleştirmekten öte bir anlam taşımıyor. Meclis kütüphanesinde bir dolu taslak bulmak mümkün. Metne son şeklini vermeden önce toplumun her kesiminin görüşlerinin dikkate alınacağını da özellikle vurgulayan Fırat, bir noktada tavizsiz olacaklarının altını çizdi: "Anayasa, demokrasi ve hukuk devleti için asgari şartları kapsayacak. Bu toplum bu kadarını kaldırmaz diyenler de var. Siyasi hayatımda, 'bu toplumun sırtından sopayı eksik etmeyeceksin' diyen çok üst düzey bürokrat gördüm. Bunlar var; ama biz bunların anayasaya müdahale etmesine izin vermeyiz."

Medyaya Başarılar Diliyorum!

Zafer Üskül Hoca'nın olmadığı bir anayasa tartışması düşünülemezdi elbette. Medyadan yana dertliydi hoca ve daha ilk sözünde sıkıntısını ifade etti. Seçimin hemen sonrasındaki Kemalizm tartışması ve devamında Hakkari'deki temasları sırasındaki açıklamaları çarpıtılınca, bu sefer söze kendine şans, medyaya da başarı dileyerek başladı, yazacakları haberler öncesinde. Siyaset ve asker konusunda uzman bir isim olan Zafer Hoca, 1961 Anayasası ile milli savunma anlayışından milli güvenlik anlayışına geçildiğini, 82 Anayasası ile de askerin sistem içindeki rolünün kurumsallaştırıldığını belirterek, bunun sonuçlarını özetledi: "Bunun darbeleri önleyeceği öngörüsü vardı. İçinde olurlarsa darbe yapmazlar mantığıydı bu ama bir şeyi gözden uzak tutmamak lazım. Meclis yasa çıkartır; onları uygulamak için bürokrasi tamimler, tebliğler yayınlar ama yasa ile tebliğler arasında ciddi farklar olduğunu görebilirsiniz. Bürokrasi siyasi iradenin koyduğu yasayı kendi uygulamak istediği şekle çevirebilir, böyle bir gücü var. Bürokrasi zaten bu güce sahipken askerî bürokrasinin bir de silahı olduğunu düşünürsek, bu rolü daha etkin oynamak isteyecektir. Ama sonuçta siyasetin bürokrasiye teslim olmaması gerekiyor."

Peki, teslim olmamak için ne yapmak lazım? Tek tek sıraladı yapılması gerekenleri Üskül Hoca… Genelkurmay başkanı milli savunma bakanına bağlansın. MGK anayasadan çıkartılsın, ne kadar gizli yönetmelik varsa kaldırılsın. Arkadan da ekledi: "Söylemek kolay, hadi yapalım; ama nasıl yapılacak, o kadar kolay değil. Çünkü deniyor ki, 'bu devleti biz kurduk, biz yaşatacağız, şu çerçevede devlet yürüyecek; başka istemeyiz.' Burada yapılması gereken sivillerin yani topumun buna sahip çıkmasını sağlamak. Bu ülkede laik, sosyal hukuk devletini istemeyen yok, cumhuriyeti istemeyen yok, o halde bazı kavramların arkasına saklanarak iktidar mücadelesi yapmaktan vazgeçelim, bunu topluma anlatmak gerekiyor. Anayasa, yasa değiştirmek çok kolay ama zihniyetleri değiştirmek çok zor. Bazı düzenlemeleri, zihniyetleri değiştirmek için dikkatli yapmak gerekiyor."

Çoğunluk, Sesini Yükseltmeli

Aslında hocanın bu sözleri, akademik hayattan siyasi hayata geçtikten sonra karşılaştığı Türkiye gerçeğini itiraf anlamına da geliyordu ve bu açıdan büyük ilgi topladı. Hatta Nazlı Ilıcak, hocayı 'törpülenmekle' bile suçlayarak, önceki cesaretini korumasını istedi. Üskül ise bu sözlere alınganlık göstermedi ve traji-komik vaziyetimizi ortaya koydu: "Nazlı Hanım'ın sözlerinden partili arkadaşlarımın faydalanmasını umuyorum. Çünkü partide bana, 'aman hocam yavaş' diyen çok oluyor. Benim cesaretimde eksilme yok; ama sessiz çoğunluk da sesini yükseltmeli. Yüzde 47 de sesini yükseltmeli. Azınlıktaki insanların sesi çok çıkıyor. Askerî güvenlik konusunda ağzını açan vatana ihanetle suçlanıyor. Bundan artık vazgeçilmesi gerekir."

Aslında neresinden bakarsanız bakın, sivil-demokratik ve katılımcı bir anayasaya kavuşmak için ülke tarihî bir fırsatla karşı karşıya. Serap Yazıcı'nın deyimiyle Türkiye belki ilk kez elitler anlaşması yerine, toplum sözleşmesi özelliği taşıyacak bir anayasaya kavuşacak. Demokrasi sadece hukuk mühendisliği teklifleri ile gelişmiyor. Sivillerin, sivil bir anlayışla inisiyatif alması, demokrasinin kurumsallaşması için şart. Abant'ın özeti şu; Türkiye bu tarihî fırsatı iyi kullanmalı, 21. yüzyılda da otoriter ve vesayetçi bir anayasa ile yönetilmek istemiyorsa eğer…

Anayasa Buluşmasının Öğrettiklerinden Bir Kesit…

  • Türkiye'de yapılan araştırmalara göre halkın büyük çoğunluğu laik bir rejimi benimsemiş durumda ve bu rejimi korumak için müstahkem kalelere artık ihtiyaç yok.
  • Çankaya için mutlak tarafsızlığı savunanlar, o zaman siyaset dışından isim arayacak ama bu tarafsızlık garantisi mi? Sezer örneği var, bir kesim tarafsız buluyor; ama büyük bir kesim de fevkalade taraflı buluyor. Mutlak tarafsızlık arayışı anlamsızdır.
  • Cumhurbaşkanını halkın seçmesi sağlanmalı; ama yetkileri parlamenter rejim çerçevesinde daraltılmalı. Finlandiya, Avusturya ve Slovenya gibi parlamenter rejim olup da cumhurbaşkanını halkın seçtiği ülkeler var. Yetkileri kısıtlı olursa, halkça seçilmesi rejimin niteliğini etkilemez.
  • Anayasa Mahkemesi üyelerinin seçiminde Meclis'e de söz hakkı vermek, dünyadaki demokratik rejimlerde yaygın bir uygulamadır. Türkiye haricinde dünyada anayasa mahkemesi üye seçimini tamamen parlamento dışında tutan ülke bulunmuyor.
  • Yeni anayasada devletin kutsallığı kabul edilmiyor, bu olursa bireyi ve hukuk devletini koruyamayız. Kutsal olan devlet sorgulanamaz. Devletin görevi, bireyin haklarını güvence altına almak, insan haysiyetini korumak, kişilerin hak ve hürriyetleri kullanmaları yönündeki engelleri kaldırmaktır.
  • Yeni anayasada devlet, hukuk devleti açısından kayıt altına alınıyor. Devletin bütün eylem ve işlemleri hukuki kayıt altında olmalı. 82 Anayasası'nda böyle bir durum yok.
  • Siyaset kurumu çok fazla kötüleniyor. Bu kadar siyaseti dışlarsanız vesayet rejimi arıyorsunuz demektir. Halk siyasi olgunluğunu defalarca kanıtladı. Vesayetçi demokrasi mi yoksa tam demokrasiye mi taraftarız, buradaki temel soru ve tartışma budur.
Yorumlar
Yeni Ekle RSS
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.

3.20 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

Son Güncelleme ( 26.11.2007 )
 
< Önceki   Sonraki >

Multimedya

Mü'min Ufkunda "Çevre"

Seyredin

Hicret, Ric'at ve Mukaddes Hüzün

Seyredin

En Önemli Vazife

Dinleyin

Fethullah Gülen Belgeseli-1: Ümit Yolcusu

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-2: Sevgi Okulları

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-3: Hoşgörü ve Diyalog

Seyredin

Salihli Vaazı - 1979

İndirin

Kur'ân ve İlim Konferansı - 1976

İndirin

Küçük bir şey başarınca her şeyi başaracağını zannetmek şeytanî bir vehimdir.
Advertisement
Fethullah Gülen Web Siteleri