Gökler Ötesinde Verilen Sözün Gereği: İmanlı Eğitim Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 26
Kötüİyi 
Musa Hûb, fgulen.com   
27.11.2007

Musa HûbEğitim Hizmetlerine Sahip Çıkmak Ne Demektir?

2. Elest Bezmindeki Ahd ü Misak'a Vefalı Olmaktır

Bu kutsal eğitim hizmetlerine sahip çıkmak, ezel cânibinde elest bezminde "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" ilahî sualine verdiğimiz "Belâ! Evet!" sözüne sadakatin nişanesidir, onun gereklerinden birisidir. Şöyle ki: Ahd; "Bir şeyi korumak ve hâlden hâle onu muhafaza etmek" mânâlarına gelir. Ahd ü Mîsâk ise ezelde Allah'a verilen sözdür. Hazreti Ali: "Ben, Rabbime verdiğim ahd ü mîsâkı hatırlıyorum." demiştir. İslâmî ıstılâhta "ahd ü misak" denilince, ruhlar âleminde Allahû Teâla ile insanlar arasında tahakkuk eden "mukavele" kastedilir. (Abdülaziz el-Buhari, Keşfü'l-Esrar, IV/238, İst. 1308). Bu ahd-ü misak sadece müslümanlarla değil, bütün insanlarla tahakkuk etmiştir. (Molla Hüsrev, Mir'at el-Usûl fi şerh-i Mirkati'l-Vüsûl, I/591, İst.1307). Bu ahd ü misak olayının gerçekleştiği zamana da "elest bezmi" veya "kâlû belâ vakti" denilmiştir ki bu kelimeler, esasen Ahd-ü Misak âyetlerinde geçmektedir:

"Rabbinin Âdem evlatlarından, misak aldığını da düşünün: Rabbin onların bellerinden zürriyetlerini çıkarıp almış ve onların kendileri hakkında şahitliklerini isteyerek "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" buyurunca onlar da "Elbette!" diye ikrar etmişlerdi. Kıyamet günü "Bizim bundan haberimiz yoktu!", yahut: "Ne yapalım, daha önce babalarımız Allah'a şirk koştular, biz de onlardan sonra gelen bir nesil idik, şimdi o bâtılı başlatanların yaptıkları sebebiyle bizi imha mı edeceksin?" gibi bahaneler ileri sürmeyesiniz diye Allah bu ikrarı aldı." (A'raf 7/172-173).

"Bu âyette Cenab-ı Allah, Kendisini Rab kabul ettiklerine dair insanlardan ikrar aldığını bildirmektedir. (...) İnsanlığın babası Hz. Âdem'in sulbünden kıyamete kadar gelecek bütün zürriyetini çıkarıp onlara: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" dedi. Onlar da: "Elbette" dediler. Ve o gün takdir kalemi, kıyamete kadar olacak şeyleri yazdı, bitirdi... (Bu olayı böylece bize hadis-i şerifler de haber vermişlerdir.) "Allah rûhlar aleminde bu ilk ahdi almış olup, bizlerin "kalû belâ"dan beri müslüman olmamıza mani yoktur. Allah'ın kudreti böyle yapmayı dilemişse öyledir."

"Bu âyet-i kerime'de iki husus vardır: Birincisi, Allahû Teâla'nın ikrarıdır. İkincisi, insanların kendi nefislerine şahid tutulmasıdır. Bu "Ahd-ü Misak'ın" tabii sonucu olarak insanların yerine getirmesi gereken vazifeler ortaya çıkmıştır." (M. Hüsrev, I/591). O vazifelere "emanet" denilmiştir. İşin nirengi noktası şu: Ahd ü Misakın mutlak iktizası ve muhakkak neticesi ise insanın kutsal emaneti yüklenmesi olmuştur. Nitekim Kur'ân-ı Kerim'de: "Biz emaneti göklere, yere ve dağlara arz (ve teklif) ettik de, onlar bu emaneti yüklenmekten çekindiler, bundan endişeye düştüler. İnsan(a gelince, o tuttu) bunu sırtına yüklendi." (Ahzab, 33/72) buyurulmaktadır. Müfessirler, bu âyet-i kerimede zikrolunan emanet'in, tekalif-i ilâhiyye'nin cümlesi (ilâhi tekliflerin tamamı) olduğu hususunda müttefiktirler.

Fıkıh Usûlü'nde 'Emanet', Hâlık'ın ve mahlukatın hukukunun insandan istediği mükellefiyetlerin genel ismidir. (M. Hüsrev, I/591). Hz. Enes 'den rivayet edilen "Emanete riayeti olmayanın imanı yoktur, ahde vefası olmayanın da dini yoktur." (Beyhakî, es-Sünenü'l-Kübra, 9/231, Beyrut, ty.) hadis-i şerifinin ilk ve asıl manası budur. Emanet ve ahde vefâ; tâ ruhlar âleminde gerçekleşen "zimmet"e gider dayanır. Umumi kaidedir ki: "Kişi ikrarı ile muâheze olunur." (Ö.N. Bilmen, Hukuk-ı İslamiyye ve Istılâhât-ı Fıkhıyye Kamusu, 1/281, Mad. 79, İst.1976; A.H. Berkî, Açıklamalı Mecelle, s.26, 2. Bsm, İst., 1979). İkrar ile muaheze, ahde vefa ile yakından ilişkilidir. Çünkü her söz ve taahhüd, sorumluluğu da beraberinde getirir. Kur'ân-ı Kerim'de: "...Bir de ahdi yerine getirin. Çünkü ahid, sorumluluktur (ahidler sahiplerine sorulacaktır)." (İsrâ, 34). "Karşılıklı muahede yaptığınız vakit, Allah'ın ahdini yerine getirin. Sapasağlam ettiğiniz yeminleri bozmayın, (Nasıl olur ki) üzerinize Allah'ı kefil yapmıştınız. Şüphe yok ki, Allah ne yapacağınızı bilir." buyurulmuştur. (Nahl, 91).

"Kıyamet günü, Allah, öncekileri ve sonrakileri birleştirip topladığı zaman her vefasız için, onu tanıtan bir bayrak dikilir ve: "Bu falan (oğlu falanın gadridir) vefasızlığıdır!" denilir." (Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizî). Ahde vefa'nın zıddına 'gadr' denilir. Ğâdir, gadredendir, zulmedendir. Küfür ve şirk, ruhlar aleminde verilen ahd ü misaka "itikadî vefasızlık"tır ve en büyük zulümdür ki yüklendiği kutsal emaneti inkar ile zâyi eden kâfirler, hem kendilerine hem de o kutsala zulmeden "zâlim insan"lardır. Küfran-ı nimet ve isyan ise o ezelî ahd ü misaka "amelî bir vefasızlık"tır ve haramdır ki yüklendiği kutsal emanete hakkıyla riayet edemeyen "câhil insan"lardır. Bir büyük zatın "Ve insan aldandı!.." sözünün manası bu olsa gerektir. İman ve salih amel ise, o ezelî ahd ü misaka itikadî ve amelî bir vefakârlıktır, ebedî sadakattir. Herşeye rağmen insaniyet ve kainatın yaratılış ille-i gâyesinin neticesi peygamberler ve salih mü'minlerdir bunlar. Salihler, yani "nefsini ıslah etmeyen başkasını ıslah edemez" fehvasınca, hem kendisini, hem de başkalarını ıslah için seferberlik halindekiler. "Mü'minlerden öyle yiğitler vardır ki, Allaha verdikleri söze sadık kalmışlardır." (Ahzab, 23).

Ezelî ahd ü misaka vefa, evet... Nasıl ki bir fabrikada ürün imal edildikten sonra en son ona, şirketin amblemi vurulur. O bir nevi mühürdür, ait olduğu yapım yerini bildirir. Öyle de: İnsanlığın yaratılış tarihinin başında gerçekleşen bir sikke, bir turra veya bir damga hadisesidir bu, belâ ikrarı. Fakat bu mühür, ahsen-i takvim yaratılan insanoğlunun bedeniyle-ruhuyla bütün cüz'lerine işlenmiştir; dahası, bizzat o mahiyetin kendisine de ikrar ettirilmiştir, bizzat kendisine itiraf ve ilan ettirilmiştir, "Benim Rabbim Allahtır!" deyü. "Belâ!" sözü, imanın birinci rüknüdür, ilk aşamasıdır. Malumdur ki: İman; kalb ile tasdik, dil ile ikrar ve cevarihle ameldir. Mevzumuz perspektiğinden bunun açılımını yapacak olursak: İmanımızın üç aşaması nokta-i nazarından: Birincisi; Elest bezmindeki "belâ!" deyişimiz, kalb ile tasdikimizdir. İkincisi; Ezeldeki o vicdanî/kalbî/ruhî tasdikimizi bu dünyada kelime-i şehadetle izhar etmek ise dil ile ikrarımızdır. Bu ikisi imanın iki ana rüknüdür. Üçüncüsü ise bu iki rüknün varlığının en güçlü delili ve hüccet-i bâliğasıdır ki, sözkonusu ezelî tasdikimizi ve şehadet alemindeki şühûdî ikrarımızı, amellerimizle tatbik etmek/ilan etmektir. Diğer bir ifade ile: İmanın mükellefiyetinin neticesi İslam'ı yaşamak, dinin emir ve yasaklarına uymaktır. Bu tebaiyet ise kendisini talim ve terbiye ile mümkün kılar. Öğrenmek ve eğitim almak ile!

İşte Elest bezminde Allah'ı rab olarak kabul etmek demek, onun rububiyetine teslimiyet, rububiyetinden memnuniyet ve rububiyetiyle terbiyeyi kabul etmek demektir ki, bunun dünyadaki yansımalarından birisi de elbette imanlı eğitim-öğretim olmaktadır. "Rabbim beni terbiye etti ve edebimi de güzel etti." buyuran o edep timsali Allah Rasülü'nün ardında o rububiyetin terbiyesi, te'dîbi, ta'lîmi ile terakki etmek ve kemale ermek hedefinde ve ödevinde olduğumuz muhakkak. Pırıl pırıl meleğ-i insânîlerden oluşan bir nesil yetiştirme görevi var üzerimizde. Bugün cihan çapındaki imanlı eğitim gönüllülerinin sunduğu hizmetler, işte tâ ezel câibinde kâlû belâ'da verilen ahd ü misakın yeryüzü gereklerinden birisidir, belki de birincisidir. Bu kutsal eğitim hizmetlerine maddî-manevî sahip çıkmak ve "yapacağız, edeceğiz, vereceğiz, bulacağız" mealinde verilen sözlerde durmak, Elest bezmindeki "Belâ!" ahd ü misakımıza sadakatin en bariz delillerinden ve en şeffaf göstergelerinden birisi olmaktadır.

Yorumlar
Yeni Ekle RSS
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.
ömer   |2007-11-28 08:16:13
çok güzel

3.20 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

Son Güncelleme ( 08.07.2008 )
 
< Önceki   Sonraki >

Multimedya

Nasıl Keyfiyet Kazanılır?

Seyredin

Peygamberlerin Hususiyetleri

Seyredin

His Felcinin Sebepleri

Dinleyin

Secde İzindeki Tehlike

Dinleyin

Edremit Vaazı - 1974

İndirin

Berlin Konferansı - 1977

İndirin

İnsan, çok defa başkalarına kendi gönül adesesiyle bakar; oradaki sisler ve dumanlarla da her şeyi ve herkesi bulanık görür. Onun bu hâliyle verdiği kararlar ise, bütün bütün karanlık ve merhametsizce olur. Doğrusu, bu hâle düşmüş bir bencil, etraftaki her şeyi mahvolup gitmiş sanır; ama, aslında mahvolup giden, onun kendisidir.
Advertisement
Fethullah Gülen Web Siteleri