|
Türkiye'de okulların durumu bir kesimce farklı bir şekilde tartışılıyor. Onlara göre buralarda verilen eğitimin kalitesi, mezun olan talebelerin meslekî vasıfları, üniversitelerin dünya standartlarında olup-olmadığı gibi konuların hiç önemi yok.
Bunlar tamamen görüntüyle meşguller ve gölge boksu yapar gibi hiçbir maddî bilgiye dayanmayan konuları hem de gürültülü bir şekilde tartışıyorlar. Ve lâfı dönüp-dolaştırıp Fethullah Gülen'e getiriyorlar. Gökten düşecek taştan bile O'nu sorumlu tutmaya hazırlar! Devletin elinde 'üniversitelerin tarikatlar ve ışık evler tarafından kuşatıldığına' dair bir bilgi var mı? Yoksa bu konu bazıları tarafından birilerinin ellerine bilgi çarpıtmak için mi veriliyor? Peki, bu yanlış bilgiyi gürültülü ve provokatif bir şekilde kürsüde seslendirenler kullanılma endişesi taşımıyorlar mı? Yoksa hallerinden memnunlar mı? "Onlar insafa gelir mi gelmez mi bilemeyeceğim. Fakat bildiğim bir şey var ki, isnad, itham ve iftiralarla atılmaya çalışılan çamur asla tutmayacak ve kamu vicdanı doğru ile yalanı mutlaka ayırt edecektir. Çünkü ehl-i insaf da takrir etmektedir ki, bizim, Allah'ın rızasından ve milletimizi dünya muvazenesinde hak ettiği yere taşımaktan başka bir isteğimiz olmamıştır ve olmayacaktır. Dinime ve milletime hizmet duygusu benim biricik sevdamdır; o bütün bütün ufkumu kaplıyor ve bana başka arayışların ardına düşme ihtiyacı bırakmıyor. Zaten bu sebeple, dünya namına bir şeye sahip değilim ve kendime ait bir evim bile olmadan ötelere yürüme muradındayım. Bir başka münasebetle dediğim gibi, 'Kendime ait bir zeytin dalım bile yoktur. Eğer olsaydı, onu da barışın remzi olarak hasmâne tavır takınanlara uzatırdım'." (Fethullah Gülen) Fethullah Gülen etrafında koparılan haziran fırtınasında bunu yaşamıştık. Ellerine ne verilmişse yazmış ve okumuşlardı. 'Maskeli balon' veya 'iftiranın değişmeyen mantığı'. "Kasetlerde anlattıklarım bazıları tarafından kesildi, biçildi, değişik montajlarla farklı kalıplara sokuldu ve sözlerimde çıkarmalar, eklemeler yapılarak hiç düşünmediğim şeyler söylemişim gibi neşredildi. Mesela o kasetlerin bir yerinde "Allah CHP'nin belâsını versin, diyemezsiniz" diyorum. Cümlenin sonundaki "diyemezsiniz" kelimesini çıkarmış ve ben "Allah, CHP'nin belasını versin." demişim gibi neşretmişlerdi". (Fethullah Gülen) Yine hatırlayacaksınız Cumhurbaşkanı Gül, bir rektör adayıyla ilgili kendisine gelen bir bilgi notunun yanlışlığından bahsetmiş ve sonra kamuoyunda 'acaba daha önceki dönemde üzeri çizilen birçok insan böyle bir yanlış bilgilendirmeye mi kurban gitmiş?' sorusu yüksek sesle sorulmaya başlamıştı. Bu kuşatma problemi başka bir kesimce de farklı bir şekilde seslendiriliyor biliyorsunuz. Varlığı mahkemelerce ortaya çıkarılamayan ışık evlerin yanında Türkiye'de açılmış 40 bin kilise ev var bunlara göre. Tek tek saymış ve bu net rakama ulaşmışlar. Muhtemelen bu neo-haricilerin kilise evler dedikleri evler ışık evler. Herkese 'diyalog' dedirtemeyiz, 'hoşgörü', 'konuma saygı' dedirtemeyiz. Siz Türkiye'de bile herkesi hoşgörü atmosferine taşıyamıyorsunuz. Hatta bazen Abdulkadir Geylanî'nin yolunda olduğunu söyleyen insanlar dahi, 'Bunlar hoşgörü, diyalog diyerek milleti Hristiyanlaştırıyorlar' diye her yere şikâyet ediyorlar sizi. Sizinle uğraşmayı, aleyhinizde olmayı, kâfirle uğraşmak ve küfrün aleyhinde olmaktan daha önemli bir vazife gibi görüyorlar. (Fethullah Gülen) Görünüşe göre ışık ev de kilise ev de mevcudiyetleri gösterilene kadar boks torbası olmaktan kurtulamayacak. Kuşatmacı mantık sonra ışık evlere karşı Millî Eğitim Bakanı'nı göreve çağırmış ama bundan da çok ümitli değilmiş. Çünkü Bakan bey ışık ev taraftarıymış. Bu varlığı belli-belirsiz evlerde kalanların karıştığı adlî bir hadise varsa vazifeli olan adliye, emniyet gereğini zaten yapacaktır. Millî Eğitim Bakanı'nın işi değil bu. Laf ola beri gele hesabı onları iş bilmezler olarak göstermenin ne kuşatmacı mantığa ne de başkalarına faydası var. Artık devir ülke ve insan için bir şeyler üretme devri. 'Vefa umarken candan/Doldu gözüm hicrandan/Kaldım yaya dermandan...' Biliyor musunuz, kaç defa odama girmiş, bu sözleri gözyaşlarıyla terennüm etmişimdir. Vefa umduğum birinin vefasızlığı karşısında kaç gece inlemişimdir. Ah vefa... (Fethullah Gülen)
Bu sayfadaki görüşler yazarın kendi düşünceleri olup Fethullah Gülen tarafından yazılmamaktadır. İktibaslar ise Fethullah Gülen'in daha önce yaptığı açıklamalardan alınmaktadır.
|